Dinsel konuları, siyaset ve ticaret malzemesi yapan hiç bir oluşumun içerisinde bulunmadım ve bundan sonra da bulunmayacağım; ancak, İbrahimi dinlerin taraflarının, binlerce yıldan beri birbirlerine düşmanlık beslemelerinin ve halen çatışmaların ve savaşların içerisinde sürükleniyor olmalarının nedelerini hep aradım ve aramaya, sorgulamaya devam edeceğim. Bu yüzden dinsel yapılanmaların ve oluşumların tarihsel süreçlerini anlatan mitolojileri, efsaneleri, kitapları, filmleri ve dizileri mümkün olduğu kadar izlmeye gayret ediyorum.
Kanal 7 televizyonunda her yıl olduğu gibi bu yıl da tekrarlanan, akşamları saat ondan sonra ekrana getirilen ve yaklaşık bir ay kadar süren Hz. Yusuf dizisini, bu yıl da baştan sona eksiksiz izlemeye çalıştım. Yıllardır tekrar tekrar izlediğim Hz. Yusuf dizisi, son yıllarda içerisinden geçtiğimiz olağanüstü gelişmelerden kaynaklanıyor olmalı ki, bu kez çok daha fazla dikkatimi çekti, kafamı karıştırdı.
İlk gençlik yıllarımda Leyla ile Mecnun, Kerem ile Aslı, Ferhat ile Şirin, Arzu ile Kamber gibi bir çok aşk masalının kitaplarını okumuş, bazılarının filmlerini izlemiştim, Yusuf ile Züleyha’nın ise sadece adını duymuştum. Önceleri onun da diğerleri gibi sadece bir aşk masalı olduğunu sanıyordum; Hz. Yusuf dizisini izlerken, mucizelerle dolu büyük bir aşk serüveni içerisinde semavi dinleri, onların peygamberlerinin zorluklar içerisinde geçen yaşamlarını, aynı dönemlerde Firavunların ülkesi Mısır’da hüküm süren olağanüstü ihtişamlı uygarlığı, kültürel yaşamı izlerken, şaşkınlık yaşıyorum. Elbette yazılan kitaplar, çekilen filmler ve diziler, her ne kadar somut belgelere ve bilgilere dayanmasa, efsanevi olsa da kulaktan kulağa aktarılarak günümüze kadar ulaşan bir takım gerçekleri de yansıtmaktadır;
Tek tanrılı semavi dinlerin tebliğcisi olan Hz. İbrahim, günümüzden 4000 yıl kadar önce Urfa yöresinde yaşamış; zalim Kral Nemrut’un ateşe atıp yakmak istemesi üzerine eşi Sare Hanımı ve kardişinin oğlu Lut Peygamber’i yanına alarak, Mısır’a gitmiş. Sare Hanım’dan çocuğu olmayan Hz. İbrahim’e, Mısır Firavunu Hacer adında bir cariye hediye etmiş, Hacer’den ilk oğlu İsmail dünyaya gelmiş, daha sonra da Sare’den bir oğlu olmuş, onun adını da İshak koymuş. Bu konularla ilgilenenlerin bileceği gibi, Sina Çölü’nde bir kavim kuran Lut Peygamber, Sodom ve Gomore efsanesi ile hatırlanır; kavminin insanlık dışı kötü alışkanlıklara sürüklenmesi üzerine Allah tarafından gökten ateşler yağdırıldığı, Lut Kavminin helak edildiği anlatılır.
Hz. Yusuf ise, bugünkü Filistin’de Kenan Diyarı olarak bilinen bölgede Hz. İbrahim’in ikinci oğlu İshak’ın torunu Yakup Peygamber’in altı karısından sonuncusunun ilk çocuğu olarak dünyaya gelmiş, çocuk yaşlarda annesini kaybetmiş, küçük kardeşi Bünyamin ve Hz. Yakup’un diğer karılarından olan 11 kardeşi ile birlikte büyümeye başlamış; çocuk yaşlarda gösterdiği mucizevi davranışlarından kıskançlık duyan diğer kardeşleri tarafından, kırsalda sürülerini otlatırlarken öldürülmek istenmiş, bir kuyuya atılmış.
