Bu yazımı noktalayıp SONSÖZ’e göndermeye hazırlandığım sabah saatlerinde Halk TV’ye kayyum atandığı, yönetici ve çalışanlarından 17 kişi hakkında gözaltı kararı verildiği haberleri ile karşılaştık. Halk TV, bugüne kadar susturulan bir çok gazete, televizyon, sosyal medya sözcüleri gibi, 25 yıllık siyasal iktidar karşısında, muhalif kesimlerin seslerini, cılızca da olsa duyurmaya çalışan medya kuruluşlarının son halkalarından birisiydi.

Fon Krizi patlaması, piyasalarda yaşanan ekonomik sıkıntılar, seçimlerle kazanılamayan muhalif belediyelerin devlet gücü ile iktidar saflarına çekilmesi, “Terörsüz Türkiye” sürecindeki gelişmeler ve daha bir çok önemli gündem maddeleri var ama, yine de bana göre bugün Türkiye’nin başta gelen tartışma konusu “Mekke Mutabakatı”ndaki gelişmelerdir.

Yetmiş yıllık yaşamımda Yemen hakkında bir çok hikaye dinledim, filmler izledim, ağıtlar ve türkülerle acılara boğuldum... Osmanlı’nın dağılma dönemlerinde özellikle Birinci Dünya Savaşı yıllarında İngilizle, Fransızla bir olup Osmanlı’ya başkaldıran, Türkleri arkadan vuran Arapların ihanetleri ile Arabistan çöllerinde, uzak diyarlardaki Yemen ellerinde gariban Türk gençlerinin, hangi emellere, hangi çıkarlara kurban edildiklerini hep merak ettim, kendimce sorguladım.

“Ah o Yemen’dir, gülü çemendir / Giden gelmiyor, acep nedendir?”

“Gitme Yemen’e Yemen’e / Karışın toza dumana / Bir kağıtçık sal gardaşım / Kalbimi koma gümana...”

“Eledim eledim hölük eledim / Aynalı beşikte de yavrum belek beledim / Besledim büyüttüm asker eyledim / Gitti de gelmedi yavrum, buna ne çare...” diyen anaların göz yaşlarında, söylenen ağıtlarda, türkülerde hep acılara boğuldum.

Son günlerde “Mekke Mutabakatı”, Suudi Arabistan’la, Pakistan’la askeri savunma işbirliği haberlerini izlerken kafamda bir yazı tasarlıyordum; Yemen’deki Husilerin, Suudi Arabistan’a saldırılarını artırmaya başlaması, bu saldırılardan birisinde bir Türk İHA’sının düşürüldüğü bilgileri, TRT’de izlediğim, “Yemen’deki Husilere karşı müttefik güçler harekete geçti” şeklindeki haberler, beni bu konuya yoğunlaştırdı.

Cumhur İttifakı’nın büyük ortağı MHP lideri Devlet Bahçeli, TBMM’deki grup toplantısında Mekke Mutabakatı ile ilgili gelişmelere değiniyor, “İslam aleminin kutsal topraklarına yapılan saldırılara karşı Suudi Arabistan’a her türlü askeri desteği vermeliyiz,” diyor.

Bahçeli’nin bu sözleri, İsrail’in Gazze katliamları sırasında yaptığı o sert çıkışını hatırlatıyor; “Eyy ABD uşakları, neredesiniz, haydi Gazze’ye gidelim, en önde ben revan olmazsam namerdim!” demişti; bu çağrısının üzerinden yıllar geçti, Gazze yerle bir oldu, İsrail, arkasındaki ABD güçleri ile birlikte çevresindeki Filistin’de kalan son topraklara, Lübnan’a, Suriye’ye sayısız operasyonlar düzenledi, İran’a savaş açarak, tüm Ortadoğu’yu ateş çemberinin ortasına sürükledi.

Büyük Ortadoğu Projesi (BOP) kapsamında ABD’nin Ortadoğu’daki operasyonları, ABD Başkanı Trump’un, geçtiğimiz yıllarda Suudi Arabistan’ı ziyareti, burada Veliahd Prens Selman’a üçyüz milyar Doların üzerinde savaş uçak ve malzemesi satışı, Arabistan’da havada kılıçlar sallanarak yapılan dans gösterileri, nutulabilir mi?

Bu noktada insanın aklına şöyle sorular takılıyor; “İsrail’i ve ABD’yi arkasına almış olan Suudi Arabistan’ın, Türk askerine ihtiyacı mı vardır? Mezhep ve küçük inanç farklılıkları ile tarih boyunca çıkarılan çatışma ve savaşlarda birbirini boğazlayan Müslüman Arap dünyasında Türk gençlerinin cepheye sürüklenmek istenmesinin amaçları nelerdir? Kutsal Topraklar, yeri göğü yaratan yüce Yaratan’ın emaneti ise sana bana ne oluyor?..

Tarihin yetiştirdiği en büyük komutan, en büyük devlet adamı Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün Anadolu’yu yedi düvelin işgalinden kurtarma savaşları, çağdaş Türkiye Cumhuriyeti’ni kurma çabaları, belki de tarihimizin en haklı ve insancıl mücadeleleriydi. Atatürk, “Yurtta barış dünyada barış” çağrıları yaparken, “Türk Milleti, Arap dünasındaki çatışma ve savaşlardan uzak durmalıdır” demişti.

Atatürk’ün, nice isyanlardan, devlete meydan okuyanlardan koruyarak ayağa kaldırmaya çalıştığı genç Cumhuriyetimiz, İkinci Dünya Savaşı sırasında tüm tahriklere ve kışkırtmalara karşı direnebilmiş, savaşın dışında kalmayı başarmış ve bir tek Türk askerinin burnu kanamamış, anası ağlamamıştı.

2009 yılında Davos’ta “Van Münit” çıkışı sonrasında Ümmetin Liderliğine soyunan Ak Parti lideri ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın oğlu Bilal Erdoğan’ın vakfına, Suudi Arabistan Kralı Abdullah tarafından 99 milyon dokuzyüz doksandokuz bin Dolar para gönderilmiş, bir süre tartışılıp unutulup gitmişti. Şimdi Kral Abdullah’ın varisi Prens Selman da ABD’den aldığı üç yüz milyar Doların üzerindeki silah ve savaş sanayi ürünleri gibi Türkiye’den de bir şeyler mi satın aldı, yoksa Dolar bazında yardımlar mı yaptı, neden Türkiye’yi bu anlamsız amaçsız çatışmaların içerisine çekmeye çabalıyorlar?

1950’lerde NATO Müttefeki olarak binlerce gencimizi gönderdiğimiz Kore Savaşı’ndan ne kazandık ki, şimdi kendi çocuklarının çoğuna askerlik bile yaptırmayanlar, 86 milyonluk milletimizin çocuklarını, savaş için Suudi Arabistan’a, Yemen’e gönderme’ye kalkışıyorlar?
Sanıyorum bu soruları sormaya hakkımız vardır!