Bu haftaki köşe yazımda sizlerle, siyasette atılan her adımın neden vatandaşın yaşamını, ekonomiyi ve toplumun ruh halini düşünerek atılması gerektiğini konuşacağız. Çünkü bugün yaşanan ekonomik sıkıntılar artık sadece rakamlardan ibaret değil; evine ekmek götürmeye çalışan babanın, çocuğunun istediğini alamayan annenin, gelecek kaygısıyla yaşayan gençlerin hayatına doğrudan dokunan bir mesele haline geldi. Doların yükselmesi, altının durmadan artması, işsizliğin büyümesi ve geçim sıkıntısının her geçen gün daha ağır hissedilmesi toplumun psikolojisini de derinden etkiliyor. Özellikle gençlerin hayal kurmakta zorlandığı, umutlarını yavaş yavaş kaybettiği bir dönemde yaşıyoruz. İşte tam da bu yüzden siyasetin dili, alınan kararlar ve atılan adımlar çok daha dikkatli olmalı. Çünkü güçlü toplumlar sadece ekonomik verilerle değil, umut eden insanlarla ayakta kalır.
Siyasette atılan her adımın merkezinde vatandaşın hayatı olmalı. Çünkü yapılan her açıklama, verilen her karar ve kurulan her cümle artık sadece ekranlarda kalmıyor; doğrudan pazara, mutfağa, kiraya, faturaya ve insanların ruh haline yansıyor. Bugün sokakta yürüyen insanların yüzüne baktığınızda bunu açıkça görebiliyorsunuz. Herkesin içinde görünmeyen bir yorgunluk var. İnsanlar artık sadece geçim sıkıntısı çekmiyor, aynı zamanda gelecek kaygısıyla yaşamaya çalışıyor.
Bir kahvehaneye oturduğunuzda emeklinin konuştuğu konu aynı, taksideki şoförün anlattığı dert aynı, üniversite öğrencisinin korkusu da aynı oluyor. Dolar yükseliyor, altın durmadan artıyor, borsa bir gün çıkıp ertesi gün sert düşüyor. Ekonomideki her dalgalanma önce rakamlara, sonra insanların hayatına çarpıyor. En ağır yükü ise yine dar gelirli vatandaş taşıyor.
Geçen gün markette yaşlı bir amcanın kasada ürün eksilttiğine şahit oldum. Elindeki yoğurdu bırakırken gözlerini kaçırdı. Kasiyer hiçbir şey söylemedi ama o kısa sessizlik aslında bu ülkenin ekonomik fotoğrafı gibiydi. İnsanlar artık ihtiyaçlarını değil, sadece yetişebildiklerini alabiliyor. Bir annenin çocuğunun istediği şeyi alamaması kadar ağır bir duygu yoktur. İşte ekonomideki her yanlış adım önce o annenin yüreğine dokunuyor.
Gençler açısından tablo daha da ağır. Eskiden insanlar hayal kurardı. Şimdi birçok genç bırakın hayal kurmayı, yarınını bile planlayamıyor. Üniversiteyi bitiren genç iş bulamıyor, çalışan genç aldığı maaşla ev kuramıyor. Bazıları yurt dışına gitmenin yollarını arıyor, bazıları ise odasına kapanıp sessizce umudunu kaybediyor. Oysa bir ülkenin en büyük serveti gençlerinin enerjisidir. Eğer gençler geleceğe inanmıyorsa, o toplum sadece ekonomik değil, ruhsal olarak da yorulmaya başlamıştır.
Siyasetin dili de artık daha dikkatli olmalı. Çünkü toplum zaten gergin. İnsanlar her gün sosyal medyada kavga, televizyonda tartışma, sokakta stres görüyor. Bu kadar ekonomik baskının olduğu yerde öfke büyüyor, tahammül azalıyor. Trafikte insanlar birbirine daha çabuk sinirleniyor, aile içindeki tartışmalar artıyor, boşanmalar çoğalıyor. Çünkü ekonomik kriz sadece cebi değil, insan psikolojisini de etkiliyor.
Bir esnaf arkadaşım geçenlerde “Eskiden siftah yapmadan dükkân kapatmazdık, şimdi bazen bütün gün müşteri girmiyor” dedi. Bunu söylerken gözlerinin dolması beni çok etkiledi. Çünkü mesele artık sadece para değil; insanların emeğinin karşılığını alamaması. Bu ülkede insanlar çalışmaktan değil, karşılığını görememekten yoruldu.
Bu yüzden siyasette atılan her adımda toplumun ruh hali düşünülmeli. Ekonomi sadece grafiklerden ibaret değildir. Ekonomi, evine et götüremeyen babadır. Ekonomi, çocuğuna harçlık veremeyen annedir. Ekonomi, mezun olduğu halde iş bulamayan gençtir. Eğer insanlar geleceğe umutla bakamıyorsa, yapılan hiçbir tartışmanın anlamı kalmaz.
