Bazen insanın canı hiçbir şey yapmak istemez. Ne dışarı çıkmak ne biriyle görüşmek ne de uzun uzun sohbet etmek… Sadece evinde oturmak, sevdiği bir filmi izlemek ya da hiçbir şey yapmadan vakit geçirmek ister. Ancak iş bu isteği başkalarına anlatmaya geldiğinde, nedense basit bir karar bile uzun bir savunmaya dönüşür.
Bir arkadaşımız buluşmaya çağırdığında “Bugün gelmek istemiyorum” demek çoğu zaman yeterli olmaz. Hemen arkasından sorular gelir. Neden? Bir şey mi oldu? Hasta mısın? Moralini bozan bir şey mi var?
Oysa bazen gerçekten hiçbir şey olmamıştır. İnsan yalnızca o gün dışarı çıkmak istemiyordur.
İlginç olan, çoğu zaman karşımızdaki insan sormadan biz açıklama yapmaya başlarız. İşimizin yoğunluğundan, yorgunluğumuzdan, ertesi gün erken kalkacağımızdan söz ederiz. Hatta bazen gerçekte olmayan bir bahaneye sığınırız. Çünkü hiçbir gerekçe göstermeden bir şeyi istemediğimizi söylemek bize kabalık gibi gelir.
Peki, ne zamandan beri kendi zamanımızı nasıl geçireceğimizi açıklamak zorunda hissediyoruz?
Günlük hayatta farkında olmadan birbirimizin kararlarını sorgulamayı alışkanlık haline getirmişiz. Birisi telefonumuzu açmadığında neden açmadığını, mesajımıza geç cevap verdiğinde neden geciktiğini, bir davete katılmadığında neden gelmediğini öğrenmek istiyoruz. Üstelik aldığımız cevap bizi tatmin etmezse konuyu kapatmak yerine biraz daha üsteleyebiliyoruz.
Sanki karşımızdaki insanın verdiği karar, ancak bizim uygun bulduğumuz bir gerekçeye dayanıyorsa geçerli sayılıyor.
Elbette insan ilişkilerinde açıklama yapmak önemlidir. Verilmiş bir söz varsa, ortak bir plan yapılmışsa ya da davranışımız doğrudan başka birini etkiliyorsa bunun sorumluluğunu almak gerekir. Ancak her kişisel tercihi de hesap verilmesi gereken bir meseleye dönüştürmemek lazım.
Bir insanın hafta sonunu evinde geçirmek istemesi için hasta olması gerekmiyor. Telefonunu sessize alması için kötü bir gün geçirmiş olması şart değil. Bir daveti geri çevirmesi de davet eden kişiyi sevmediği anlamına gelmiyor.
Belki de asıl sorun, insanların kararlarından çok bu kararları kendimizle ilişkilendirmemiz.
Arkadaşımız bizimle görüşmek istemediğinde bunu hemen kişisel algılayabiliyoruz. Aklımıza ilk gelen ihtimal onun dinlenmek istemesi değil, bize kırılmış olabileceği oluyor. Böyle olunca karşı taraf da yanlış anlaşılmamak için kendisini açıklamak zorunda hissediyor.
Sonuçta kimsenin kötü bir niyeti olmadığı halde basit bir “Bugün evde kalacağım” cümlesi gereksiz bir konuşmanın başlangıcına dönüşebiliyor.
Üstelik bu durum yalnızca arkadaşlık ilişkilerinde yaşanmıyor. Aile içinde, iş hayatında, hatta sosyal medyada bile insanların tercihlerine açıklama bekleyerek yaklaşıyoruz. Birisi alışkanlıklarını değiştirdiğinde, eskisi kadar paylaşım yapmadığında veya hayatında farklı bir yol seçtiğinde nedenini öğrenmek istiyoruz.
Merak etmek doğal. Ancak merak ettiğimiz her sorunun cevabını alma hakkına sahip değiliz.
Bir de işin diğer tarafı var. Sürekli açıklama yapmaya alıştığımızda zamanla kendi kararlarımızdan da şüphe etmeye başlıyoruz. Bir şeyi istememek bize yeterli gelmiyor. Mutlaka mantıklı, kabul edilebilir ve başkalarını ikna edecek bir neden bulmaya çalışıyoruz.
Oysa insanın her tercihi büyük bir sebebe dayanmak zorunda değil.
Bazen bir yere gitmek istemeyiz çünkü evimizde daha mutluyuzdur. Bazen konuşmak istemeyiz çünkü sessizlik iyi geliyordur. Bazen de hiçbir neden yoktur. Sadece öyle tercih etmişizdir.
Bunların hiçbiri tek başına yanlış değildir.
Belki de birbirimize gösterebileceğimiz en basit saygılardan biri, her kararın arkasında bir açıklama aramaktan vazgeçmektir. Her “hayır” cevabını pazarlığa açmamak, her sessizliği kırgınlık saymamak ve insanların kendilerine ayırdığı zamanı kişisel bir mesele haline getirmemek gerekir.
Çünkü sağlıklı ilişkiler yalnızca birlikte geçirilen zamanla değil, birbirimize tanıdığımız alanla da şekillenir.
Bir insanın bizi sevmesi, her davetimize katılacağı ya da her an ulaşılabilir olacağı anlamına gelmez. Aynı şekilde bizim de birilerini önemsiyor olmamız, kendi isteklerimizi sürekli ikinci plana atmamızı gerektirmez.
Belki de artık hem kendimize hem de başkalarına biraz daha az soru sormalıyız.
Her kararın bir hikayesi, her sessizliğin gizli bir anlamı, her reddedişin uzun bir gerekçesi olmak zorunda değil.
Bazen “İstemiyorum” demek yeterlidir. Ve bazen yapılabilecek en güzel şey, bu cevabı olduğu gibi kabul etmektir.