Bazen insan saatlerce yazar, sonra dönüp yazdıklarına bakar ve içinden sadece bir kelimeyi siler. Dışarıdan bakan biri bunun ne önemi var diye düşünebilir. Sonuçta silinen sadece bir sözcüktür. Ama işin gerçeği öyle değildir. Bazen bir kelime gider, onunla birlikte bütün şiir de dağılır.
Ben buna “bir sözcüğün darbesi” diyorum.
Şiir yazmayanlar bunu anlamakta zorlanabilir. Çünkü onlar ortaya çıkan son metni görürler. Oysa o metne gelinceye kadar kaç defter kapanmıştır, kaç sayfa buruşturulup çöpe atılmıştır, kaç cümle yarım bırakılmıştır, bunu yalnızca yazan bilir.
Şairin en büyük mücadelesi ilham bulmak değildir. Asıl mücadele, o ilhamı bozmadan kâğıda aktarabilmektir. İşte en zor olan da budur.
Bir şiirin içinde her kelimenin bir yeri vardır. Nasıl ki bir evde taşıyıcı kolonlardan biri zarar görürse bütün yapı sallanır, şiirde de bazı sözcükler taşıyıcıdır. Onlar yerinden oynadığı anda mısralar birbirini tanımamaya başlar.
Bazen öyle olur ki saatlerce uğraştığınız bir şiiri sadece bir kelime yüzünden yeniden yazarsınız. Çünkü o kelime oraya ait değildir. Anlamı doğrudur ama sesi yanlıştır. Sesi doğrudur ama duygusu eksiktir. Duygusu vardır ama ritmi bozar. Şiir, bu uyumsuzluğu hemen hisseder.
Şiir aslında çok hassastır. Kırılgandır. Onu zorlayamazsınız. İkna edemezsiniz. Kandırmaya da çalışamazsınız. Eğer bir yerde yanlış bir sözcük varsa, şiir akışı bırakır.
Yazarken bazen durup uzun uzun tek bir kelimeyi düşündüğüm olur. Sözlüğe bakarım. Eş anlamlılarına bakarım. Defalarca okurum. Sonunda ilk yazdığım kelimeyi yeniden yerine koyarım. Çünkü bazen aradığımız şey yeni bir kelime değil, doğru kelimenin değerini anlamaktır.
Eskiler “Söz gümüşse sükût altındır.” demiş. Bu söz sadece konuşmak için değil, yazmak için de geçerlidir. Bazen yazmadığımız cümle, yazdığımız cümleden daha değerlidir. Çünkü eksiltmek de yazmanın bir parçasıdır.
Şiir, eskimiş kelimelerle yeni bir dünya kuramaz.
Ben şiir yazarken önce kelimeleri dinlemeye çalışıyorum. Çünkü her kelimenin bir sesi vardır. Bir ağırlığı vardır. Bir geçmişi vardır. Bazı kelimeler çocukluk taşır. Bazıları yalnızlık. Bazıları hasret. Bazıları da insanın içine hiç fark ettirmeden bir hüzün bırakır.
Şair, sadece kelime seçmez. Aynı zamanda o kelimelerin birbirine nasıl bakacağını da belirler. Yan yana gelen iki sözcük bazen hiç beklenmedik bir anlam doğurur. Bazen de saatlerce uğraştığınız iki güzel kelime birbirini öldürür. İşte şiirin sırrı biraz da burada gizlidir.
Yazarken en büyük düşmanlardan biri acele etmektir. Şiir aceleyi sevmez. Zorlamayı da sevmez. Bazı dizeler bir gecede gelir. Bazıları aylarca bekler. Beklemeyi bilmeyen, şiirin olgunlaşmasını da bekleyemez.
Bazen bana, “Şiir yazmak zor mu?” diye soruyorlar. Ben de hep aynı cevabı veriyorum.
Şiir yazmak zor değildir.
Zor olan, gerçekten iyi bir şiir yazabilmektir. Gerçekte anlatmak istediğin ile okuyucu arasında sağlam bir köprü kurabilmektir.
Çünkü herkes kelime yazabilir. Ama herkes kelimelere ruh veremez.
Hele bir de şiir siparişi verenler var ki…
İşte “Darbe” adlı şiirim de böyle bir duygudan doğdu. Ben orada bir ülkeyi, bir olayı ya da bir gündemi anlatmadım. Ben, şiirin kendi içinde yaşadığı kırılmayı anlattım. Bir tek sözcüğün gelip bütün düzeni bozmasını anlattım. Kalemin durmasını, mısraların birbirine yabancılaşmasını, şiirin nefesinin kesilmesini anlattım.
Aslında bu sadece şiirin hikâyesi değildir. Hayatımız da biraz böyledir. Bazen bir söz söylenir ve yıllarca unutulmaz. Bazen tek bir cümle, bir dostluğu bitirir. Bazen tek bir kelime, insanın içinde kapanmayan bir yara açar.
Demek ki kelimeler sandığımız kadar masum değildir.
Onlar bazen yarayı sarar. Bazen de yaranın ta kendisi olur.
Belki de bu yüzden yazarken de konuşurken de kelimelerimize sahip çıkmalıyız. Çünkü ağızdan çıkan söz geri dönmez, kâğıda düşen söz ise yıllar sonra bile bir insanın yüreğine dokunabilir.
Yazının başında söylediğim gibi…Bazen sadece bir sözcük girer araya.
Ve insan, yeniden en baştan yazmak zorunda kalır.
Darbe!
Bir sözcük girer araya,
Ansızın çarpar yüreğe.
Sarsılır masadaki harfler,
Düşer dizeler birer birer,
Darmadağın olur heceler.
Bir sözcük girer araya,
Gölge düşer anlamlara.
Ne heves kalır satırlarda,
Ne umut taşır virgüller,
Kırılır hepsi bir anda.
Bir sözcük girer araya,
Koparır şiirin nefesini.
Kalemin ucu titrer önce,
Sonra susar kelimeler,
Unutur şair kendini.
Bir sözcük girer araya,
Açar içinde derin bir yara.
Oysa bir cümleyi kurmak
Bir ömrü toplamak gibiydi,
Hepsi savrulur havaya.
Bir sözcük girer araya,
Öyle bir tekme vurur ki ana fikrine.
Toparlanamaz artık mısralar,
Şiir küser, defter kapanır,
Acı kalır şairin iliklerinde.
17.11.2025-Fethi Akın