CHP’nin başına mahkeme kararıyla yeniden dönen Kemal Kılıçdaroğlu’nun Gaziantep’te yaptığı açıklamalar, siyaset gündeminde yeni bir tartışma başlattı.

Nisan 2028’de erken seçim yapılmasına karşı çıkmayacağını ve anayasa değişikliğinin de tartışılabileceğini söyleyen Kılıçdaroğlu’nun bu yaklaşımı, CHP’nin siyasi çizgisi ve seçmenle kuracağı ilişki açısından önemli soruları beraberinde getiriyor.

Kılıçdaroğlu ne diyor?

“Nisan 2028’de yapılacak bir erken seçim teklifine karşı çıkmayız. Ayrıca Anaysa Değişikliği içinde tartışmaya açığız”

İlk bakışta bunlar, siyasi müzakereye açık bir yaklaşımın işareti olarak değerlendirilebilir. Ancak mesele, yalnızca erken seçime hangi tarihte gidileceği ya da anayasanın değiştirilip değiştirilmeyeceği değil. Asıl soru, bu açıklamaların siyasi sonuçlarının ne olacağı ve CHP’nin seçmenine nasıl bir gerekçe sunacağı.

Çünkü Türkiye’de erken seçim tartışması, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın yeniden adaylığı meselesinden bağımsız ele alınamıyor. Anayasa değişikliği konusu da aynı tartışmanın merkezinde yer alıyor.

Kılıçdaroğlu’nun CHP’sinin bürüt 44 milletvekili var. Ancak net bu sayı 19-21 arasında değişiyor.

Siyasi kulislerde, CHP’li milletvekillerinin büyük bölümünün Erdoğan’ın yeniden adaylığının önünü açabilecek bir düzenlemeye destek vermeyeceğini açık açık söylüyorlar.

Anayasa değişikliğinin Meclis’ten geçmesi için gerekli çoğunluk da tartışmanın önemli bir parçası. Bu nedenle erken seçim ve anayasa değişikliği başlıklarının birlikte gündeme gelmesi, siyasi partiler arasındaki olası pazarlık ve iş birliği ihtimallerini de gündeme taşıyor.

Ancak bu noktada asıl mesele, milletvekillerinin sayısından çok, alınacak kararın hangi siyasi ilkelere dayanacağıdır.

Diyelim ki Kılıçdaroğlu’nun erken seçim ve anayasa değişikliği konusundaki yaklaşımı siyasi bir sürece dönüştü. Diyelim ki bu konuda partiler arasında görüşmeler başladı ve Türkiye yeni bir seçim atmosferine girdi.

Kılıçdaroğlu, o gün seçmenin karşısına hangi siyasi söylemle çıkacak?

CHP seçmenine ne anlatacak? Ekonomik sıkıntılar, hayat pahalılığı, emeklilerin geçim mücadelesi, işsizlik ve adalet tartışmaları sürerken yeni projeleri var mı ?

Partisinin geçmişte savunduğu ilkelerle bugünkü yaklaşım arasındaki ilişkiyi nasıl açıklayacak? Erken seçim ve anayasa değişikliği konusunda ortaya koyduğu tutumun gerekçelerini hangi siyasi çerçeveye oturtacak?

Bunlar yanıt bekleyen sorular.

Çünkü siyaset yalnızca Meclis’te yapılan görüşmelerden, kapalı kapılar ardında yürütülen temaslardan ve milletvekili hesaplarından ibaret değil. Siyasetin bir de seçmene hesap verme boyutu var.

Şimdi şu soruyu sormak gerekiyor:

Kılıçdaroğlu, olası bir seçim kampanyasında seçmenin karşısına çıktığında, Atatürk’ün kurduğu CHP’nin genel merkezinde yaşananları nasıl anlatacak?

Parti yönetimine ilişkin hukuki kararın ardından yaşanan gerilimleri, genel merkeze girmek için gaz bombası ile plastik mermi kullanıldığı görüntüleri televizyondan film izler gibi izledik. Bu görüntüleri nasıl değerlendirecek?

Bunlar, siyasi hafızada yer edinebilecek gelişmeler. Ancak bunların nasıl yaşandığı, hangi koşullarda gerçekleştiği ve sorumlulukların nasıl dağıldığı konusunda kesin hükümler vermek yerine, olayların belgeler ve açıklamalar üzerinden değerlendirilmesi gerekiyor.

Seçmen, siyasi liderlerden yalnızca vaat dinlemek istemiyor. Çelişkili görünen tutumların açıklanmasını, kararların gerekçelerinin ortaya konulmasını ve siyasi ilkeler konusunda tutarlı bir yaklaşım sergilenmesini de bekliyor.

Kılıçdaroğlu’nun erken seçim ve anayasa değişikliği konusundaki açıklamaları da bu açıdan değerlendirilmeli. Bu yaklaşımın hangi koşullarda hayata geçirilebileceği, Erdoğan’ın yeniden adaylığı tartışmasıyla nasıl ilişkilendirileceği ve CHP’nin siyasi hedefleriyle nasıl bağdaştırılacağı açıkça ortaya konulmalı.

Aksi hâlde tartışma, yalnızca siyasi liderlerin birbirlerine yönelttiği açıklamalarla sınırlı kalır. Oysa seçmenin asıl merak ettiği, bu adımların ülkenin geleceği ve kendi yaşamı açısından ne anlama geldiğidir.

Kılıçdaroğlu’nun önünde yanıtlanması gereken sorular var. Erken seçim konusunda hangi şartlarda uzlaşmaya açık olacak? Anayasa değişikliği tartışmasının sınırları ne olacak? CHP’nin siyasi ilkeleri bu süreçte nasıl korunacak? Parti tabanına ve seçmene hangi gerekçeler sunulacak?

Bunların yanıtı, yalnızca siyasi açıklamalarla değil, somut ve tutarlı bir siyasi programla verilebilir.

Kılıçdaroğlu’nun asıl sınavı, erken seçim teklifine karşı çıkıp çıkmaması değil; böyle bir süreçte CHP’nin hangi ilkeleri savunacağını ve aldığı kararları seçmenine nasıl açıklayacağını ortaya koyması olacak.

Ve yanıt bekleyen temel soru hâlâ ortada:

Kılıçdaroğlu, CHP seçmeninin karşısına çıktığında yalnızca siyasi hesaplarını mı anlatacak, yoksa partisinin yaşadığı sürecin hesabını da verecek mi?