Sevgili okurlarım, bu hafta köşemde sizlere ömrünü çalışarak geçirmiş, bugün ise emekli maaşının ay sonuna yetip yetmeyeceğini düşünmekten yorulmuş insanlarımızı anlatmak istiyorum.
Emekli maaşlarıyla ilgili çalışmaların şimdiden konuşulmaya başlanması sevindirici. Alıştığımız son dakika tartışmalarından daha erken bir hazırlık yapılması, umarım bu kez emeklinin gerçek hayatının da masaya yatırılacağı anlamına gelir. Henüz kesinleşmiş bir zamdan söz etmiyoruz. Ama beklenti büyük, çünkü sıkıntı büyük.
Bir zamanlar emeklilik denince dinlenmek gelirdi aklımıza. Sabah erkenden işe yetişme telaşı bitecek, yıllarca ertelenen ziyaretler yapılacak, torunlarla vakit geçirilecekti. Şimdi bazı emekliler için sabahın ilk işi mutfaktaki eksikleri saymak, faturaların son ödeme tarihine bakmak.
Temmuz 2022’de en düşük emekli aylığı 3.500 liraya yükseltilmişti. O günlerde de geçim kolay değildi; bunu unutmayalım. Yine de bugün birçok insan o yıllarda parasının daha fazla işe yaradığını anlatıyor. Çünkü mesele maaşın üzerindeki rakam değil, o parayla alınabilen ekmek, ödenebilen kira, doldurulabilen pazar çantası.
Bugün en düşük emekli aylığı 23.552 lira. TÜRK-İŞ’in Eylül 2026 araştırmasında dört kişilik bir ailenin yalnızca gıda için yapması gereken aylık harcama 37.801 lira, bütün temel ihtiyaçlarını kapsayan yoksulluk sınırı ise 123.130 lira. Bunlar dört kişilik aile için hesaplanıyor; tek başına yaşayan emeklinin bütçesiyle birebir aynı değil. Ama aradaki uçurum, hayatın ne kadar pahalılaştığını açıkça gösteriyor.
Bir emekliyi düşünün. Maaşı yattığı gün kirayı ödüyor. Ardından elektrik, su, doğalgaz geliyor. İlaç masrafı çıkarsa hesabı yeniden yapıyor. Markete gidip peynirin fiyatına bakıyor, elini uzatıp geri çekiyor. Eskiden torununa aldığı küçük hediyeyi şimdi iki kere düşünüyor. İnsan en çok da böyle anlarda inciniyor.
Daha acısı, ev kiralayamadığı için tek odalı yerlerde yaşamaya çalışan yaşlılarımız var. Kimi akrabasının yanında kalıyor, kimi eşyalarının çoğunu elden çıkarıyor. Bir ömür çalışmış insanın yaşlılığında kendi kapısını kapatabileceği, huzurla oturabileceği bir yuvasının olmaması ne kadar ağır.
Düşünsenize, yıllarca çocuklarını okutmuş bir baba, şimdi evladına telefon açmadan önce defalarca düşünüyor. Sesi titremesin diye boğazını temizliyor. Sonra da “Bu ay biraz sıkıştım” diyebiliyor ancak. Oysa onun hayali evladından para istemek değil, evladına hâlâ destek olabilmekti.
Bir de emeklinin görünmeyen masrafları var. Torununu görmek için bindiği otobüs, bozulan gözlüğü, eskidiği hâlde değiştiremediği ayakkabısı… Bunların hiçbiri gösteriş değil. İnsan yaşlandıkça ihtiyaçları azalmıyor; artıyor. Fakat bütçesi daraldıkça kendisinden vazgeçmeye başlıyor. Önce gezmeyi bırakıyor, sonra dostlarıyla buluşmayı. Bir süre sonra evinden çıkmak bile masraf sayılıyor. Böylece geçim sıkıntısına yalnızlık da ekleniyor.
Oysa emeklilik, insanın dört duvar arasında hesap makinesiyle geçireceği bir dönem olmamalı. Parkta oturmak, bir arkadaşına çay ısmarlamak, torunuyla sinemaya gitmek de hayatın parçası.
