Hayatımıza giren herkesin hayatımızda kalması gerekmiyor. Bazen biriyle konuşmaya başlıyoruz, tanıyoruz, vakit geçiriyoruz ama bir süre sonra o iletişimi sürdürmek istemediğimizi fark ediyoruz. Ortada büyük bir tartışma, ciddi bir hata ya da kırgınlık da olmayabiliyor. Sadece artık konuşmak istemiyoruz.
Peki, bir insanla iletişimi bitirmek için mutlaka geçerli bir sebebimiz mi olmalı?
Günümüzde birisiyle görüşmek istemediğimizi söylediğimizde çoğu zaman bunun nedenini de açıklamamız bekleniyor. Karşımızdaki kişi ne olduğunu, neyin değiştiğini, nerede yanlış yaptığını bilmek istiyor. Verdiğimiz cevap yeterli bulunmadığında ise kendimizi uzun uzun açıklama yaparken buluyoruz.
Oysa her kararın arkasında anlatılabilecek büyük bir olay olmak zorunda değil.
Bazen bir insanla anlaşamadığımızı hissederiz. Bazen sohbet etmek içimizden gelmez. Bazen de başlangıçta kurduğumuz iletişimin düşündüğümüz gibi ilerlemediğini görürüz. Bunların hiçbiri karşı tarafın kötü biri olduğu anlamına gelmez.
İki insanın iyi insanlar olması, birbirlerinin hayatında bulunmaları gerektiği anlamına da gelmiyor.
Ancak burada önemli bir ayrım var. Bir insanla konuşmayı bitirmek için izin almak zorunda değiliz ama bu, karşımızdaki kişinin duygularını tamamen görmezden gelmemiz gerektiği anlamına da gelmiyor.
Özellikle uzun süredir devam eden bir iletişim söz konusuysa hiçbir şey söylemeden ortadan kaybolmak, karşı tarafta cevapsız sorular bırakabilir. İnsan bazen biten bir ilişkiye değil, ne olduğunu anlayamamaya takılır.
Bu yüzden açıklama yapmakla kendimizi savunmak arasındaki farkı bilmek gerekiyor.
"Artık konuşmaya devam etmek istemiyorum" demek de bir açıklamadır. Bunun ardından sayfalarca gerekçe sunmak, kararımızı kabul ettirmek ya da karşımızdaki kişiyi haklı olduğumuza ikna etmek zorunda değiliz.
Çünkü iletişim kurmak iki kişinin isteğine bağlıdır. Bir taraf devam etmek istemediğinde, diğer tarafın istemesi tek başına yeterli olmaz.
Üstelik bazen insanlar bir açıklama duymaktan çok, duydukları açıklamayı değiştirmeye çalışıyor. Söylediğimiz her gerekçeye yeni bir cevap veriliyor. Konuşmak istemediğimizi söylediğimizde neden istemediğimiz, neden denemediğimiz, neden bir şans daha vermediğimiz soruluyor.
Böyle durumlarda bir iletişimi sonlandırmak, neredeyse karşılıklı yürütülen bir pazarlığa dönüşüyor.
Oysa insanın kendi hayatında kimlerle görüşeceğine karar verebilmesi için karşı tarafın onayına ihtiyacı yok.
Elbette verilen sözler, kurulan bağlar ve paylaşılan zaman önemlidir. Birine umut verip ardından hiçbir şey olmamış gibi davranmakla, dürüstçe iletişimi bitirmek aynı şey değildir. Nezaket göstermek, istemediğimiz bir ilişkiyi sürdürmek anlamına gelmez.
Bence asıl mesele, bir insanla konuşmayı bitirirken mutlaka bir suçlu aramamız.
Bir iletişim sona erdiğinde hemen kimin yanlış yaptığına odaklanıyoruz. Sanki ortada bir hata yoksa bitiş de olmamalıymış gibi düşünüyoruz.
Halbuki bazen kimse yanlış yapmamıştır. Kimse kimseyi kırmamıştır. Sadece bir tarafın isteği değişmiştir.
Ve bu da hayatın içinde mümkün olan bir durumdur.
Bir insanın bizimle konuşmak istememesi, değersiz olduğumuz anlamına gelmediği gibi bizim de biriyle konuşmak istemememiz onu değersiz yapmaz.
Belki de öğrenmemiz gereken şey, her bitişin büyük bir gerekçeye ihtiyaç duymadığıdır.
Çünkü bir iletişimi başlatmak için iki kişinin isteği gerekirken, sürdürmemek için bir kişinin kararı yeterlidir.