Bu haftanın bilim ve teknoloji gündemine baktığımızda dikkat çeken şey yeni bir cihaz ya da tek bir büyük keşif değil. Teknoloji artık doğrudan insan bedenine, laboratuvara ve fiziksel dünyaya giriyor. Bunun en çarpıcı örneklerinden biri tıp alanından geldi.
Microsoft araştırmacılarının geliştirdiği yeni yapay zekâ sistemi, tıbbi vakaları mevcut birçok model gibi bütün bilgileri bir kerede değerlendirerek değil, bir doktor gibi adım adım çözmeye çalışıyor. Sistem önce hastaya hangi soruların sorulacağına karar veriyor, ardından gerekli muayene ve testleri seçiyor ve her yeni bilgiyle teşhis ihtimallerini güncelliyor. Science'ta yayımlanan çalışmada 300'den fazla zor vakada genel pratisyenlerden iki kattan fazla doğruluk elde edildiği bildirildi. Ancak araştırma ortamındaki başarı ile gerçek hastanelerdeki performans aynı şey değil. Sistem şimdi Boston'daki Beth Israel Deaconess Medical Center'da acil servis triyajında test edilmeye hazırlanıyor.
Sağlık bilimlerinde haftanın belki de daha büyük dönüm noktası ise gen düzenlemeden geldi. “Prime editing” adı verilen yüksek hassasiyetli CRISPR yöntemi ilk kez bir insanın vücudunun içinde doğrudan DNA'yı değiştirmek amacıyla kullanıldı. Deneysel tedavi, Wilson hastalığına neden olan ve karaciğerde bakır birikimine yol açan genetik hatayı düzeltmeyi hedefliyor. İlk hasta bu ay tedavi edildi; sonuçların gelecek yıl açıklanması bekleniyor. Dolayısıyla henüz tedavinin işe yaradığını söyleyemeyiz. Fakat hücreleri vücuttan çıkarıp laboratuvarda düzenlemek yerine DNA'yı doğrudan insan vücudunun içinde yeniden yazabilmek, genetik tıp açısından önemli bir eşik.
Yapay zekâ aynı zamanda laboratuvarın fiziksel işlerini de devralmaya hazırlanıyor. Eski OpenAI yöneticilerinden Kevin Weil'in kurduğu Warp Sciences, ilaç keşfinde kullanılacak molekülleri hazırlayan ve test eden laboratuvar robotları geliştirmek için 215 milyon dolar yatırım aldı. İnsan kimyagerlerin kamera ve sensörlü eldivenlerle yaptığı işlemler robotlara öğretilecek; amaç laboratuvarların gece gündüz çalışabilmesi. Bu yaklaşım başarılı olursa yapay zekânın önerdiği bir molekülün gerçek dünyada sentezlenip test edilmesi arasındaki süre ciddi biçimde kısalabilir.
Fakat aynı teknoloji güvenlik tarafında yeni sorunlar yaratıyor. Microsoft'a göre Çin bağlantılı olduğu düşünülen bir grup, yüzlerce kuruluşu hedefleyen küresel bir saldırıda yapay zekâ destekli otomatik sızma testi araçlarından yararlandı. Sistem keşif, erişim sağlama ve veri toplama gibi işlemlerin bir bölümünü otomatikleştirebiliyor. Saldırıların çoğu başarısız olsa da bazı kuruluşlarda yüksek yetkili erişimler elde edildiği bildirildi. Yapay zekânın siber güvenlikte savunmacıya olduğu kadar saldırgana da güç verdiğinin somut örneklerinden biriyle karşı karşıyayız.
Haftanın temel bilimdeki en zarif gelişmesi ise tek bir parçacıktan geldi. Fizikçiler tek bir pozitronu, yani elektronun antimadde karşılığını, aylar boyunca tuzakta tutup mümkün olan en düşük enerji seviyesine kadar soğutmayı başardı. Amaç, pozitronun manyetik özelliklerini elektronunkiyle olağanüstü hassasiyetle karşılaştırmak. Eğer madde ile antimadde arasında beklenmeyen küçük bir fark bulunursa, bu Evren'in neden neredeyse tamamen maddeden oluştuğunu açıklamaya yardımcı olabilir. Şimdilik yeni fizik keşfedilmiş değil; fakat deney bunun için şimdiye kadarki en hassas araçlardan birini oluşturuyor.
Bu haftanın bana bıraktığı düşünce şu:
Teknoloji artık bize yalnızca bilgi vermiyor; teşhis koyuyor, DNA'yı değiştiriyor, deney yapıyor ve fiziksel sistemlere müdahale ediyor.
Bu yüzden önümüzdeki dönemin en önemli sorusu “teknoloji ne kadar güçlü olabilir?” olmayacak.
Asıl soru, bu gücü ne kadar güvenilir, doğrulanabilir ve kontrollü kullanabileceğimiz olacak.