Artık neredeyse her şeyin daha kolayını arıyoruz. Daha kısa sürede öğrenmek, daha az yorularak kazanmak, mümkünse hiç beklemeden istediğimiz sonuca ulaşmak istiyoruz. Bir işin nasıl yapılacağını öğrenmeden önce en pratik yolunu araştırıyoruz. Üstelik bunu yalnızca zamandan kazanmak için değil, çoğu zaman uğraşmak istemediğimiz için yapıyoruz.

Teknolojinin hayatımızı kolaylaştırdığı bir gerçek. Eskiden saatler süren birçok işi bugün birkaç dakikada halledebiliyoruz. Ancak kolaylığa bu kadar alışmışken biraz çaba gerektiren her şey gözümüzde büyümeye başladı.

Bir dil öğrenmek istiyoruz ama aylarca çalışmak zor geliyor. Yeni bir beceri kazanmak istiyoruz ama başlangıçtaki acemiliğe tahammül edemiyoruz. Bir işe giriyoruz, kısa sürede yükselmek istiyoruz. Hatta bazen henüz yeterince emek vermediğimiz bir konuda neden başarılı olamadığımızı sorguluyoruz.

Oysa bazı şeylerin kısa yolu yok.

Bir meslekte deneyim kazanmak, bir konuda uzmanlaşmak ya da ortaya gerçekten iyi bir iş çıkarmak zaman istiyor. Ne kadar gelişmiş araçlar kullanırsak kullanalım, bazı aşamaları yaşamadan ilerlemek mümkün olmuyor.

Burada asıl mesele kolay olanı tercih etmek değil. Kimse bir işi daha zor yoldan yapmak zorunda değil. Sorun, kolay bir yol bulamadığımızda o işten tamamen vazgeçmeye başlamamız.

Bugün birkaç dakikalık bir videoyu bile sonuna kadar izlemekte zorlanabiliyoruz. Uzun bir yazıyı okumak yerine özetine bakıyoruz. Bir konuyu araştırırken ilk karşımıza çıkan cevapla yetinebiliyoruz. Bilgiye ulaşma hızımız artarken o bilgi üzerinde düşünmeye ayırdığımız zaman azalıyor.

Bir de işin sonuç kısmı var.

Sosyal medyada insanların başarılarını görüyoruz. Birinin kurduğu işi, aldığı arabayı, ulaştığı konumu birkaç saniyelik görüntülerle izliyoruz. Ancak o sonuca ulaşana kadar geçen yılları, yapılan hataları ve verilen emeği çoğu zaman görmüyoruz.

Böyle olunca başarı da olduğundan daha kolay görünmeye başlıyor.

Başkasının yıllar içinde ulaştığı noktaya birkaç ayda gelemediğimizde kendimizi başarısız hissedebiliyoruz. Oysa gördüğümüz şey çoğu zaman uzun bir sürecin yalnızca son hali.

Elbette herkesin aynı imkanlara sahip olmadığını da unutmamak gerekiyor. Çok çalışmak her zaman başarıyı garanti etmiyor. Ancak bu gerçek, emek vermenin ve sabretmenin önemini ortadan kaldırmıyor.

Belki de üzerinde düşünmemiz gereken şey şu. Hayatımızı kolaylaştıran imkanları kullanırken zorluklarla baş etme becerimizi de koruyabiliyor muyuz?

Çünkü her şeyin hızlandığı bir dünyada bazı şeyler hala zaman istiyor. Bir kitabı anlamak, bir işi öğrenmek, deneyim kazanmak ya da bir konuda gerçekten iyi olmak…

Kolay olanı seçmek yanlış değil. Fakat her zaman en kolay yolu aramak, bazen bizi ulaşmak istediğimiz yerden uzaklaştırabiliyor.

Sonuçta önemli olan bir işi ne kadar hızlı bitirdiğimiz değil, o işin sonunda ne kadar yol aldığımız.

Belki de artık yalnızca nasıl daha kolay yapabileceğimizi değil, biraz daha emek verirsek neyi başarabileceğimizi de düşünmeliyiz.