TÜİK, hafta başında Eylül enflasyonunu aylık yüzde 1,84, yıllık olarak da yüzde 29,73 olarak açıkladı, yani Kasım 2021’den bu yana ilk kez yüzde 30’un altına inmiş oldu.
ENAG ise yüzde 46,61 diyor. Kime inanırsanız inanın, yüzde 30’un altında bir enflasyonla yaşayan yok. Konut, su, elektrik ve gaz grubunda yıllık artış yüzde 39,99 iken bu mümkün olabilir mi?
Merkez Bankası Başkanı Fatih Karahan, aylık kira artışlarının son aylarda yavaşlayarak hizmet enflasyonunun altına indiğini söylemesine rağmen yıllık kira artışı yüzde 41,3. Hızın düşmesi birikmiş farkı kapatmıyor.
Ankara’da ortalama kira 25-30 bin lira, net asgari ücret 28 bin 75, en düşük emekli aylığı 23 bin 552. Ekimde yenilenen sözleşmelerde artış sınırı yüzde 31,49. Yani 25 bin liralık ev 33, 30 bin liralık ev 40 bin lira demek olur ki, hangi asgari ücretli ya da emekli bunu karşılayabilecek?
Emeklilerin şimdiden üç aylık enflasyon farkı ise sadece yüzde 5,56. Bu gidişle emeklilerin Ocak 2027’de alacağı zam yüzde 10’u ancak bulacak. Olası bir erken seçim ufukta görünmezse, kesenin ağızı da açılmaz.
Parti kursalar, tek başlarına iktidar olabilecek olan emeklilerin, bu ayı, bu kışı nasıl geçireceklerini düşünmekten çok, birlik olup, insan onuruna yakışır bir yaşam sürmek için mücadele etmeleri ve kendilerini yönetecekleri buna göre belirlemeleri gerekir.
Daha Rahat Sanılanlar da Yandı
Bu tabloda görece daha rahat sayılan bir kesim de vardı, birikimini değerlendirmek isteyen küçük yatırımcı. Şimdi onlar da sıkışmış durumda. Fon krizinden etkilenenlerin gözü, kulağı gelecek iyi haberlerde.
Sadece Türkiye’yi değil ekonomi piyasalarını sarsan Fon kriziyle her gün yeni bir gelişme yaşanıyor. Üstelik buzdağının görünen kısmı bile yeterince yanıtlanması gereken soru barındırıyor.
Fon kriziyle ilgili bilgileri genel olarak yeniden anımsayacak olursak, SPK’nın tasfiye kararı 131 fonu ve 455 bin 758 yatırımcıyı kapsıyor, fon büyüklüğü ise 652 ile 826 milyar lira arasında anılıyor.
Küçük yatırımcıların büyük çoğunluğunun, fonun içinde neler döndüğünü bilmeden, getirisi yüksek diye girdiğini varsayıyorum.
SPK, şüpheli fonlar için 2025’ten beri 130 kez uyarı yapıldığı yönündeki iddiayı yalanladı. Kurum, 2026’da 174 kişi hakkında suç duyurusunda bulunduğunu, bunların 96’sının fonlarla ilgili işlemler nedeniyle olduğunu da açıkladı. Ayrıca 2025’te 2 milyar 741 milyon, 2026’nın ilk dokuz ayında 948 milyon lira idari para cezası uyguladığını duyurdu.
Başsavcılık ise eski SPK Başkanı hakkında “görevi kötüye kullanma” suçundan soruşturma izni için Hazine ve Maliye Bakanlığı’na başvurdu, yazısında “açık ve yeterli emare” bulunduğunu belirtti. Eski başkan ise 1 Ekim’de gözetim ve denetimi uygun biçimde yaptıklarını savundu.
Soru ortada: Bunca suç duyurusu ve ceza varken fonlar, çökmeden neden durdurulamadı?
Faturayı Kim Ödeyecek?
