Yapay zekâ birkaç yıl önce bize metin yazıyor, görüntü üretiyor ve sorularımızı cevaplıyordu. Bu hafta yaşanan gelişmelere bakınca sıradaki aşamanın çok daha farklı olacağı görülüyor: Yapay zekâ artık laboratuvara giriyor.
Anthropic’in San Francisco Körfez Bölgesi’nde fiziksel biyoloji deneyleri yapabilen bir “wet lab” kurduğu ortaya çıktı. Şirket, gelecekte Claude gibi yapay zekâ sistemlerinin robotik laboratuvar ekipmanlarını yönlendirerek deneylerin bir bölümünü sınırlı insan müdahalesiyle gerçekleştirmesini hedefliyor. Ama Anthropic bunun henüz çok erken bir aşamada olduğunu ve insan denetiminin vazgeçilmez olduğunu özellikle vurguluyor. Klinik deneylere geçmek gibi bir plan da şimdilik yok.
Bu gelişme önemli çünkü yapay zekânın bilimdeki rolü “makaleleri okuyup öneri veren yardımcı” olmaktan çıkıp deneyi gerçekleştiren sistemin bir parçası olmaya doğru ilerliyor. İlaç geliştirme sürecinde yıllar alan bazı erken aşamalar gerçekten hızlanabilir; fakat biyolojide yanlış bir tahmin ile yanlış bir fiziksel deney arasındaki fark oldukça büyük.
Tam da bu nedenle yapay zekâ güvenliği tartışması bu hafta yeniden büyüdü. Amazon, gelişmiş modeller piyasaya sürülmeden önce daha sıkı testler ve güvenlik önlemleri gerektiğini açıkladı. Anthropic, OpenAI ve başka büyük yapay zekâ şirketlerinin yöneticileri de son dönemde daha güçlü sistemlerin güvenlik değerlendirmeleri konusunda daha temkinli davranılması gerektiğini savunuyor. Sektörde ortak bir yaklaşım oluşmuş değil; fakat tartışmanın “AI güvenli mi?” sorusundan “ne kadar bağımsız hareket etmesine izin vereceğiz?” sorusuna geçtiği açık.
Sağlık teknolojilerinde ise dikkat çekici bir beyin-bilgisayar arayüzü çalışması yayımlandı. Araştırmacılar tek bir beyin implantının, kişinin hem söylemek istediği kelimeleri hem de yapmak istediği jestleri aynı anda algılayabildiğini gösterdi. Yapay zekâ, beyin sinyallerini saniyeler içinde ekrandaki metne dönüştürürken bir dijital avatarın hareketlerini de kontrol edebiliyor. Özellikle ağır felç nedeniyle konuşma ve hareket yeteneğini kaybeden kişiler için bu tür sistemler gelecekte çok daha doğal iletişim yollarının önünü açabilir. Ancak teknoloji hâlâ araştırma aşamasında.
Haftanın temel bilim tarafındaki en ilginç gelişmelerinden biri ise thorium-229 çekirdeği üzerinde yapılan yeni deney oldu. Araştırmacılar thorium-229’un nükleer enerji geçişini kristal içinde sürekli lazer ışığıyla doğrudan incelemeyi başardı. Bu yöntem, gelecekte son derece kararlı nükleer saatlerin geliştirilmesini kolaylaştırabilir. Atom saatlerinden bile farklı çalışan bu sistemler yalnızca zaman ölçümünde değil, temel fizik yasalarının çok hassas testlerinde de kullanılabilir.
Uzay tarafında ise NASA’nın Nancy Grace Roman Uzay Teleskobu beklenmedik derecede iyi bir başlangıç yaptı. Fırlatma ve ilk rota düzeltmesinin olağanüstü hassas gerçekleşmesi sayesinde teleskobun yakıtının yaklaşık 22 yıllık bilimsel çalışmaya yetebileceği hesaplandı. İlk planlamalarda bunun yaklaşık yarısı öngörülüyordu. Roman, Hubble benzeri çözünürlüğü çok daha geniş bir görüş alanıyla birleştirerek karanlık enerji, galaksilerin oluşumu ve ötegezegenler üzerinde çalışacak.
Bu haftanın ardından ortaya çıkan tablo aslında oldukça anlamlı:
Bir tarafta makinelerin bilim insanlarının yaptığı bazı işleri devralmasına hazırlanıyoruz, diğer tarafta atom çekirdeğini ve evreni daha önce ulaşamadığımız hassasiyetle ölçmeye başlıyoruz.
Önümüzdeki dönemin büyük bilimsel sıçramaları muhtemelen yalnızca daha güçlü yapay zekâlardan gelmeyecek. Yapay zekânın, insan denetiminin ve son derece hassas deneylerin birlikte ne kadar iyi çalışabildiği asıl belirleyici olacak.
Bilim ve Teknolojide Bu Hafta: Yapay Zekâ Laboratuvara İndi
Volkan Öztuna
Yorumlar
Trend Haberler
Kırıkkale’de Görev Başındaki Polis Memuru Şehit Oldu!
ABB’den Ulus’ta sosyal destek merkezi: Başvurular tek noktada
İran'da güvenlik güçleriyle silahlı grup arasında çatışma çıktı
Fonunu Satamayan Yatırımcının Parası Ne Olacak?
Eski futbolcu Hasan Şaş gözaltına alındı
Mert Günok, A Milli Takım’a Veda Etti!