1 Ekim’de TBMM’nin yeni yasama yılı açılırken Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan yeni, sivil ve özgürlükçü bir anayasayı dönemin merkezine koydu.

TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş ise ilk dört madde üzerinde gereksiz tartışma yürütülmemesini istedi, ama bunun tartışılmaması olanaksız bir konu.

Yeni Anayasayı bir kenara bırakalım, mevcut Anayasa, ilk dört madde dahil, ne kadar uygulanıyor?

Adalet Dört Kutsal Kitapta

Bu soru yalnızca hukukun değil, inancın da sorusu.

Hz. İbrahim’den bu yana gelen dört semavi dini ve kitabı hakbilen biz Müslümanlar için değiştirilmemiş ve tahrif edilmemiş bazı hükümlere baktım.

Hz. Musa’ya indirilen Tevrat, “Yöneticilere adaleti saptırmamayı ve rüşvet almamayı öğütler” (Tesniye 16:19), “Yetim ve yabancının hakkını çiğnememesini ister” (Tesniye 24:17).

Hz. Davud’un Zebur’u, “Rab’bin adaleti sevdiğini söyler” (Mezmurlar 11:7).

İncil’de Hz. İsa, “Adaleti, merhameti ve sadakati ihmal edenleri eleştirir (Matta 23:23), “Büyüklüğü hizmet etmekte arar” (Markos 10:43).

Peki dinimiz İslam’ın kutsal kitabı, Hz. Muhammed’e indirilen, son kitap Kur’an’ı Kerim ne diyor?

“Emanetlerin ehline verilmesini ve insanlar arasında adaletle hükmedilmesini emreder” (Nisa 58), “Adaletin kişinin kendisi ya da yakınları aleyhine olsa bile ayakta tutulmasını ister” (Nisa 135).

Hz. Ali de halifeliği döneminde, Mısır Valisi Malik el-Eşter’e gönderdiği mektupta, “Yöneticiden merhamet, zayıfı koruma ve kamu malını kişisel çıkara alet etmemesini” ister.

Anayasa Ne Diyor, Uygulama Ne?

Gelelim, tüm yasaların üzerinde olan ve yasaların ona aykırılık içeremeceği kesin hükme bağlanmış Türkiye Cumhuriyeti Anayasa’sına.

2. madde, Türkiye’yi demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devleti sayar.

10. madde, Hiçbir kişiye, aileye ya da zümreye imtiyaz tanınamayacağını söyler.

138. madde, Hakimlerin bağımsızlığını güvenceye alır.

153. madde, Anayasa Mahkemesi kararlarını herkes için bağlayıcı kılar.

Uygulama ise tartışmalı. Çünkü yerel mahkemeler, en üst karar yetkilisi Anayasa Mahkemesi’nin kararlarını yok sayıyor.

Hukukun Üstünlüğü Endeksi

Dünya Adalet Projesi’nin 2025 endeksinde Türkiye hukukun üstünlüğünde 143 ülke arasında 118. sırada, oysa daha 2015'te 80. sıradaydı, neden ısrarla ve hızla geriliyoruz.

Temel haklarda 134’üncü, hükümet yetkilerinin sınırlandırılmasında 136’ınca sıradayız.

Yolsuzluk Algı Endeksi’nde puanımız 2013'te 50 iken 2025'te 31'e geriledi.

İktidar ise, objektif kriterlere dayanmadığını ve reformları yansıtmadığını savunuyor.

“Basın Hür” mü?

Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 28. maddesi açık bir hükümle “Basın hürdür, sansür edilemez” der ve devlete basın ile haber alma hürriyetlerini sağlayacak tedbirleri alma görevi yükler.

Aynı madde, basın hürriyetinin sınırlanmasında Anayasa’nın 26. maddesindeki düşünceyi açıklama ve yayma hürriyeti ile 27. maddedeki bilim ve sanat hürriyeti hükümlerinin uygulanacağını belirtir.