Bu ülkenin yeniden umut veren cümlelere ihtiyacı var. İnsanların birbirini suçlamaya değil, birbirini anlamaya ihtiyacı var. Çünkü vatandaş artık kavga değil çözüm görmek istiyor. Daha sakin, daha üretken, daha güven veren bir siyaset dili belki de bugün her şeyden daha değerli.
Eskiden insanlar ay sonunda kenara üç beş kuruş koyabilirdi. Şimdi ayın ortası geldiğinde kredi kartının limiti düşünülüyor. Birçok evde artık çocukların yanında para konuşuluyor. Çünkü gizlenecek bir taraf kalmadı. Elektrik faturası, doğal gaz, okul masrafı derken insanlar yaşamayı değil, yetişmeyi düşünür hale geldi. Böyle bir ortamda toplumun mutlu, huzurlu ve üretken olmasını beklemek gerçekçi olmaz.
Geçtiğimiz aylarda genç bir taksi şoförüyle sohbet ettim. Üniversite mezunuydu. “Abi ben bu bölümü okurken başka bir hayat hayal etmiştim” dedi. Sonra da telefondaki iş başvurularını gösterdi. Yüzlerce başvuru yapmış ama geri dönüş alamamıştı. Direksiyon sallarken bile aklında başka bir hayat vardı. İşte bugün birçok genç tam olarak böyle hissediyor. Yaşadığı hayatla kurduğu hayal arasında büyük bir uçurum oluşmuş durumda.
İnsanlar artık küçük mutlulukları bile hesaplayarak yaşamaya başladı. Bir aile dışarıda yemek yemeden önce fiyatlara bakıyor, bir genç arkadaşlarıyla kahve içmeye giderken iki kez düşünüyor. Oysa hayat sadece nefes almak değildir. İnsan biraz da yaşadığını hissetmek ister. Bu yüzden ekonomik meseleleri sadece rakamlarla değerlendirmek büyük hata olur.
Devleti yöneten herkesin artık şunu görmesi gerekiyor; vatandaşın sabrı kadar psikolojisi de yoruldu. Toplumun yeniden güvene, istikrara ve umut veren bir tabloya ihtiyacı var. Çünkü umut kaybolduğunda sadece ekonomi değil, insanların içindeki yaşam sevinci de eksiliyor.
Bugün artık insanlar çocuklarının geleceğini konuşurken bile tedirgin oluyor. “Acaba iyi bir eğitim alsa bile iş bulabilecek mi?” sorusu birçok anne babanın ortak korkusu haline geldi. Bu korku büyüdükçe insanlar içine kapanıyor, toplum daha mutsuz bir hale geliyor. Oysa güçlü ülkeler sadece yollarla, binalarla değil; umutlu insanlarla ayakta kalır.
Ben hâlâ bu toplumun toparlanabilecek gücü olduğuna inanıyorum. Çünkü bu ülkenin insanı çalışkandır, üretkendir ve dayanıklıdır. Yeter ki vatandaşın sesine gerçekten kulak veren bir yönetim tarzı olsun ama YOK. İnsanlar artık hamasi sözler değil, hayatına dokunan çözümler görmek istiyor. Daha adil bir ekonomi, daha sakin bir toplum ve geleceğe güvenle bakabilen gençler için atılacak her doğru adım, bu ülkenin yarınını yeniden ayağa kaldıracaktır.
Çünkü insan umut edebildiği sürece güçlü kalır. Ama umut kaybolursa en büyük yorgunluk orada başlar. Siyasette akıl almaz hamleler bizi hayallerden koparıyor ve yarını düşündürüyor . Bugün ihtiyaç duyduğumuz şey birbirimizi suçlamak değil, aynı sofrada oturup ortak akılla çözüm arayabilmektir. Vatandaşın yüzünün güldüğü, gençlerin yeniden hayal kurabildiği bir Türkiye mümkün. Bunun yolu da siyasetin her adımında insanı merkeze koymaktan geçiyor. Çünkü güçlü devlet, vatandaşının huzurunu koruyabilen ve geleceğe güven verebilen devlettir her zaman. Bunu unutmamalıyız.
Tüm okurlarımın ve kıymetli ailelerinin Kurban Bayramı’nı en içten dileklerimle kutluyor; sağlık, huzur, bereket ve umut dolu nice bayramlar diliyorum. Birlikte daha güzel yarınlara ulaşabilmek dileğiyle…
Bu Ülkenin İnsanları Çok Yorgun!!
Burçin Gülbenk
Yorumlar
Trend Haberler
Ankara'da Ücretsiz 19 Mayıs Konserleri Başlıyor: Hangi Sanatçı Hangi İlçede?
Keçiören’de 19 Mayıs coşkusu Sefo konseriyle yaşanacak!
Rasim Ozan Kütahyalı Tutuklandı
Televizyonda Yaprak Dökümü: 4 Dizi İçin Final Kararı! İşte Ekrana Veda Tarihleri
Ankara'da Pursaklar'da Ölümlü Kaza!
Tuncay Şaş’tan 19 Mayıs Mesajı