Sevgili Okur,
Bu hafta TÜSİAV Mütevelli Heyeti üyeleri olarak Başkanımız Veli Sarıtoprak’la birlikte Ticaret Bakan Yardımcısı Volkan Ağar’ı ziyaret ettik. Para politikalarını ve dünyada paraya ulaşmanın zorlaşmasını konuştuk. Enflasyona karşı uygulanan sıkı para politikasını konuştuk. A’dan Z’ye ticaretle uğraşan işletmelerin durumuna bir saatlik zaman diliminde başlıklar hâlinde değindik.
Devlette, bürokraside aslında oluşan bu durum biliniyor ve enflasyonun tutulması için paranın ne kadar sıkışabileceğinin gücü ölçülüyor gibi.
Sıkışmış demir parayı bürokrasiden sahaya doğru yuvarlayalım.
2012 senesinde birlikte iş yaptığımız bir müteahhit vardı. Firma büyük ölçekli devlet projeleri alıyordu. Biz de doğuda aldığı bir havalimanı projesinde otomasyon işini üstlenmiştik.
Gerçekten her birimi doğru işleyen bir firma izlenimini hep verdi.
Firmanın kurucusu üç sene önce öldü ve oğlu işleri devraldı. Oğlu da geçen haftalarda hayatına son verdi. Ardından finansal baskılar da konuşuldu.
Ekonomi ve finansal denge, insan hayatında işte böyle büyük bir basamak.
Kötünün siyah pelerin giyen tellalı olmak değil amacım; sadece günümüz dünyasında gelinen ekonomik tabloya değinmek.
Fransa’da yaşanan olayları çoğumuz gördük. İnsanlar medeniyetin vitrininde nasıl da yağma yapıyorlardı. Finansal çöküş insanı birden Homo habilis’e kadar götürüyor işte.
Yaklaşık 2,4 milyon yıl önce yaşamış Homo habilis’ten gelelim yine günümüze.
Şu an piyasada korku hâkim. Birçok büyük ölçekli tedarikçi firmanın çekleri karşılıksız çıkıyor. Müteahhit firmalar önceden daha rahat şekilde mal alırken , şu an teminatlar alarak güvenli prosedürleri sahaya sürdü.
Evet, bu prosedürler finansal olarak doğru zeminde duran firmalara yarayacak.
Bazı düşüncelere göre finansal olarak güçsüzler gidecek, kalan firmalar daha da güçlenecek.
Olabilir.
Azınlık böyleyken genelin durumu pek iç açıcı değil ama.
Bu durumda ne yapmak gerekiyor peki?
Bir liranın bile değerini bilmek, şu an yapılması gereken en önemli eylemlerden biri bana göre. Şirketler maalesef, sıkışmaktan büzüşmüş parayı biraz daha sıkı tutmalı. Harcamalarını olabildiğince düşürmeli. Sıcak parayı elinde tutmalı. Can havliyle zararına işler almamalı.
Böyle diyorum ama bu hafta başımıza gelen olay tersini söylüyor gibi.
Büyük bir proje için birçok otomasyon firması fiyat verdi. Son pazarlıkta herkes ciddi şekilde fiyat düşürdü. Yakın zamanda biz büyük bir proje bağladığımız için, bizim açımızdan fiyat düşmenin Keynes’i üzmeyecek bir karşılığı vardı ama bazı rakipler bizim maliyetimizin bile altında fiyat verdi.
Şu an işin kime gideceğini bilmiyorum ama bildiğim şu: Yüklenici bu rekabetten kârlı çıkacak. İşi alan otomasyon firması ise o fiyatlarla işi bitirebilirse ne âlâ.
İşte finansal korku iklimi böyledir.
İş olsun, ekipler boş kalmasın diye zararına iş almak firmalarda finansal çığın başlangıcı olacaktır.
Belki de böyle dönemlerde mesele her işi almak değil, hangi işi almamayı bilmek.
Sıkışmaktan büzüşmüş paranın peşinden koşarken bazen şirketler kendi ayaklarının altındaki karı da küremeye başlıyor. Sonra küçücük bir fiyat kırımı, ekipler boş kalmasın diye alınan bir iş, bir sonraki iş derken çığ büyüyor.
Çünkü bazen şirketi batıran işsizlik değil, iş varmış gibi görünmek için alınan iştir.
Sağlıcakla.