Ülkemizde olup bitenler yalnızca bizleri ilgilendirmiyor. Dışa açık bir ekonomide, yaşanan her olumlu ya da olumsuz gelişme yabancı kuruluşların da dikkatini ülkemize çekiyor. Türkiye’de son haftalarda yaşanan fon krizi ve finansal piyasalardaki gelişmeler, uluslararası kredi derecelendirme kuruluşlarının da takibine girişmiş bulunuyor.
Bunlarda ilki ve en önemlisi olan Moody’s, Türkiye’de yaşanan fon krizinin finansal sistem açısından kredi riskinin sınırlı olduğunu belirtirken, sürecin gözetim ve denetim mekanizmalarındaki bazı boşlukları ortaya çıkardığını belirtiyor. Bir diğer önemli derecelendirme kuruluşu olan Fitch ise Türk bankacılık sektörünün görünümünü “bozulan” kategorisinde değerlendirerek artan sorunlu krediler, sermaye tamponlarındaki zayıflama ve yüksek faiz ortamının yarattığı baskılara dikkat çekiyor.
Moody’s, geçtiğimiz günlerde yayımladığı “Credit risk limited from Türkiye’s ‘Fund Run’ crisis but episode flags some oversight gaps” Yani, Türkiye’deki fon krizinin kredi riski sınırlı, ancak yaşanan süreç bazı denetim boşluklarını ortaya koyuyor başlıklı değerlendirmesinde Türkiye’de yaşanan fon krizinin yarattığı kredi riskini sınırlı olarak nitelendirerek, yaşanan sürecin gözetim ve denetim mekanizmalarındaki bazı boşluklardan kaynaklandığına dikkat çekiyor.
Türkiye’ye ilişkin bir diğer dikkat çekici değerlendirme ise Fitch Ratings tarafından yapıldı. Fitch’in gelişen ülke bankalarına ilişkin değerlendirmesinde Türk bankacılık sektörünün görünümünün “bozulan” kategorisinde yer aldığına dikkat çekiyor.
Fitch’in Türkiye bankacılık sektörüne ilişkin son değerlendirmelerinde yüksek faiz ortamının bankaların kârlılığı üzerindeki baskısı, bireysel krediler ve KOBİ kredilerinde artan sorunlu krediler ile bankaların sermaye tamponlarındaki zayıflama öne çıkan riskler arasında bulundu.
Fitch’in geçtiğimiz ayın son günlerinde İstanbul’da gerçekleştirdiği Türkiye toplantısının bankacılık bölümünde “Yüzeyin altındaki çatlaklar başlığı altında, artan takipteki krediler ve incelen sermaye tamponları anlamına gelen ifadeyle, yüksek faiz ve dezenflasyon politikasının bankacılık sistemine etkileriyle birlikte ele alınması gerektiğine işaret edilmişti.
Ülkemizde yaşanan fon krizinin artçıları çok daha etkili oluyor. Bugün, fonzedelerin aileleri ve borsada kaybedenlerin sayıları milyonlarla ifade ediliyor. Hepsinden öte, Finans piyasalarının temel dayanağı yalnızca para değil, güvendir. Konuyu yalnızca mağduriyet üzerinden değil, “bu noktaya nasıl gelindi?” sorusu üzerinden tartışmaya açmakta yarar olduğu görüşündeyiz.
Türkiye’de son dönemde yaşanan fon krizi, birkaç portföy yönetim şirketinin ya da bazı yatırım fonlarının yaşadığı bir sorun olarak görülmemeli. SPK’nın açıklamalarına göre 131 fonun tasfiye sürecine alınması ve bu fonlarda 455 bin 758 yatırımcının bulunması, olayın ulaştığı boyutu göstermesi açısından son derece önemli. Üstelik SPK’nın kendi açıklamalarında, bazı fonların düşük dolaşımlı hisselerde ekonomik gerçeklerle ve şirketlerin temel finansal büyüklükleriyle açıklanamayacak fiyat hareketlerine neden olduğunun daha önce tespit edildiği belirtiliyor.
Asıl üzerinde durulması gereken nokta ise bence burada başlıyor. Üstteki satırlarımızda, finans piyasalarının temel dayanağı yalnızca para değil, güvendir demiştik. Yatırımcı parasını bir fona teslim ettiğinde, o paranın şeffaf kurallar içinde yönetildiğine ve denetlendiğine inanır. Bu güven zedelendiğinde sorun yalnızca yatırımcının uğradığı zararla sınırlı kalmaz; borsadan fonlara, fonlardan bankacılık sistemine kadar finansal yapının tamamını etkileyebilir. Nitekim eylül ayında Borsa İstanbul’da yaşanan sert satışların, bazı fonların geri ödeme taleplerini karşılamak için ellerindeki varlıkları satmak zorunda kalmasıyla daha da büyüdüğü ve BIST 100’ün ayı yüzde 16,65 kayıpla tamamladığı bildiriliyor.
Özetle;
Bu yaşadıklarımızdan çıkarılması gereken ders yalnızca “sorumlular bulunsun ve cezalandırılsın” olmamalıdır. Konuyu birkaç isim etrafından sürdürmeye devam edersek, sadece buz dağının görünen kısmıyla oyalanmış oluruz. Asıl sorunun görünmeyen kısımda olduğu, ortalıkta dolaşan listelere bakıldığında daha net olarak görülüyor. Hükümet çevrelerinin “ucu nereye kadar giderse gitsin sorumlular bulunup cezalandırılmalı” sözleri de lafta kalmamalıdır.
Elbette varsa manipülasyon ve hukuka aykırı işlemler soruşturulmalı ve sorumlular hukuk önünde hesap vermelidir. Ancak bunun kadar önemli olan, bu mekanizmaların bu ölçüde büyümesine hangi şartların izin verdiğinin ortaya çıkarılmasıdır. Çünkü finansal piyasalarda güveni yeniden tesis etmenin yolu yalnızca zararı telafi etmekten değil, aynı olayın yeniden yaşanmayacağına ilişkin güçlü ve şeffaf bir denetim sistemi kurmaktan geçer.