26. madde herkese düşünce ve kanaatlerini söz, yazı veya başka yollarla açıklama ve yayma hakkını tanır. Bu hakkı resmî makamların müdahalesi olmaksızın haber ve fikir alma-verme serbestliğini de kapsar.

5187 sayılı Basın Kanunu’nun 3. maddesi de “Basın özgürdür” diyerek bilgi edinme, yayma, eleştirme ve yorumlama haklarını güvence altına alır, sınırlamaları ise yalnızca demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun, millî güvenlik, kamu düzeni ve başkalarının haklarının korunması gibi meşru amaçlarla mümkün kılar.

Haber kaynağının açıklanmasına zorlanamama (madde 12) ve basımevi kurmanın izne bağlanamaması gibi hükümler de bu çerçevenin parçasıdır.

Hukukun yazılı hali bu kadar netken, bağımsız yayın organlarına kayyım atanması, gazetecilerin gözaltına alınması ve erişim engellerinin yaygınlaşması, Anayasa’nın 13. maddesindeki “Hakkın özüne dokunmama” ve “Ölçülülük” ilkeleriyle nasıl bağdaştırılacağı sorusunu gündeme getirir.

Yasa metinleri özgürlüğü böylesine korurken uygulamanın onu daraltması, hukuk devletinin temel çelişkilerinden birini ortaya koyuyor. Bu ne perhiz bu ne lahana turşusu.

Basın Özgürlüğü’nde 159. Sıradayız

İktidar ne zaman hesap vermekte zorlandığı bir iddia ile karşı karşıya gelse, hemen medyaya, sosyal medya araçlarına, internetteki bant genişliğine ya da belediyelere yönelik bir operasyon olur ve gündem bir anda değişir.

Dün sabah sahibi Cafer Mahiroğlu’na yönelik suçlamalar nedeniyle kayyım atanarak, canlı yayını durdurulan Halk TV’de 2011-2012’de birlikte çalıştığım Oya Lale Özan Arslan, “Halkı yanıltıcı bilgi” ve “Terör propagandası” suçlamalarıyla halen tutuklu. Oysa Lale’yi, gazetecilik heyecanı, haber merkezinde yankılanan şen kahkahası ve ikiz kızları Lal ve Dora’ya düşkünlüğüyle biliyorum.

Gazetecilik yaşamım süresince iki kez birlikte çalışma olanağı bulduğum ve ülkesini sevip, korumaktan başkaca amacı olmayan ve sadece bağımsız gazetecilik yapmaya çalışan Dr. Merdan Yanardağ da casusluk suçlamasıyla Ekim 2025'ten beri tutuklu yargılanıyor,

Tele1'e kayyım atandı. Çalışanlarının kurduğu Tele2 Haber ise RTÜK’ün istediği lisans bedelini karşılayamayarak 2 Ekim’de yayına son verdi.

Son dönemde fon soruşturmasıyla bağlantılı paylaşımları nedeniyle Şaban Sevinç ve Sözcü editörü Mustafa Balcı tutuklandı, İsmail Saymaz, Murat Ağırel gibi isimler ev hapsinde.

Yeni Parti’nin raporuna göre son 70 günde 25 gazeteci gözaltına alındı, 10'u tutuklandı, 1350 sosyal medya hesabına da engel geldi.

Basın özgürlüğü endeksinde de, 2025'te 180 ülke arasında 159. sıradayız.

İktidarın Elindeki “Sopa” El Değiştirirse…

Bugün iktidarın elinde olan sopa, demokrasilere göre yarın iktidara gelebilme potansiyeli yüksek muhalefetin eline geçerse ne olacak?

Bugünkü iktidar, sopanın aynı biçimde kullanılmasını alkışlayacak mı, yoksa karşı mı çıkacak?

Seçmenler, “Bizi adalet üzerine ve yasalara uygun olarak yönetin” diye yetki verir.

Önüne sandık konulduğunda bu yetkiyi almasını da bilir.