Sevgili Okur,

32. Gün arşivinden Demirkırat belgeselini tekrar izlemeye başladım. Bir üç dört sene önce de izlemiştim diye hatırlıyorum.
Geçmişi izlediğim zaman, sanki Truman Show gibi bir film platformundayız ve teknoloji gelişse bile kritik konularda her gün aynı günü yaşıyoruz gibi hissediyorum.

Şaşırmıyorum yani?

Bu hafta ne olaylar patlak verdi. Gündeme baktığım zaman, “Yuh, bu da mı olmuş, bunu da mı yapmış?” diye dudaklarım hazır ola geçse bile açıyorum geçmişten bir belgesel. Mis.

“Bak, başka versiyonu burada da yaşanmış.” diyorum.

Neden böyle peki? Yıllar geçse bile siyasette ve etkili olduğumuz birçok alanda neden geçmişi yeniden yaşıyoruz?

Bazen tabii benim de “Bu kadar olmaz.” dediğim olaylar olmuyor mu?

Oluyor.

Birkaç belgesel araştırıyorum. Hayret, yok onlarda.

O yaşananlar da bugüne özel yaşanmışlıklar oluyor.

Baktım işin içinden çıkamıyorum, Epiktetos’a gidiyor gözlerim. Açıyorum Söylevler’i, sayfalar arasında dinginleşmeye çalışıyorum.

“Her şeye rağmen hayat yaşamaya değer.” diye mırıldanırken, Epiktetos sayfaların arasından bana sanki “Erdemli yaşamaya değer.” diyor.

Bıraktım sayfalar arasında tarihin mırıltılarını, döndüm günümüze.

Yine gündeme geliyorum.

Ekonomi bir defa bozulunca kazan her yönden doğurur, ortaya küçük, kaynamayan bir tencere çıkar.

Fransa’da yaşanılanlar ortada değil mi? Gündüz vakti onca mağaza yağmalandı. “S’il vous plaît” tatile çıktı o anlarda, anam babam usulü yağma başladı.

“Ee canım, onlar Fransız alt kesimiydi.” diyen de çıkabilir; kast sistemi sevdalısı birileri.

Balık üstten… pardon, baştan kokar der, yine günümüze dönerim.

Ofise, bir firmada üst düzey yöneticilik yapmış bir arkadaşım geldi. Senelerce o firmanın işini yüklenen, o birimdeki tek personeldi.

“Cuma günü ayrılıyorum, artık katlanamayacağım.” dedi.

Oysa ben “Ne iyi katlanıyor.” diye hep düşünmüşümdür. Bana da sürpriz oldu; önceden hiç söylememişti.

“İstifa et.” demişler onca tek imzalı sorumluluğuna inat.

“Hayır, siz hakkımı verin.” demiş ve bir uzlaşma ümit ediyor.

“Şu an nasılsın?” dedim.

“Sorma. Hanımın arabayı sattık, fon aldık; para da fonda gitti.” dedi ve çayından bir yudum çekti.

Düşündüm.

Ne çok fona para yatıran olmuş.

Kimse bana fonlardan aklımı çelecek kadar bahsetmedi. Ya da bende para kazanacak akıl olmadığını düşünmüş olabilirler.

Kendi aklımı da gömdükten sonra başa dönmek istiyorum.

Bugün yaşanılan olayların omurgası geçmişte de yaşanmış. Olayların birçoğu aynı, figürasyon farklı olmuş.

Merak ettiğim şu:

Bugünden önlem alınmadı diyelim. Elli sene sonra yine aynı olayları, yalnızca yeni teknolojilerle yaşamaya devam edersek ortada her yönden bağımsız, güçlü bir Türkiye kalır mı?

Yoksa daha mı güçlenir?

Bu satırları yazarken 29 Ekim sabahı ve hava hafif yağmurlu.

Her şeye rağmen Cumhuriyet Bayramımız daim olsun.

Sağlıcakla.