Son günlerde Fransa’da başlayan ve kısmen Avrupa ülkelerine yayılan öğrenci hareketleri ile ilgili olarak Türkiye’de siyasal kesimlerden ilginç yorumlar duyuluyor. Özellikle iktidar yanlısı sözcüler, “Avrupa Birliği’nin sonu geliyor, yakında dağılacak,” gibi görüşler belirtiyorlar ve Türkiye’nin çok iyi yönetildiğini, bu nedenle benzeri toplumsal patlamaların yaşanmadığını ima ediyorlar.

Aynı siyasal kesimler, okyanus ötesinden 10 bin km. uzaktan gelip İsrail ile birlikte Gazze’yi yerle bir eden, İran’ı bombalayan, yıllardır Ortadoğu’yu kendi projeleri kapsamında yeniden dizayn etmeye çabalayan ABD için de, “İran savaşı, İsrail’in de ABD’nin de sonunu getirecek” gibi yorumlar yapıyorlardı ama bu yönde halen en küçük bir gelişme görülmedi.

Şimdi gelelim, günümüzden 235 yıl kadar önce “Ekmek bulamıyorlarsa pasta yesinler” diyerek tarihe geçen Kraliçe Maria Antuanet’in ülkesi Fransa’daki son öğrenci hareketlerine:

Türkiye’de, “68 Kuşağı” denildiğinde neler hatırlanıyor? Bilmeyenler varsa kısaca özetleyelim; 1968 yılında Fransa’da demokrasi tarihinin ilk ve en büyük öğrenci hareketleri patlamış, kısa zamanda tüm Avrupa’ya, hatta dünya ülkelerinden bir çoğuna yayılıvermişti; bu öğrenci hareketlerinin en şiddetli yaşandığı ve bugüne kadar hiç bitirilemediği tek ülke ise Türkiye oldu.

Türkiye’de 61 Anayasası’nın sunduğu son derece demokratik insan hak ve özgürlükleri, yeterince hazmedilememiş, öğrenciler ve toplumal kesimler tarafından hoyratça kullanılmaya başlanılmıştı. Siyasal kesimlerin de bu fırsatları kendi hesaplarına malzeme yapmaları ile tamamen çığırından çıkmış, Sağ-Sol olaylarının yaşandığı, kardeşin kardeşe düşman edildiği on yıllık çok kötü bir kamplaşma ve çatışmalar dönemi yaşanmıştı. 12 Eylül askeri darbesi ile toplumsal yangın büyük ölçüde söndürülmüştü ama, çevreye saçtığı kıvılcımların tutuşturduğu PKK gibi ayrılıkçı, Hizbullah, İbda-C gibi mezhepçi ve bölücü terör örgütlerinin, her birisi ayrı bir yol çizen tarikat ve cemaatlerin mantar gibi türemesine de yol açmıştı.

Fransa’da, 1968’deki öğrenci olayları, bilim insanlarından oluşturulan 60 kişilik bir akademisyen kurulu tarafından, ülke genelinde nedenleri ve çözüm önerileri ile birlikte rapor edilmiş, akademisyenlerin tespit ve önerileri, iktidar tarafından hassasiyetle uygulanmış ve kısa zamanda çözümlenmişti. Almanya’da Bayder Maynhof, İtalya’da Kızıl Tugaylar gibi örgütlenmeler de tüm dünyaya adlarını duyurmalarına karşın, varlıklarını daha fazla sürdürememişlerdi.

Demokrasi’nin beşiği olarak bilinen Fransa, 1789 yılında yaşanan devrimlerle adını tarihe yazdırmıştır. Yoksulluk içerisindeki halk kesimleri, sarayın kapılarına dayanınca, Kraliçe Maria Antuanet, yanındaki danışmanlarına, “Ne istiyor bunlar?” diye sormuş, “Ekmek bulamıyorlarmış efendim” yanıtını alınca da, “Ekmek bulamıyorlarsa pasta yesinler” diyerek, tarihe geçmişti.

İşte tüm dünyada oligarşik sistemlerin, yani emir, sultan, kral, padişah, imparator gibi aile iktidarlarının sonunu getiren, egemenliği millete teslim eden laik, demokratik, sosyal hukuk devleti cumhuriyet sisteminin temel taşları o zaman döşenmeye başlamıştı; Türkiye’de de işgalden kurtarılan Anadolu toprakları üzerinde 1923 yılında kurulan Türkiye Cumhuriyeti’nde, büyük Önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk tarafından adım adım bu sistem yaşama geçirilmiş, hatta 1933 yılında dünyada ilk kez genç Türkiye Cumhuriyeti’nde kadına seçme ve seçilme hakları tanınmış, tüm dünyaya örnek oluşturmuştu.

Fransa’da son yıllarda sosyal, siyasal, ekonomik her hengi bir alanda ortaya çıkan en küçük bir rahatsızlık, toplumsal kesimlerin sert tepkileri ile karşılaşıyor. Başta öğrenci kesiminin harekete geçmesinin yanısıra, zaman zaman halk kesimlerini, hatta traktörleri ile Paris caddelerini işgal ederek tepkilerini ortaya koyan çiftçileri tüm dünya görüyor; ancak hiç bir zaman toplumsal kesimlerden gelen bu tepkilere devlet güçleri tarafından öldürücü darbeler vurulmuyor; ülkemizdeki gibi muhalif kesimler, gazeteler, televizyonlar, medya kuruluşları kapatılmıyor, kayyumlara teslim edilip susturulmuyor.

Fransa yanıyor, Avrupa kavruluyor, İsrail ile ABD sona yaklaşıyor, dünya bizi kıskanıyor, diye hayaller kuranlar, ya da bu tür hayallerle toplumlarını oyalayan muktedirler yanılıyorlar; daha önceleri de bir çok kez tanık olduğumuz gibi onlar bu tür badireleri, hak, hukuk ve adalet içerisinde, birlik ve beraberliklerine en küçük zarar vermeden atlatacaklardır.

Sanıyorum, geçmişi unutmayanlar, geleceği daha doğru görürler.