Bir ay kadar önce Üsküdar Belediye Başkan Vekilliğine seçilen Ak Parti’nin adayı Dündar Ziya Gültekin, makam arabası ile Ankara’ya gitmekte iken yolda geçirdiği elim bir trafik kazası sonucu yaşamını yitirmiş; Allah rahmet eylesin, ailesinin ve tüm yakınlarının başı sağ olsun.
Sosyal medyayı fırsat buldukça izlemekteyim, ben şu ana kadar pek rastlamadım ama, iktidar yanlısı televizyon kanallarında iktidar sözcülerinin açıklamalarından öğrendim; bu acı haber üzerinden saldırıya geçenler olmuş, “İlahi adalet yerini buldu” gibi mesajlar paylaşmışlar; iktidar sözcüleri bu mesajları şiddetle kınıyorlar, “Acılar siyaset malzemesi yapılmamalıdır” diyorlar. Ben de aynen katılıyorum, acılar siyaset malzemesi yapılmamalıdır.
Oysa, daha önce de benzeri olaylar yaşamıştık, hatta TBMM Genel kurulunda muhalefetten yaşlı bir konuşmacı, kürsüden düşmüş, başını betona çarparak yaşamını yitirmişti; o anlarda Ak Parti’nin önemli isimlerinden ön sıralarda oturan bir kadın milletvekili, “Allah’ın gazabı böyle olur işte!” diye bağırmıştı...
Beklenmedik bir anda gelen her ölüm, can veren için en büyük felaket, yakınları ve sevenleri için ise yaşamın en büyük acısıdır; böyle bir felaketi siyaset malzemesi yapmak, böyle derin acıları sevinçle karşılamak, çirkin tepkiler göstermek, insanlık dışıdır.
“Dindar ve Kindar Nesiller yetiştirme” idiası ile 2002 yılında iktidara gelen Ak Parti’nin, ne tür siyasal operasyonlarla ülkemizi bugünlere sürüklediğini görememek için kör olmak gerekir. Milletin iradesi ile muhalefet partilerinden göreve seçilen belediye başkanlarının, siyasetçilerin, gazetecilerin, televizyoncuların, akademisyenlerin, her türlü muhalefet sözcülerinin nasıl susturulduğunu, 86 milyon nüfuslu devletimizin nasıl bir aile şirketine dönüştürüldüğünü, artık kimse inkar edemez.
Ancak, her geçen gün insanlığımızı biraz daha yitiriyoruz.
Sonsöz’de 19 Haziran 2026 tarihinde yayınlanan yazımda “Dünya Aydınlığa Biz Karanlığa Sürükleniyoruz” başlıklı yazımda toplumumuzdaki parçalanmayı ve çürümeyi şöyle özetlemeye çalışmıştım:
“Bir kamyon trafik kazasında devrilmiş, içerisindeki yükü ortalığa saçılmış, çevredekiler olay yerine koşuyorlar, ortalığa saçılmış ürünlerden kapabildikleri kadarını kucaklayıp, hızla uzaklaşıyorlar.
“Bu ve benzeri haberleri zaman zaman sosyal medyada izliyoruz, içimiz sızlıyor. Daha birkaç yıl önce 6 Şubat deprem felaketinde yaşananları, medyaya yansıyan çirkin haberleri anımsayalım... Yüzbinlerce insan, karda kışta, dondurucu soğukta enkazlar altında çığlık çığlığa can çekişirken, yıkıntılar arasında yakalanan hırsızları, insanların açlığını susuzluğunu fırsat bilip piyasa fiyatlarını kat kat artıran esnaflarımızı unutabilir miyiz?..
“Ya Gaziantep’in Nurdağı ilçesinde bir köyde inşaatı tamamlanmış deprem konutlarının dağıtımı sırasında bir depremzedenin, “İyi ki böyle bir deprem yaşamışız, evlerimiz yıkılmış, şimdi saraylar gibi evlere kavuştuk” şeklindeki sözlerini nereye koymalı?!..
“Kendi acısını hisseden canlıdır, başkalarının da acısını hisseden ise insan” şeklinde bir özdeyiş vardır; bu yaşadıklarımıza baktığımızda, her geçen gün insanlığımızı biraz daha yitirmekte olduğumuzu göremiyor muyuz?
“Bu satırları karaladığım 19 Haziran Cuma günü sabahı televizyonlarda haberleri izliyorum:
“Altı yaşındaki kızını, tarikatının otuz yaşlarındaki bir müridi ile evlendirdiği için kızının şikayeti üzerine üç yıl kadar önce mahkum edilen Hiranur Vakfı Başkanı cezaevinden tahliye edilmiş, çok sayıda sarıklı cübbeli taraftarlarınca coşkulu törenlerle karşılanıyor.
“Batman’da Peygamber Sevdalıları Vakfı tarafından düzenlenen sekiz on yaşlarındaki kız çocuklarına tesettür giydirme törenleri gösteriliyor... Milli Eğitim Bakanlığını, hatta devletimizi yönetenlerin çoğunun kendi çocuklarını ABD, Avrupa gibi batı ülkelerinde okuturlarken, ülkemizdeki Peygamber Sevdalıları Vakfı, Kur’an’a Hizmet Vakfı gibi vakıflara yüz milyonlarca lira devlet desteği sağlandığı anlatılıyor.
“İslamın öngördüğü dürüstlük, hak, hukuk adalet, kul hakkı ve insanca yaşam alanlarında yapılan uluslararası araştırmalarda İsveç, Norveç, Danimarka gibi İslamla hiç bir bağı bulunmayan toplumların en temiz ülkeler olduğu, İslam ülkelerinin ise sonuncu sıralarda yer aldığı belirtiliyor.
“Bilim ve teknolojinin astronomik bir hızla ilerlediği, yapay zeka dönemine girildiği günümüzde ne yazık ki 57 Müslüman devlet arasında yer alan tek laik, demokratik, çağdaş ve sosyal hukuk devleti Türkiye Cumhuriyeti, son yıllarda apaçık bir şekilde geçmişin karanlıklarına doğru sürükleniyor.”
Umarım ve dilerim ki, bu görüşlerimde yanılmış olayım.