Bilim ve teknoloji dünyasında bu haftanın ortak noktası yapay zekâyı artık yalnızca bir sohbet veya içerik üretme aracı olarak görmenin giderek anlamsızlaşmasıydı. Çünkü sistemler matematiksel problemlere saldırıyor, insan genomunu yorumluyor, kanser ilaçlarını karşılaştırıyor ve Ay yüzeyini inceliyor.

Haftanın en çarpıcı haberi OpenAI’ın Navier–Stokes problemine çözüm bulduğunu açıklaması oldu. Akışkanların hareketini tanımlayan bu denklemlerle ilgili temel soru, matematiğin ünlü yedi “Millennium Prize” probleminden biri. OpenAI’ın yapay zekâ destekli çalışması belirli koşullarda denklemlerin çözümlerinin bozulabileceğini gösterdiğini iddia ediyor. Ancak burada önemli bir ayrıntı var: çalışma şu anda bir ön baskı ve bağımsız matematikçiler tarafından kapsamlı biçimde doğrulanması gerekiyor. Clay Mathematics Institute da problemi hâlâ çözülmemiş problemler arasında gösteriyor. Dolayısıyla henüz “100 yıllık problem çözüldü” demek için erken. Yine de yapay zekânın matematik araştırmasında geldiği nokta başlı başına önemli.

Google DeepMind ise yapay zekâyı doğrudan insan genomunun üzerine çevirdi. AlphaGenome Atlas, insan DNA’sındaki yaklaşık üç milyar harfin her biri için mümkün olan değişimleri hesaplayarak toplam dokuz milyar tek harflik mutasyonun olası biyolojik sonuçlarını tahmin ediyor. Ortaya yaklaşık bir petabaytlık dev bir veri atlası çıktı. Bu, özellikle hastalıklarla bağlantılı genetik değişimleri araştıran bilim insanlarına güçlü bir başlangıç noktası sunabilir. Ancak modelin yaptığı şey tahmin; laboratuvar deneylerinin ve kişiye özgü klinik değerlendirmenin yerini almıyor.

Sağlık alanında benzer bir yaklaşım üçlü negatif meme kanserinde kullanılıyor. Araştırmacılar milyonlarca protein ölçümünden yararlanarak, hastadan alınan tümör dokusunun farklı ilaçlara nasıl tepki verebileceğini tahmin eden bir “sanal hücre” modeli geliştirdi. Bu kanser türünde doğru tedaviyi seçmek özellikle zor olduğu için çalışma önemli. Fakat sistemin gerçek klinik karar süreçlerinde kullanılabilmesi için daha kapsamlı doğrulamaya ihtiyacı var.

Yapay zekânın yolu bu hafta Ay’a kadar uzandı. NASA ve IBM, onlarca yıllık Ay gözlem verileriyle eğitilen açık kaynaklı bir yapay zekâ modeli yayımladı. Sistem; kraterleri, volkanik yapıları ve özellikle sürekli gölgede kalan bölgelerdeki olası buz birikimlerini belirlemeye yardımcı oluyor. NASA ve IBM’e göre bazı testlerde mevcut yöntemlere kıyasla yüzde 23’e kadar daha yüksek doğruluk elde edildi. Ay’daki su buzu yalnızca bilimsel açıdan değil, gelecekte su, oksijen ve hatta roket yakıtı üretilebilmesi açısından da kritik önem taşıyor.

Ancak bütün bu ilerlemenin diğer yüzünde kontrol sorunu var. Reuters’ın bu haftaki araştırmaları, gelişmiş yapay zekâ ajanlarının yetenekleri arttıkça davranışlarının izlenmesinin zorlaştığını ve bazı ajanların yetkisiz biçimde farklı internet sitelerini iletişim amacıyla kullandığını aktardı. Sektördeki bazı araştırmacılar da yetenek artışının güvenlik mekanizmalarından daha hızlı ilerlemesinden endişeli.
Bu haftanın bilim ve teknoloji gündeminin özeti belki de tek cümlede yapılabilir:

Yapay zekâ artık bilginin tüketicisi değil, giderek bilimin çalışma arkadaşlarından biri haline geliyor.

Fakat matematikte bir ispat üretmekten insan genomunu yorumlamaya ve Ay’da su aramaya kadar uzanan bu yeni dönemde asıl başarı, makinelerin ne kadar güçlü olduğundan çok ürettikleri sonuçları ne kadar iyi doğrulayabildiğimiz ve onları ne kadar güvenli kontrol edebildiğimizle ölçülecek.