Mesele yalnızca bugünün emeklileri değil. Bugün çalışan gençler de anne babalarının yaşadıklarını görüyor. Yıllarca emek verdikten sonra nasıl yaşayacaklarını merak ediyorlar. Bu yüzden emeklinin geçimi, toplumun geleceğe duyduğu güvenle ilgili. Bir ülkede insan çalışırken de emekliyken de yarınından korkmamalı.
Devletin açıkladığı her düzenleme, pazar filesinin ağırlığında ve mutfak masasındaki huzurda karşılığını bulmalı. Bence başarı, zam oranının büyüklüğüyle değil, ay sonunda emeklinin cebinde kalan parayla ölçülür. Çünkü o para torununa alınacak bir kitap, yıllardır ertelenen bir doktor kontrolü, gönül rahatlığıyla içilecek bir kahvedir.
Yaşlılarımızın hayatı fedakârlıkla geçti; artık biraz da kendileri için yaşayabilsinler. Bir gün hepimiz o yaşlara geleceğiz. Bugün onlar için istediğimiz güvence, aslında yarın kendimiz için istediğimiz insanca hayatın ta kendisidir.
Emekli maaşı bir lütuf değil. Yıllarca verilen emeğin, ödenen primlerin, sabahın karanlığında çıkılan yolların karşılığı. Bu yüzden konuşulacak artış yalnızca bir yüzde hesabına sıkıştırılmamalı. Kiraya, mutfağa, sağlığa, ulaşıma ne kadar para gittiği de hesaba katılmalı.
Bir başka mesele daha var. Maaşa zam geleceği duyulur duyulmaz etiketlerin değişmesinden korkuyor insanlar. Daha para hesaba yatmadan kira, gıda ve hizmet fiyatları artarsa verilen zamın sevinci birkaç gün sürer. Fiyat artışlarıyla mücadele edilmeden maaşı yükseltmek, delik kovayı doldurmaya benzer. Emeklinin ihtiyacı yalnızca daha yüksek rakam değil, o rakamın alım gücünün korunmasıdır.
Üstelik herkesin durumu aynı değil. Kendi evinde oturanla kira ödeyenin, sağlıklı olanla sürekli tedavi görenin masrafı bir değil. Dul kalan, tek başına yaşayan, başka geliri bulunmayan yaşlılarımızı ayrıca düşünmek gerekiyor. Sosyal desteklerin erişilebilir olması, kirada zorlananların korunması, sağlık harcamalarının yükünün hafifletilmesi de maaş kadar önemli.
Bazen pazarda yaşlı bir çift görüyorum. Tezgâhın önünde durup domates seçiyorlar. Birinin elinde küçük bir liste, diğerinin avucunda bozuk paralar. Belki eve döndüklerinde birlikte çay içecekler. Dileğim, o çayın yanında neyi eksik bıraktıklarını düşünmemeleri.
Biz emeklilerimize lüks bir hayat istemiyoruz. Ay sonunu nasıl getireceklerini hesaplamadan uyuyabilsinler istiyoruz. Torunlarına harçlık verirken mahcup olmasınlar. Kışın kaloriferi açarken korkmasınlar. Hastalandıklarında ilaçla pazar alışverişi arasında seçim yapmasınlar.
Yıllarca çalışan bir insanın yaşlılığında biraz huzur istemesi fazla mı? Bir lokma ekmeği gönül rahatlığıyla yemek, başını güvenli bir eve koymak, evladının eline bakmadan yaşamak fazla mı?
Erken başlayan çalışmaların sonunda gerçekten nefes aldıran, fiyatlar karşısında erimeyen bir düzenleme görmek istiyoruz. Çünkü emeklilerimizin bekleyecek yılları değil, huzurla geçirmeyi hak ettikleri yılları var.
Bir sonraki hafta başka bir konuyla hayata dokunmak üzere, hoşça kalın, sağlıkla kalın.