Bir sabah uyanıyoruz, ülkenin gündeminde yeni bir olay var. Televizyonlarda aynı görüntüler, sosyal medyada aynı paylaşımlar, herkesin dilinde aynı konu. Kimi öfkeleniyor, kimi üzülüyor, kimi de sorumluların hesap vermesini istiyor. Birkaç saat içinde binlerce yorum yapılıyor, açıklamalar geliyor, tartışmalar büyüyor.
Sonra ne oluyor?
Ertesi gün başka bir olay yaşanıyor. Önceki gün herkesin konuştuğu mesele yavaş yavaş gündemden düşüyor. Birkaç gün sonra ise sanki hiç yaşanmamış gibi hayatımıza devam ediyoruz.
Aslında unutulan yalnızca olayın kendisi değil. O gün sorulan sorular, verilen sözler, beklenen açıklamalar ve çözülmesi gereken sorunlar da sessizce ortadan kayboluyor.
Bir trafik kazasının ardından yol güvenliğini konuşuyoruz. Bir yangın yaşandığında denetimleri sorguluyoruz. Bir haksızlık gündeme geldiğinde adaletten söz ediyoruz. Ancak aynı meseleleri birkaç hafta sonra yeniden gündeme getiren kaç kişi var?
Üstelik bu durum yalnızca sosyal medyayla sınırlı değil. Haberlerde de benzer bir döngü yaşanıyor. Bir olay ilk ortaya çıktığında bütün ayrıntılarıyla ele alınıyor. Fakat üzerinden zaman geçtikçe haber değeri azalmış gibi görülüyor. Oysa bir olayın gündemden düşmesi, o olayın sonuçlandığı anlamına gelmiyor.
Belki de en büyük sorun burada başlıyor.
Biz artık olayların sonuçlarını değil, ilk yankılarını takip ediyoruz. Ne olduğunu öğreniyoruz ama sonrasında ne yaşandığını çoğu zaman bilmiyoruz. Bir soruşturma açıldığını duyuyoruz, sonucunu merak etmiyoruz. Bir sorunun çözüleceğine ilişkin açıklamaları görüyoruz, aylar sonra gerçekten çözülüp çözülmediğine bakmıyoruz.
Elbette her gün yeni gelişmelerin yaşandığı bir ülkede bütün olayları aynı yoğunlukta takip etmek mümkün değil. İnsanların kendi hayatları, işleri, sorumlulukları var. Herkesin her meseleyle sürekli ilgilenmesini beklemek de gerçekçi olmaz.
Ancak gündemi takip etmekle gündemin peşinden sürüklenmek arasında önemli bir fark var.
Bugün bir konuya gösterilen tepkinin büyüklüğü, o konunun ne kadar süre konuşulacağını belirliyor. Bazen en ciddi meseleler bile birkaç gün içinde yerini çok daha önemsiz tartışmalara bırakabiliyor. Çünkü gündem artık çoğu zaman olayın önemine göre değil, ne kadar dikkat çektiğine göre şekilleniyor.
Bir başka mesele de tepki göstermenin giderek başlı başına bir sonuç gibi görülmesi.
Bir paylaşım yapıyoruz, düşüncemizi söylüyoruz, bazen birkaç kişiye daha ulaştırıyoruz. Ardından üzerimize düşeni yaptığımızı düşünüyoruz. Oysa tepki göstermek, bir sorunun çözülmesini sağlamakla aynı şey değil.
Elbette kamuoyunun ses çıkarması önemli. Bazı meselelerin görünür hale gelmesinde toplumsal tepkilerin büyük payı var. Ancak o sesin yalnızca ilk gün duyulması yeterli mi?
Bence asıl konuşmamız gereken konu bu.
Çünkü toplumsal hafıza yalnızca geçmişte yaşananları hatırlamak değildir. Bir olayın ardından nelerin değiştiğini, verilen sözlerin tutulup tutulmadığını ve aynı sorunların neden tekrarlandığını da sorgulayabilmektir.
Bugün yaşananlara kızıp yarın unutuyorsak, bir sonraki benzer olayda aynı soruları yeniden sormaya mahkum kalıyoruz.
Belki de artık her yeni gündeme yetişmeye çalışmak yerine, eski gündemlerin nereye vardığını da merak etmeliyiz.
Çünkü bir ülkenin hafızası, en çok konuştuğu olaylarla değil, unutmadığı meselelerle şekillenir.
Ve bazen asıl mesele, bugün neye tepki gösterdiğimiz değil, dün tepki gösterdiğimiz şeyin bugün ne durumda olduğunu bilip bilmediğimizdir.