Sevgili okurlarım, bu hafta köşemde sizlere çoğumuzun günlük telaş içinde unuttuğu, oysa hayatımıza sandığımızdan çok daha fazla güzellik katabilecek bir alışkanlıktan söz etmek istiyorum: Hobi edinmekten.
Sabah uyanıyoruz, işe yetişiyoruz, faturaları düşünüyoruz, alışveriş yapıyoruz, eve dönüyoruz. Ertesi gün aynı koşuşturma yeniden başlıyor. Bir bakıyoruz ki haftalar geçmiş, mevsimler değişmiş. Kendimize dönüp “Ben bugün yalnızca kendim için ne yaptım?” diye sormak aklımıza bile gelmemiş.
Oysa insan yalnızca çalışmak, sorumluluklarını yerine getirmek ve geçimini sağlamak için yaşamıyor. Biraz da içindeki çocuğu sevindirmek, merak ettiği şeylerin peşinden gitmek, bir şey üretirken zamanın nasıl geçtiğini unutmak istiyor.
Çocukluğumuzda bunu daha iyi bilirdik. Kimi misket biriktirirdi, kimi uçurtma yapardı. Birimiz bozuk radyonun içini açar, diğerimiz defterinin kenarına resimler çizerdi. Kimse yaptığının adına hobi demezdi. Sadece hoşumuza giderdi. Akşam olunca ellerimiz kirlenmiş, dizlerimiz tozlanmış olurdu ama yüzümüzde kocaman bir gülümseme taşırdık.
Ne zaman büyüdük de sevdiğimiz şeyleri yapmak için kendimizden izin ister olduk?
Bugün birçok insanın dilinde aynı cümle var: “Vaktim yok.” Elbette hayat kolay değil. Geçim sıkıntısı, iş yükü, aile sorumlulukları derken insanın bazen oturup dinlenecek hâli kalmıyor. Ama hobi edinmek için bütün günü boşaltmak gerekmiyor. Bazen yirmi dakika bile insanın akşamını değiştirebiliyor.
Bir düşünün. Gün boyu başkalarının isteklerine yetişmişsiniz. Eve gelmiş, küçük bir saksının toprağını değiştirmişsiniz. Ya da yarım bıraktığınız kitabın birkaç sayfasını okumuş, sevdiğiniz bir şarkıyı öğrenmeye çalışmışsınız. Sorunlar yerinde duruyor olabilir. Fakat siz o kısa sürede yalnızca sorunlardan ibaret olmadığınızı hatırlıyorsunuz.
Hobisi olan insan hiç üzülmez mi? Elbette üzülür. Onun da borcu, yorgunluğu, kırgınlığı vardır. Fark şu: Yorulduğunda sığınabileceği, kendisine ait küçük bir dünyası bulunur. Her şey yolunda gitmediğinde bile elini uzatabileceği bir uğraşı vardır.
Hobisi olmayan herkes mutsuzdur demek haksızlık olur. Ama yalnızca görevlerle dolu bir hayatın insanı zamanla tüketebildiğini de görmezden gelemeyiz. Günler birbirine benzemeye başladığında insan, kendisini mutlu eden şeyleri unutabiliyor.
Üstelik hobiler bize yalnızca keyif vermiyor. Sabretmeyi öğretiyor. Bir çiçeğin büyümesini beklerken, bir yapbozun eksik parçasını ararken, bir örgünün sökülen ilmeğini yeniden yaparken acele etmeden uğraşmanın değerini anlıyoruz. Başardığımız küçücük bir iş bile “Demek ki hâlâ öğrenebiliyorum” dedirtiyor.
Bazen de insanı insanla buluşturuyor. Yürüyüş grubunda tanıştığınız biri dostunuz olabiliyor. Kitap üzerine başlayan sohbet, yıllarca süren arkadaşlığa dönüşebiliyor. Ortak bir merak, yabancı iki insan arasında sıcacık bir kapı açabiliyor.
