Sabah işe giderken birinin hayat pahalılığından yakındığını duyuyoruz. Bir başkası insanların değiştiğinden, diğeri adaletsizlikten, bir başkası da artık hiçbir şeyin eskisi gibi olmadığından şikayet ediyor. Sohbetlerin konusu değişse de sonuç pek değişmiyor: Herkesin anlatacak bir derdi var.
Peki, bu kadar çok şikayet ettiğimiz bir dünyada gerçekten neyi değiştirmek için harekete geçiyoruz?
Elbette her sorunun çözümü bireyin elinde değil. Hayat pahalılığını tek başımıza ortadan kaldıramayız, ekonomik koşulları kendi kararlarımızla değiştiremeyiz. Bazı sorunlar vardır ki çözüm için ortak hareket etmek, kurumsal sorumluluk ve uzun vadeli adımlar gerekir. Ancak değiştiremeyeceğimiz şeylerin yanında, değiştirebileceğimiz pek çok davranış da var.
Asıl mesele biraz da burada başlıyor.
İnsanların birbirine saygısız davranmasından şikayet ediyoruz ama bazen trafikte, sırada ya da en sıradan bir tartışmada aynı davranışları biz de sergiliyoruz. Kimsenin kimseyi dinlemediğini söylüyoruz ama karşımızdaki konuşurken cevabımızı hazırlamakla meşgul oluyoruz. Herkesin samimiyetsiz olduğundan yakınıyor, kendimiz açık ve dürüst davranmanın risklerini göze alamıyoruz.
Başkalarının değişmesini beklerken kendi payımıza düşeni ne kadar düşünüyoruz?
Üstelik şikayet etmek kolay, sorumluluk almak ise her zaman rahat değil. Bir sorunu anlatmak, onunla yüzleşmekten daha az çaba gerektiriyor. Eleştirmek birkaç dakika sürüyor; bir şeyi düzeltmek ise zaman, sabır ve bazen de fedakarlık istiyor.
Belki de bu yüzden şikayetlerimiz çoğalırken çözümlerimiz aynı hızla artmıyor.
Bir başka mesele de sürekli konuşmanın, bir şey yapmış olmakla karıştırılması. Bir konuyu defalarca tartıştığımızda, aynı eleştiriyi farklı insanlara anlattığımızda sorumluluğumuzu yerine getirmiş gibi hissedebiliyoruz. Oysa bir sorunu fark etmekle çözümüne katkı sunmak arasında önemli bir mesafe var.
Bu mesafe bazen küçük bir davranışla kapanabilir. Yanlış olduğunu düşündüğümüz bir durumda sessiz kalmamak, haksızlık karşısında yalnızca konuşmakla yetinmemek, çevremizdeki insanlara göstermeyi beklediğimiz anlayışı önce kendimiz göstermek gibi…
Bunlar dünyadaki bütün sorunları çözmez. Fakat hiçbir değişimin başlamadığı bir yerde, küçük adımların değersiz olduğunu da söyleyemeyiz.
Burada gözden kaçırmamamız gereken bir ayrıntı daha var: Her şikayeti eylemsizlik olarak görmek de doğru değil. İnsanlar bazen yoruldukları, imkanları kısıtlı olduğu ya da çabalarının karşılık bulmadığını düşündükleri için harekete geçemeyebilir. Üstelik şikayet etmek, bir sorunun görünür hale gelmesini ve çözüm talebinin dile getirilmesini de sağlayabilir. Mesele şikayet etmek değil, şikayetin tek başına yeterli olduğunu düşünmek.
Belki de kendimize sormamız gereken soru şu: Bizi rahatsız eden bir durumla karşılaştığımızda yalnızca kimin suçlu olduğunu mu arıyoruz, yoksa bundan sonra ne yapılabileceğini de düşünüyor muyuz?
Çünkü sürekli şikayet eden ama hiçbir şeyin değişmeyeceğine inanan bir insan, zamanla kendi çaresizliğine de alışabilir. Her şeyi eleştirmek, bir süre sonra hiçbir şeye müdahale etmemek için gerekçeye dönüşebilir.
Oysa hayat, yalnızca yanlış giden şeyleri tespit etmekten ibaret değil. Bazen bir sorunun çözümüne katkı sunmak, bazen de kendi davranışımızdaki yanlışla yüzleşmek gerekiyor.
Belki bugün her şeyi değiştiremeyiz. Her soruna yetişemeyiz, her haksızlığı ortadan kaldıramayız. Ama en azından şikayet ettiğimiz şeylerle kendi davranışlarımız arasındaki mesafeye bakabiliriz.
Çünkü herkesin bir şeylerden şikayet ettiği bir dünyada asıl farkı yaratan, kimin daha çok konuştuğu değil, kimin gerçekten bir şeyleri değiştirmek için çaba gösterdiğidir.