Hayatımızın büyük bir kısmını, hayatımızın başlamasını bekleyerek geçiriyoruz galiba.
Biraz para biriktireyim, sonra rahat ederim. Şu yoğunluk bir geçsin, kendime vakit ayıracağım. İşler düzelsin, tatile giderim. Birkaç kilo vereyim, istediğim kıyafeti alırım. Daha iyi bir eve geçeyim, misafir çağırırım.
Hep bir şartımız var.
Bugün sanki asıl hayat değil de hazırlık aşaması. Yaşadığımız günler birer taslak, temiz kopyası ise ileride bir yerde bizi bekliyor.
Fakat o “ilerisi” bir türlü gelmiyor.
Bir sorun bitiyor, başka bir sorun başlıyor. Bir ödeme kapanıyor, yenisi çıkıyor. Yoğun bir hafta geçiyor, ardından daha yoğun bir hafta geliyor. “Şunu da halledeyim” dediğimiz listenin sonuna hiçbir zaman ulaşamıyoruz.
Belki de yanıldığımız nokta tam olarak burada. Hayatı, her şeyin yoluna girdiği kusursuz bir dönem sanıyoruz.
Oysa öyle bir dönem belki de hiç olmayacak.
Hesabımızda istediğimiz kadar para olmayabilir. Evimiz tam istediğimiz gibi görünmeyebilir. İşimiz yorucu olabilir. Bazı meseleler hala çözülememiş olabilir. Ama bütün bunlar yaşadığımız günleri değersiz yapmıyor.
İnsan bazen mutluluğu bile yapılacaklar listesine ekliyor.
Önce sorumluluklar, sonra ben.
Önce herkesin işi, sonra benim istediğim.
Önce düzeni kurayım, sonra yaşamaya başlarım.
Derken yıllar geçiyor.
Üstelik ertelediğimiz şeyler her zaman büyük hayaller de değil. Uzun zamandır görmek istediğimiz bir arkadaşımızı aramak, sevdiğimiz bir yere gitmek, yıllardır istediğimiz küçük bir şeyi almak, bir pazar gününü hiçbir şey yapmadan geçirmek…
Bunların hepsini daha uygun bir zamana saklıyoruz.
Belki de uygun zaman diye bir şey yok.
Hayatın temiz kopyası çıkmayacak çünkü şu an yaşadığımız şey zaten son hali.
Eksikleriyle, yetişmeyen işleriyle, hesaplarıyla, belirsizlikleriyle…
Elbette gelecek için plan yapacağız. Para biriktireceğiz, hedef koyacağız, daha iyisini isteyeceğiz. Mesele bunlardan vazgeçmek değil. Mesele, geleceği kurmaya çalışırken bugünü sürekli bekleme salonuna çevirmemek.
Çünkü bir gün dönüp baktığımızda “asıl hayatım ne zaman başlayacak?” diye beklediğimiz o günlerin aslında hayatımızın ta kendisi olduğunu fark edebiliriz.
Belki de bazı şeylerin düzelmesini beklemeden yaşamaya biraz yer açmak gerekiyor.
Çünkü hayat taslak değil.
Ve elimizde her zaman ikinci bir kopya olmayabilir.