Bir de şu var: Hobi insanı kendi hayatının seyircisi olmaktan çıkarıyor. Televizyonun karşısında saatler geçirip başkalarının yaptıklarını izlemek yerine kendi ellerinizle küçücük bir şey ortaya koyuyorsunuz. Eğri kesilmiş bir tahta, yamuk örülmüş bir atkı, yanlış notalarla çalınmış bir türkü… Hepsi sizin emeğiniz. Belki kusurlu ama gerçek. Üstelik o emeğin sonunda duyulan sevinci satın almak mümkün değil.
Bir babanın çocuğuyla birlikte uçurtma yapmasını düşünün. Uçurtma belki ilk denemede havalanmayacak. İpler dolaşacak, kâğıt yırtılacak, ikisi de gülecek. Yıllar sonra o çocuk, babasının aldığı pahalı oyuncağı unutabilir. Ama birlikte uğraştıkları o öğleden sonrayı, babasının sabrını, eve dönerken el ele yürümelerini kolay kolay unutmaz. Hobiler bazen yalnızca bize değil, sevdiklerimizin hafızasına da güzel anılar bırakır.
Üstelik yaşın hiçbir önemi yok. Elli yaşında resme başlayan da var, yetmişinde ilk kez tohum eken de. İnsan merak etmeyi bırakmadığı sürece içinde yeni bir kapı açılabilir. “Ben beceremem” demeden denemek gerek. Kimse ilk gün ustalaşmıyor. Önemli olan ortaya kusursuz bir eser koymak değil, uğraşırken kendimizi iyi hissetmek.
Biraz merak, biraz sabır ve küçük bir başlangıç, insana bazen kocaman mutluluklar getirir.
Peki ya para?
“Bu devirde hobi de masraf” diyenleri duyuyorum. Haklı oldukları yerler var. Ancak her güzel uğraşın pahalı malzemelere ihtiyacı yok. Mahallede yürüyüş yapmak, evde esneme hareketleri öğrenmek, kütüphaneden kitap almak, günlük tutmak, eski aile fotoğraflarının hikâyelerini yazmak, kuşları gözlemlemek, bildiğimiz yemek tariflerini bir defterde toplamak neredeyse hiç para gerektirmiyor.
Bir kaleminiz varsa şiir yazabilirsiniz. Telefonunuz varsa sokaktaki ışığı, yağmur damlasını, bir kedinin uykusunu fotoğraflayabilirsiniz. İnternete erişiminiz varsa yeni bir dilin ilk kelimelerini öğrenebilirsiniz. Büyüklerinizden dinlediğiniz anıları kayda geçirmek bile hem güzel bir uğraş hem de ailenize bırakacağınız kıymetli bir hatıra olabilir.
Hobi dediğimiz şey başkalarına göstermek zorunda olduğumuz bir başarı değildir. Yaptığınız resmi kimse beğenmeyebilir. Yetiştirdiğiniz çiçek açmayabilir. İlk denemenizde istediğiniz sonucu alamayabilirsiniz. Ne olmuş? Hayatımızın her alanında başarılı olmak zorunda değiliz ki.
Bazen yalnızca sevdiğimiz için bir şey yapmak da yeterlidir.
Özellikle emeklilik döneminde, çocuklar evden ayrıldığında veya insan kendisini yalnız hissettiğinde küçük uğraşlar günlere anlam katabilir. Sabah kalkmak için bir neden, akşam anlatmak için bir hikâye verir. İnsanın kendisiyle baş başa kalmasını, sessizliğinden korkmamasını sağlar.
Bugün kendinize küçücük bir soru sorun: “Çocukken yapmaktan en çok ne hoşlanırdım?” Belki cevabı yıllardır bekleyen bir defterde, dolabın üzerindeki eski bir kutuda, pencerenizin önündeki boş saksıda bulacaksınız.
Hayatın bütün yüklerini bir anda hafifletemeyiz. Ama o yüklerin arasında kendimize küçücük bir nefes alanı açabiliriz. İnanın, bazen insanın yeniden gülümsemesi için ihtiyacı olan şey tam da budur.
Çünkü insan yalnızca başkalarına yetişirken değil, kendine de zaman ayırabildiğinde yaşamın tadını çıkarır.
Bir sonraki hafta başka bir konuyla hayata dokunmak üzere, hoşça kalın, sağlıkla kalın.