1999 yılının 21 Ekim günü aşağılık katiller tarafından şehit edilen eski Kültür Bakanı, yazar, akademisyen Prof. Dr. Ahmet Taner Kışlalı hakkında son günlerde sosyal medyada rastladığım paylaşımlar, bir anda beni aldı, o günlere götürdü.
1978 yılının ortalarında İstanbul’da çalıştığım işten ayrılmıştım, evimi toparlayarak eşim ve ilk bebeğimiz kızımızla birlikte memleketim Osmaniye’ye taşınmıştık. Ailemin yanına yerleşip geçmişte zaman zaman yaptığım gibi minibüsle dolmuş şoförlüğü yapmaya hazırlanıyordum ki, Osmaniye Öğretmenler Derneği’ni ziyaretim sırasında ortaokulda Türkçe dersimize giren öğretmenim Mehmet Akça ile karşılaşmıştım. Öğretmenim, sevinçli bir hareketle bana sarılmış, “Gel bakalım, seni gökte ararken yerde buldum” demiş, bir masaya oturmuş, çaylarımızı yudumlarken bana yaşamımı değiştirecek son derece büyük bir müjde vermişti.
Hocam, Adana İl Kültür Müdürlüğü görevine atanmış; “Senin gibi eli kalem tutan biri lazım bana, devlet memuru olup benimle çalışmak ister misin?” demiş, hemen işe koyulmuştuk; “Hazırlan, önce Ankara’ya gideceğiz, senin için Kültür Bakanı’ndan özel kadro talep edeceğim” demişti Hocam.
Bir akşamüstü Ankara’ya ulaşmış, Ulus civarında bir otelde geceyi geçirmiştik. Sabahleyin hocam otel odasının lavabosunda sakal traşı olurken bana dönmüş, “Artık bürokrasiye adım atıyoruz, her sabah traş olup, kravatımızı takınıp, işimize ve ziyaretlerimize resmi şekilde başlayacağız” demiş, ben de sakal traşı olmuştum.
Bülent Ecevit’in başbakanlığında yeni kurulan CHP Hükümeti’nin Kültür Bakanı Ahmet Taner Kışlalı hakkında bana bilgiler vermişti; İtfaiye Meydanı denilen semtin yanıbaşında Kültür Bakanlığı’nın Gülhane Parkı’na yukarıdan bakan tarihi binasının ikinci katında makama çıkmıştık. Bakan Ahmet Taner Kışlalı, bizi hemen kabul etmiş, küçük toplantı masasında çaylarımızı yudumlarken hocam benimle ilgili özel kadro talebini arzetmişti.
Son derece alçak gönüllü, mütebessim temiz yüzlü Kültür Bakanı Ahmet Taner Kışlalı, ilgili birimlere gereken talimatları vermiş, göreve başlama yazımı da alarak Adana’ya dönmüştük.
Adana İl Kültür Müdürlüğü, Tepebağ mahallesinin Seyhan nehrine bakan tarafında Atatürk’ün Evi denilen iki katlı tarihi binada faaliyetini sürdürüyordu. Atatürk’ün, Adana’ya geldiğinde bu binada konakladığı anlatılıyordu. İki yıla yakın burada Kültür Müdürü’nün yanında görev yapmış, unutulmaz olaylara tanık olmuştum. Adana’nın büyük bir kısmı gibi bu Tepebağ Mahalesi de Ülkücülerin işgali altındaydı, sık sık üzerleri parkalı militanlar odamıza kadar giriyorlar, ellerindeki siyasi dergi ya da gazetelerini masamızın üzerine vurup, para istiyor, alıp gidiyorlardı.
Kültür Müdürlüğü’nün yönetimindeki, yüz metre kadar ötemizde bulunan Sabancı Kültür Merkezi’ne bombalı saldırı yapıldı, 6 kişi can verdi. Zaman zaman ziyaret ederek sıkıntılarımızı anlattığımız Adana İl Emniyet Müdürü Cevat Yurdakul, teröristler tarafından vurularak şehit edildi. O yıllarda sadece Adana değil, tüm ülke sağ-sol çatışmaları ile kavruluyor, her gün ölüm haberleri geliyordu.
1 Şubat 1979 tarihinde İstanbul’da ünlü gazeteci Abdi İpekçi, Mehmet Ali Ağca adlı terörist tarafından kurşunlanarak şehit edilmiş, bunun üzerine Gazeteciler Cemiyeti, İstanbul Üniversitesi ve Boğaziçi Üniversitesi ortaklaşa Abdi İpekçi anısına “Türkiye’de Terör” konulu bilimsel araştırma yarışması düzenlemişti. Kültür Müdürlüğündeki görevimden artan zamanlarımda evimdeki küçük daktilomun başına geçiyor, bu yarışmaya katılmak için bir şeyler yazmaya çalışıyordum; bir seneye yakın süre tanınmıştı ve yedi nüsha olarak pelür kağıda üç yüz sayfaya yakın bir çalışmayı tamamlayıp altı adetini dosya halinde yarışmaya göndermiştim.
Ancak, çok sürmeden ara seçimde oy kaybına uğrayan CHP Hükümeti istifa etti, Süleyman Demirel Başbakanlığında Adalet Partisi hükümeti kuruldu. Önce Kültür Müdürümüz Mehmet Akça görevinden alındı, yerine Musa Yanık adlı yeni bir müdür geldi. CHP iktidarı döneminde işe başlayanlar olarak, kapıya konacağımız günleri beklerken, benim yaşamımdaki önemli dönüm noktalarından birisi daha gerçekleşti, İstanbul’dan gelen telgrafla “Türkiye’de Terör” konulu bilimsel araştırma yarışmasında birinciliğe değer yapıt bulunamadığı, ikinciliğin TRT Haber Merkezinden Kemal Savcı’ya, üçüncülük ödülünün de bana verildiği bildiriliyor, İstanbul’a çağrılıyordum. İstanbul’da üç gün süren sempozyumlara katıldım, ödül belgemle birlikte 20 bin liralık ödül çekimi de alarak Adana’ya döndüm.
Yeni Kültür Müdürü Musa Yanık beni makamına çağırmış, “CHP zamanında göreve başlatılanların hepsinde usulsüzlükler bulunuyor, işlerine son veriyoruz, ancak sen değerli bir insansın, arzu edersen kalabilirsin” demişti, ben de kalmamın doğru olmayacağını belirterek, memuriyete veda etmiştim.
Aradan yıllar geçti, küçük çaplı gazetecilik maceralarımın arkasından, 1993 yılında Başbakanlık’ta basın müşaviri kadrosu ile göreve atandım; 1999 yılında Ecevit Hükümeti’nde Başbakan Yardımcısı Hüsamettin Özkan’ın basın müşaviri iken, yaşamımın bir dönüm noktasına imzasını atan eski Kültür Bakanımız, yazar, akademisyen Prof. Dr. Ahmet Taner Kışlalı’nın menfur bir saldırıda şehit edildiği haberleri ile kavruldum.
Kışlalı’nın zaman zaman okuma fırsatı bulduğum gazete yazılarından birisindeki şu cümlesini hiç unutamam:
“Peygamberimiz Hz. Muhammed’e, ‘Din nedir?’ diye sormuşlar, ‘Din güzel ahlaktır’ demiş!..”
1400 yıldan beri birbirini boğazlamaktan başka özelliğine rastlanamayan Müslüman Dünyası’nın, o “Güzel Ahlak”a kavuşma imkanı, kaldı mı acaba?!..
Değerli bakanımız, ışıklar içinde uyusun.