Yabancı portföy yatırımları, gelişmekte olan ekonomilerin finansman kaynakları arasında önemli bir yere sahiptir. Ancak bu yatırımların en belirgin özelliği, ekonomik ve siyasi gelişmelere karşı son derece duyarlı olmalarıdır. Bir ülkede faiz oranlarının yükselmesi, enflasyonun gerilemesi veya ekonomik istikrarın güçlenmesi yabancı yatırımcıların ilgisini artırabilirken küresel belirsizlikler, jeopolitik riskler ve güven kaybı aynı yatırımcıların kısa sürede pozisyon değiştirmesine neden olabilmektedir.
Türkiye açısından yabancı portföy akımlarının zamanla değişen dinamiklerini anlamak, yalnızca finans piyasalarını değil, ekonominin genel yönünü değerlendirmek bakımından da büyük önem taşımaktadır.
YABANCI YATIRIMCILARIN KARARLARINI BELİRLEYEN FAKTÖRLER
Yabancı portföy yatırımlarını etkileyen faktörleri iki temel başlıkta değerlendirmek mümkündür. Birincisi, küresel ekonomiden kaynaklanan dışsal faktörlerdir. ABD Merkez Bankası’nın faiz politikası, doların uluslararası piyasalardaki değeri, küresel risk iştahı ve gelişmiş ülkelerin tahvil getirileri bu grupta yer almaktadır. İkincisi ise ülkenin kendi ekonomik koşullarından kaynaklanan içsel faktörlerdir. Enflasyon, faiz oranları, döviz kuru beklentileri, bütçe dengesi, cari açık, siyasi öngörülebilirlik ve ülke risk primi bu kapsamda değerlendirilmektedir.
BBVA Research tarafından 2025 yılında yayımlanan Türkiye değerlendirmesinde de küresel piyasa oynaklığı ile ekonomik politika belirsizliğinin yanı sıra Türkiye’nin risk primi ve yatırımcıya sunduğu beklenen döviz bazlı getirinin belirleyici olduğu vurgulanmıştır. Bu yaklaşım, yabancı sermaye hareketlerinin yalnızca yüksek faizle açıklanamayacağını göstermektedir.
TÜRKİYE’DE PORTFÖY HAREKETLERİNİN DEĞİŞEN YAPISI
Türkiye’nin son yıllardaki yabancı sermaye hareketleri incelendiğinde, yatırımcı tercihlerinin dönemlere göre önemli ölçüde değiştiği görülmektedir. Özellikle 2015 sonrasında küresel ve yerel ekonomik koşulların etkisi farklılaşmış, 2018 sonrasında yerel risk faktörleri yabancı yatırımcı kararlarında daha belirgin hâle gelmiştir. 2024 yılında uygulanan parasal sıkılaşma ve ekonomik normalleşme beklentileri ise yabancı yatırımcı ilgisinin yeniden artmasına katkıda bulunmuştur.
2026 yılında da benzer bir hassasiyet dikkat çekmektedir. Yılın ilk dokuz ayında yabancı yatırımcıların Türk menkul kıymetlerine yönelik ilgisi devam etmiş, ancak hisse senedi ve tahvil piyasalarında farklılaşan tercihler ortaya çıkmıştır. Eylül ayına ilişkin değerlendirmelerde yabancıların menkul kıymet portföyünün 2025 sonundaki 52,2 milyar dolardan 18 Eylül 2026 itibarıyla 60,9 milyar dolara yükseldiği belirtilmiştir. Bununla birlikte piyasa değerindeki artışın tamamını yeni sermaye girişi olarak değerlendirmek doğru değildir. Fiyat ve kur değişimlerinden arındırılmış net girişlerin ayrıca incelenmesi gerekir.
FAİZ, KUR VE GÜVEN İLİŞKİSİ
Yabancı yatırımcı açısından önemli olan yalnızca TL cinsinden yüksek faiz elde etmek değildir. Asıl mesele, yatırımın döviz bazında ne kadar getiri sağlayacağıdır. Örneğin yıllık yüzde 40 faiz getirisi sunan bir yatırım, aynı dönemde döviz kurunun yüzde 30 yükselmesi durumunda yatırımcıya yaklaşık yüzde 7,7 oranında döviz bazlı brüt getiri sağlayabilir. Vergi, işlem maliyetleri ve diğer riskler bu getiriyi daha da aşağı çekebilir.
Dolayısıyla Türkiye’nin yabancı sermaye çekebilmesi için faiz politikası ile döviz kuru beklentileri arasında güvenilir bir denge kurması gerekmektedir. Enflasyonla mücadelede kalıcılık sağlanmadan ve ekonomik politikaların öngörülebilirliği güçlendirilmeden yüksek faiz tek başına yeterli olmayacaktır.
KASIM 2026 İTİBARIYLA DİKKAT ÇEKEN GELİŞMELER
Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasının 30 Ekim 2026 tarihinde yayımladığı Para Politikası Kurulu toplantı özetinde, küresel belirsizliklerin ve risk iştahındaki dalgalanmaların gelişmekte olan ülke hisse senedi piyasalarından sermaye çıkışlarına yol açtığı belirtilmiştir. Aynı değerlendirmede 16 Ekim itibarıyla Türkiye’nin brüt rezervleri 169,1 milyar dolar, beş yıllık CDS primi ise 251 baz puan olarak açıklanmıştır. Ayrıca ilgili dönemde devlet iç borçlanma senetleri piyasasında 500 milyon dolarlık net çıkış kaydedilmiştir.
Bu göstergeler, yabancı yatırımcıların Türkiye’ye yönelik kararlarında küresel koşulların ve ülke risk algısının birlikte etkili olduğunu ortaya koymaktadır.
SONUÇ: KALICI SERMAYE İÇİN GÜVEN ORTAMI
Yabancı portföy akımlarının zamanla değişen dinamikleri bize önemli bir gerçeği göstermektedir: Sermaye, yalnızca yüksek getiri aramaz; aynı zamanda güven, istikrar ve öngörülebilirlik ister.
Türkiye’nin ihtiyacı, kısa vadeli sıcak para girişlerini başarı olarak görmekten ziyade uzun vadeli ve sürdürülebilir sermaye hareketlerini destekleyecek ekonomik altyapıyı oluşturmaktır. Bunun için enflasyonun kalıcı biçimde düşürülmesi, hukuk güvenliğinin güçlendirilmesi, mali disiplinin korunması, kurumsal bağımsızlığın desteklenmesi ve üretim ekonomisine geçişin hızlandırılması gerekmektedir.
Unutulmamalıdır ki yabancı sermayenin bir ülkeye gelmesi kadar ülkede kalması da önemlidir. Sürekli değişen küresel finans koşullarında Türkiye’nin başarısı, yabancı yatırımcıların günlük tercihlerine bağımlı olmayan, kendi ekonomik gücünü ve güvenilirliğini artıran bir yapı kurabilmesinden geçmektedir.
Not: 26/20 ibaresini çalışmanın referans numarası olarak değerlendirdim; bu numarayla eşleşen özgün araştırma metnini doğrulayamadığım için makaleyi doğrulanmış bir araştırmanın birebir bulguları gibi sunmadım.
Kaynak: TCMB