Son bir, bir buçuk ayımızı meşgul eden “fon vurgunu” yada “fon skandalında” her geçen gün yeni bir ‘ismin’ açıklanmayan malum listeye girdiği iddia ediliyor. Ülke gündemi bununla meşgul olurken hem bu “fon skandalı” hem Esenyurt Belediyesi’ndeki ikinci kayyumun yaptığı iddia edilen astronomik yolsuzluğuna baktığımız toplumumuzun ne kadar yozlaştığını, insanımızın ne kadar bozulduğunu gözlemleyebiliyoruz.

Ekonomik sorunları, siyasetin anlamsız kavgalarının gölgesinde yaşamaya çalışırken insanımızı ve toplumumuzu sizlere kısaca irdelemek istedim.

Toplum hayatını düzenleyen ve belirleyen temel unsurlar kurallar, normlar ve değerlerdir. Tabi bu kurallar ve normların belirlenmesindeki ana unsur kanunlar gibi görünürken asıl belirleyici faktör toplumun kendi oluşturduğu doğru ve yanlışlardır. Ancak son dönemde maalesef ne toplumuzun, ne ailelilerimizin ne de insanımızın değer yargıları kalmadı gibi sanki.

Toplumun yapı taşı olan aile, son yıllarda giderek değerini ve önemini yitirmeye başladı. Anne, baba ve çocuklardan oluşan çekirdek aile ve büyük anne, büyük baba, teyze, amca, dayı, halalardan oluşan büyük aileler ve bu tarz yaşamlar gittikçe azalıyor.

DİJİTAL KEPELÇE VE DOĞRULARIN BABASI YAPAY ZEKA

21. yüzyılın ‘dijital çağ’ ve ‘teknoloji’ odaklı olmasından mıdır nedir bilinmez ancak son yıllarda artık ailenin toplumdaki belirleyici rolü tükenmeye başladı. Özellikle ‘Z Kuşağı’ veya ‘Z Jenerasyonu’ olarak ifade edilen çocuklarımız, gençlerimiz nasıl büyüyor, yetişiyor?

‘Cep telefonlarına’, ‘bilgisayarlara’, ‘tabletlere’ bağımlı yaşayan yeni nesil, olaylara bizden çok daha farklı bir gözle bakıp değerlendiriyor. Bu konu ile alakalı çok çabuk karar verebiliyor ve çoğu zaman bu kararlar yanlış olabiliyor. Ancak artık ‘yanlış’ ile ‘doğrunun da’ bir normu veya tutarlılığı kalmadı.

Çünkü yeni nesil araştırmıyor, okumuyor, düşünmüyor. Bunun yerine hemen cep telefonuna, internete daha doğrusu en çok da ‘yapay zekaya’ soruyor. Sadece gençlerimizi bu konuda suçlamak doğru olmaz tabi ki. Büyükler de bir çoğumuz da hemen ‘yapay zeka’ veya ‘internete’ danışmayı huy edinmedik mi?

Peki bu internet veya yapay zekanın bize verdiği cevap gerçekten doğru mudur? Asıl doğru onun söylediği midir? Buna kesin olarak cevap veremeyiz ama ben yine gençliğin bizi biraz da ‘eski kafalılıkla’ yargılaması gibi ‘teknoloji bağımlığına’ isyan etmeyle cevap vereceğim buna.

80’LER, 90’LAR VE TEKNOLOJİSİZ HAYAT

1980’li hatta birazda 1990’lı yıllarda çocukluğumuzu, gençliğimizi yaşadığımız o yıllarda ‘teknoloji’ yoktu. Yani o dönemleri anlatmak gerekirse en teknolojik aletler, televizyonlar ve kablolu ev telefonlarıydı. Özellikle 2000 yılından sonra dünyaya gelen çocuklarımıza, gençlerimize o günleri anlattığımızda akılları bile almıyor.

Lakin 80’li yıllarda teknoloji yoktu. Cep telefonları, tabletler, bilgisayarlar, yapay zekalar yoktu. Onun yerine ‘mahalle kültürü’ vardı. Teknoloji ve ekranlardan uzak bir şekilde mahalle aralarında ve sokaklarda bir araya gelinerek çok çeşitli oyunlar oynardı. Çocuklar bütün günü dışarıda; misket, seksek, uzun eşek oynayarak veya bisiklet sürerek geçirir ve arkadaşa, oyuna doyardı. O zamanlar ‘alarm’ diye bir şey yoktu, onun yerine ‘akşam ezanı’ vardı. Akşam ezanını duyan çocuk hemen oyununu bitirip, arkadaşıyla vedalaşıp bir an önce evine dönerdi.

Kapıların bazen kilitsiz olduğu, komşuluk ilişkilerinin, yardımlaşmanın ve ortak alanların çok güçlü olduğu bir ‘sosyalleşme’ vardı.

İşte galiba biz biraz da bunu özledik, insanın insanı sevdiği, kırmadığı, üzmemeye özen gösterdiği yılları özledik.

Galiba 50 yaş ve üstü insanların bu özleminden ötürü ‘Seksenler’ dizisi şuan 4-5 farklı kanalda aynı anda izleyici tarafından hasretle izlenmeye devam ediyor.

Sağlıcakla kalın…

NOT: Gelen yoğun istek üzerine 1980’li ve 90’lı yılları daha detaylı bir şekilde irdeleyen bir yazıyı önümüzdeki günlerde sizlere kaleme alacağım.