Merkez bankacılığı açısından İstanbul, önemli bir uluslararası buluşmaya ev sahipliği yapmaya hazırlanıyor. Dünyanın farklı ülkelerinden merkez bankası yöneticilerinin bir araya geleceği toplantıya ABD Merkez Bankası (Fed) ve İngiltere Merkez Bankası’ndan (BoE) temsilcilerin de katılacak olması, Türkiye açısından sadece diplomatik veya akademik bir gelişme olarak görülmemeli. Bana göre bu buluşma, küresel para politikasının geleceği, enflasyonla mücadele, faiz politikaları ve finansal istikrar açısından oldukça önemli mesajlar taşıyor.

Bugün dünya ekonomisinin en önemli gündem maddelerinin başında merkez bankalarının enflasyon karşısındaki tutumu geliyor. Pandemi sonrasında başlayan arz sorunları, enerji fiyatlarındaki dalgalanmalar, jeopolitik gelişmeler ve küresel ticarette yaşanan değişimler, merkez bankalarının işini hiç olmadığı kadar zorlaştırdı. Enflasyonla mücadele ederken ekonomik büyümeyi korumak artık bütün merkez bankalarının ortak sınavı haline geldi.

İşte İstanbul’daki buluşmanın önemini biraz da burada aramak gerekiyor.

Fed dünyanın en büyük ekonomisinin para politikasını belirliyor. BoE ise İngiltere ekonomisi açısından benzer bir konuma sahip. Bu kurumların temsilcilerinin Türkiye’deki merkez bankacılığı çevreleriyle aynı platformda buluşması, küresel ekonomide para politikalarının birbirinden ne kadar fazla etkilendiğini de gösteriyor.

Çünkü artık hiçbir merkez bankası yalnız hareket edemiyor.

ABD’de alınan bir faiz kararı gelişmekte olan ülkelerden sermaye çıkışını hızlandırabiliyor. Doların değer kazanması, gelişmekte olan ülke para birimleri üzerinde baskı oluşturabiliyor. ABD tahvil faizlerindeki yükseliş, küresel finansman maliyetlerini artırabiliyor. Dolayısıyla Fed’in attığı bir adım, Türkiye’de şirketlerin finansman maliyetinden vatandaşın kredi koşullarına kadar uzanan geniş bir alanda etkisini gösterebiliyor.

Benzer şekilde Avrupa ve İngiltere ekonomilerindeki gelişmeler de Türkiye’yi yakından ilgilendiriyor. Türkiye’nin dış ticaretinin önemli bir bölümünün Avrupa ile gerçekleştiğini düşündüğümüzde, Avrupa’daki faiz kararlarının ekonomik büyüme ve talep üzerindeki etkisi bizim açımızdan da önem taşıyor.

İstanbul toplantısının bir başka önemli tarafı ise merkez bankalarının birbirlerinin deneyimlerinden yararlanmasıdır.

Enflasyonla mücadelede tek bir reçete bulunmuyor. Her ülkenin ekonomik yapısı, üretim kapasitesi, kamu maliyesi, dış ticaret dengesi ve finansal sistemi birbirinden farklı. Ancak başarılı uygulamalardan alınabilecek önemli dersler var. Özellikle enflasyon beklentilerinin nasıl yönetileceği, para politikasının güvenilirliğinin nasıl güçlendirileceği ve finansal istikrarın nasıl korunacağı konusunda ülkelerin deneyimleri büyük önem taşıyor.

Türkiye açısından baktığımızda ise konu çok daha anlamlı hale geliyor.

Türkiye ekonomisi son yıllarda yüksek enflasyonla mücadele ediyor. Merkez Bankası’nın temel hedeflerinden biri fiyat istikrarını yeniden tesis etmek. Bunun için faiz politikası başta olmak üzere çeşitli para politikası araçları kullanılıyor. Ancak enflasyonla mücadele yalnızca faiz oranının artırılması veya düşürülmesiyle çözülebilecek bir konu değil.

Üretim maliyetleri, gıda fiyatları, enerji maliyetleri, kira ve konut piyasası, döviz kuru, beklentiler ve kamu maliyesi gibi birçok unsur aynı anda değerlendirilmek zorunda.

Dolayısıyla İstanbul’da gerçekleştirilecek uluslararası buluşmayı, Türkiye’nin kendi para politikası deneyimlerinin de dünya merkez bankacılığı çevrelerinde paylaşılması açısından önemli görüyorum.

Özellikle gelişmekte olan ekonomiler açısından sermaye hareketleri kritik öneme sahip. Küresel faizlerin yüksek olduğu dönemlerde yatırımcılar daha güvenli gördükleri gelişmiş ülke varlıklarına yönelirken, gelişmekte olan ülkeler finansman konusunda zorlanabiliyor.

Küresel faizlerin düşmeye başlaması ise tam tersine gelişmekte olan ülkelere sermaye girişini destekleyebiliyor.

Bu nedenle Türkiye’nin küresel para politikasındaki değişimleri yakından takip etmesi gerekiyor.

Burada dikkat edilmesi gereken bir başka konu da merkez bankalarının bağımsızlığı ve iletişim politikasıdır. Piyasalar sadece alınan karara değil, kararın nasıl açıklandığına da bakıyor. Merkez bankasının verdiği mesajların tutarlı olması, beklentilerin yönetilmesi açısından büyük önem taşıyor.

İstanbul’un böyle bir toplantıya ev sahipliği yapması aynı zamanda Türkiye’nin finans merkezi olma hedefi açısından da değerlendirilmeli.

İstanbul, coğrafi konumu, gelişmiş finansal altyapısı ve bölgesel ekonomik bağlantıları nedeniyle uluslararası finans açısından önemli bir merkez olma potansiyeline sahip.

Benim açımdan toplantının en önemli sonucu ise şu olacaktır: Dünyanın önde gelen merkez bankaları artık enflasyon, büyüme ve finansal istikrar konularını birbirinden bağımsız düşünemiyor.

Önümüzdeki dönemde merkez bankalarının işi daha da zorlaşacak. Enerji fiyatları, jeopolitik riskler, ticaret savaşları, yapay zekânın üretim ve istihdam üzerindeki etkileri, yaşlanan nüfus ve küresel borçluluk gibi sorunlar para politikalarının sınırlarını yeniden tartışmaya açacak.

İstanbul’daki buluşma bu nedenle yalnızca bir toplantı değil, küresel ekonominin geleceğine ilişkin fikirlerin tartışıldığı önemli bir platform olarak görülmeli.

Türkiye açısından ise çıkarılacak ders açık: Enflasyonla mücadelede kararlılık kadar güven, öngörülebilirlik, üretim gücü ve finansal istikrar da gerekiyor. Dünyanın önde gelen merkez bankacıları İstanbul’da buluşurken, Türkiye’nin de kendi ekonomik hedeflerini küresel gelişmelerle uyumlu biçimde şekillendirmesi büyük önem taşıyor.

Çünkü küresel ekonomide artık hiçbir ülkenin para politikası yalnızca kendi sınırları içerisinde kalmıyor. İstanbul’da konuşulacak her başlık, dolaylı olarak Türkiye’nin ekonomisini, piyasalarını, şirketlerini ve vatandaşlarını da ilgilendiriyor.

Kaynak: Euronews