Mısır’a gitmekte olan bir ticaret kervanı tarafından kuyudan çıkarılan Hz. Yusuf, Mısır’da esir pazarında Firavun’un baş danışmanı Potifar tarafından satın alınmış, ilerleyen süreçte Potifar’ın eşi Mısır’ın en güzel kadını Züleyha, Yusuf’a aşık olmuş... Tüm masalı anlatacak değilim, ancak Yusuf gösterdiği bazı mucizevi yetenekleri ile Mısır Kralı Firavun’un baş danışmanlığına, Mısır Azizi makamına kadar yükselmiş.
Dizide en çok kafamı karıştıran, günümüzden 4000 yıl kadar önce Firavunların ülkesi Mısır’da putlara tapınan insanlar, görkemli saraylarında ihtişamlı yaşamlarını sürerlerken, bugün bile yapılması imkansız gibi görülen Piramitleri inşa ederlerken, yeri ve göğü, her şeyi yarattığına inanılan Allah’ı tanıyıp, O’na tapınan, ibadetler ve dualar eden Hz. İbrahim’in soyundan gelenler, neden Kenan Diyarı’nda son derece ilkel yerleşimlerde, yoksul bir yaşam sürdürüyorlardı?
Dizinin başından sonuna kadar tekrar tekrar Kenan Diyarı’ndaki Yakup Peygamber’in sefil yaşamı gösteriliyor, taş ya da kerpiçten yapılmış tek katlı barakalarda son derece ilkel ve yoksul bir yaşam sürüyorlar. Aynı dönemlerde Mısır’da, Hindistan’da, Çin’de, hatta Amerika Kıtası’nda Mayalar, Astekler, İnkalar gibi uygarlıkların çoğu, halen günümüze kadar devasa kalıntılarını koruyorlar; oysa İbrahimi dinlerde ayakta kalan en küçük bir esere rastlanmıyor.
Sosyal medyada yaptığım araştırmalara göre Hz. Yusuf dizi filmi, bugün şeriat sistemine dayalı İran İslam Cumhuriyeti’nde, İranlı yapımcılar tarafından oluşturulan platolarda, çok büyük harcamalarla gerçekleştirilmiş. Filmin ana teması, İslam Dini’ne hizmet etmek, tarihin derinliklerinden gelen ve Hz. Muhammed’e kadar uzanan ilahi efsaneleri, günümüze aktarmak...
Dizide Yakup Peygamber, Kenan diyarındaki yoksul barakasında torunlarına din dersleri veriyor, kendisinden ve Hz. Yusuf’dan sonra da çok sayıda peygamberlerin geleceğini anlatıyor, en sonunda Ahmet adı ile bir Peygamberin dünyaya geleceğini ve tüm dünyayı İslamın nuru ile aydınlatacağını anlatıyor, efsaneye göre Hz. Muhammed’i ve İslam Dini’ni binlerce yıl öncesinden müjdeliyor.
Aradan 4000 yıla yakın zaman geçmiş, Hz. İbrahim’in oğulları İshak’ın soyu İsrailoğulları ile İsmail’in soyundan gelen İslam Dini mensubu Arap toplumları, halen emirler, sultanlar, krallar, diktatörler tarafından yönetiliyorlar ve bu muktedirler, saltanatlarını sürdürebilmek uğruna binlerce yıldan beri olduğu gibi günümüzde de toplumları birbirleri ile çatıştırıyor, savaştırıyor, birbirlerine kırdırıyorlar.
Bu ülkeler, siyasal yapılarını otokratik sistemlerden kurtarmadan huzura kavuşabilirler mi?