Türkiye'de tarım politikalarının en belirgin sorunlarından biri, üretim ile tüketim arasındaki dengenin bir türlü sağlanamaması. Bunun en çarpıcı örneklerinden biri ise hiç kuşkusuz kuru soğan.
Bir yıl üretici ürününü satamadığı için tarlada bırakıyor, ertesi yıl ise aynı ürün dar gelirli vatandaşın mutfağına giremeyecek kadar pahalanıyor. Kuru soğan, bir yandan gözleri yaşartırken diğer yandan milyonlarca vatandaşın cebini yakıyor.
Boşuna söylenmemiştir: "Yiğit muhtaç olmuş kuru soğana..."
Bugün bu söz, özellikle düşük gelirli aileler için adeta gerçeğe dönüşmüş durumda.
Kuru soğan sadece bir sebze değildir. Türk mutfağında hemen hemen her yemeğin başlangıcıdır. Çorbadan tencere yemeklerine, etten sebzeye kadar sayısız tarifin temel malzemesidir. Sofraların vazgeçilmezidir.
İşte bu nedenle soğandaki fiyat artışı yalnızca tek bir ürünün pahalanması anlamına gelmiyor. Mutfaktaki toplam maliyetin de yükseldiğinin göstergesi oluyor.
Bugün sosyal medyada vatandaşlar tek bir kuru soğanın tartıdaki fiyatını paylaşırken, pazarlardaki etiketler de gıda enflasyonunun sembolü haline gelmiş durumda.
Marketlerde kuru soğanın kilosu 75 lirayı geçti
En çok sorulan soru ise şu: "Soğan nasıl bu kadar pahalı oldu?"
Aslında kuru soğan, Tarım ve Orman Bakanlığı'nın desteklediği 13 stratejik tarım ürününden biri.
Ancak desteklere rağmen Türkiye İstatistik Kurumu'nun (TÜİK) tahminlerine göre bu yıl kuru soğan üretiminde yaklaşık yüzde 13,5'lik bir azalma bekleniyor.
Bir yandan stratejik ürün ilan ediliyor, diğer yandan üretim planlaması sağlıklı yapılamadığı için arz daralıyor. Sonuçta fiyatlar yükseliyor.
Bugünkü tabloyu anlamak için geçen yılı hatırlamak gerekiyor.
Türkiye’de birçok üretim merkezinde çiftçiler isyan noktasına gelmişti. Çünkü kuru soğanın kilogramı tarlada 5-6 liraya kadar düşmüştü. Bu fiyat üretim maliyetini bile karşılamıyordu.
Çiftçi zarar etti. Binlerce ton soğan maliyetinin altında satıldı. Bazı üreticiler ürününü tarlada bıraktı.
Bazıları borcunu ödeyemedi. Bazıları ise "Bir daha bu kadar ekmem." diyerek üretim alanını daralttı.
Aslında bugünkü yüksek fiyatların temeli o gün atıldı.
Aradan bir yıl geçti. Şimdi market raflarında kuru soğanın kilogramı 50-60 liraya kadar çıktı.
Vatandaş yüksek fiyatlardan şikâyet ediyor. Hükümet ise çözümü yine ithalatta arıyor.
Soğanda uygulanan ithalat vergisi yüzde 49,5'ten yüzde 5'e indirildi.
Ancak bu tablo yalnızca üretim azalmasından kaynaklanmıyor. Geçen yıl zarar eden üreticinin daha az ekim yapması, olumsuz hava koşulları, bazı bölgelerde görülen mildiyö hastalığı ve geciken hasat arzı düşürdü.
Buna bir de artan mazot, gübre, sulama, işçilik ve nakliye maliyetleri eklendi. Ortaya bugünkü yüksek fiyatlar çıktı.
“Çiftçi Gerçekten Kazanıyor mu?” diye bir soru akla gelebilir. Market fiyatlarına bakan birçok kişi üreticinin büyük kazanç sağladığını düşünüyor.
Oysa tablo öyle değil. Ankara'nın Polatlı ilçesindeki üreticilerden biri yaklaşık 100 ton soğan hasat ettiğini ve ürününü tarlada kilogramı 32-33 liradan tüccara sattığını belirtiyor.
Ancak aynı üretici, bir kilogram soğanın maliyetinin 22-25 lira arasında olduğunu ifade ederek şu soruyu yöneltiyor: "Biz 32 liraya satıyoruz. Bunun nesi pahalı?"
Ardından da Türkiye tarımını özetleyen şu cümleyi kuruyor :"Geçen yıl 5 liraya satıp zarar ettik. Kimse konuşmadı. Bu yıl para edince herkes soğanı konuşuyor." Bu söz, tarım sektörünün kronik sorununu tek başına anlatmaya yetiyor.
Asıl mesele kuru soğanın pahalı olması değil. Asıl mesele, üreticinin bir yıl zarar edip ertesi yıl üretimden çekilmesi. Tarımda sürdürülebilir bir planlama yapılamadığı sürece bu döngü değişmeyecek.
Bir yıl domates, ertesi yıl patates, sonra kuru soğan...Her sezon aynı senaryo tekrar ediyor. Üretici zarar ediyor, ekim azalıyor, ürün kıtlaşıyor, fiyat yükseliyor, ardından ithalat kapısı açılıyor.
Sonra her şey yeniden başlıyor.
Tarımda ithalat, kısa vadede raf fiyatlarını bir miktar düşürebilir. Ancak bu yöntem, sorunun kökenini ortadan kaldırmaz.
Kalıcı çözüm; üreticinin maliyetini karşılayabileceği, zarar etmeyeceği, hangi üründen ne kadar üretileceğinin önceden planlandığı istikrarlı bir tarım politikası oluşturmaktır.
Çünkü bugün markette gördüğümüz soğan etiketi yalnızca bu yılın maliyetini göstermiyor.
O etiket, aslında geçen yıl tarlada zarar eden çiftçinin, eksik planlamanın ve günü kurtarmaya yönelik tarım politikalarının gecikmiş faturasıdır.
Kuru soğanın hikâyesi, yalnızca bir sebzenin fiyat hikâyesi değil; Türkiye tarımının yıllardır çözülemeyen planlama sorununun da en çarpıcı örneklerinden biridir.