Tasfiye sürüyor. Haberlere göre bir milyon liranın altında yatırımı olan yaklaşık 355 bin yatırımcıya ödemelerin ekimde başlaması planlanıyor, daha yüksek birikimi olanların ilk ara ödemesi ise bir milyon liraya sınırlı. Tasfiyeyi, Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz başkanlığındaki Fon Koordinasyon Kurulu yönetiyor, işlemler İş Bankası ile Ziraat Bankası üzerinden yürütülecek. Merkez Bankası Başkanı Fatih Karahan Meclis’te, fonlardan çıkan paranın büyük oranda mevduata yöneldiğini ve finansal sistemin geneline yayılan bir sorun görmediklerini söyledi. Ayrıca bu kurulda prensip olarak kamu kaynaklarının kullanılmamasının kararlaştırıldığını belirtti. Güvence verici bir cümle, ama “Prensip olarak” ifadesinin altını çizmek gerekiyor, çünkü prensip, garanti demek değil.
İşlemler bir kamu bankası üzerinden yürüyorsa, “Kâr özele, zarar kamuya” kaygısını gidermek için net bir ödeme planı ve hesap verilebilirlik şart. Fonların devlet gözetiminde olduğunu düşünerek bunlara yönelen küçük yatırımcının da ortada bırakılmaması gerekir.
Bir Ölüm, Bir Soru
Bu sırada 6 Ekim’de Adil Katılım Bankası Yönetim Kurulu Başkanı Ali Emre Ballı’nın aracında ölü bulunduğu haberi geldi. Arabasında intihar ettiği öne sürülüyor. Ballı ve babası siyasetçi olan ortağının hakkındaki mal varlığı tedbiri ise kısa süre önce kaldırılmıştı. Ölümün nedenini soruşturma ve otopsi netleştirecek. Ancak görünen o ki, bu kriz artık rakamlardan ibaret değil, insanların yaşamlarına da dokunuyor.
Kazancın İki Katı Ceza Gerekiyor
Fon krizinde adı öne çıkınca “Affını istemek zorunda kalan”, sonra da “Beni buraya kim soktu, kim yönlendirdi? Bu işte başka kimler var? Çıkar ifademi alırlarsa ben bunların hepsini anlatırım” dediği öne sürülen Fatma Betül Sayan Kaya ve eşi İlyas Kaya’nın yatırdıkları ana para ve yasal faizi hariç abartılı kazançlarını TMSF’nin isteğe bağlı iade hesabına aktardıkları açıklandı. Oysa, 6362 Sayılı SPK Yasası’nın 107/3 maddesine göre, “Mahkumiyet kararı verilmeden önce elde edilen menfaatin Hazineye ödenmesi halinde faile hapis cezası verilmez; yalnızca menfaatin 2 katından az olmamak üzere adli para cezasına hükmolunur.” Bu durumda, Fatma Betül Sayan Kaya ve eşinin fon kazançlarının iki katını ödemeleri de gerekecek.
Üç Ders
Bütün bu olup bitenlere bakınca, finans okuryazarlığının çok önemli olduğu ortaya çıkıyor. Birincisi, getirinin nereden geldiğini sormadan para yatırılmamalı. Enflasyonun çok üzerinde, süreklilik gösteren bir getiri kazanç değil, risk işaretidir.
İkincisi, para piyasası fonu faizli hesap değildir, dolayısıyla mevduat ile yatırım fonunun devlet güvencesi aynı değildir.
Üçüncüsü, tüm birikim tek sepete konulmamalı.
Karar vericilerden beklentimiz ise şeffaf bir ödeme takvimi, erken uyarı ve denetim, bir de okullarda finans okuryazarlığı.
Gençlere “Birikim yapmayı öğrenin” derken kastım buydu: Para kazanmak kadar parayı tanımak da bir beceri. Emekle biriktirilenin, “Yüksek getiri” vaadine emanet edilmemesi gerekir.