Abbas SATIR

Türk siyasi tarihinde çok şey gördük. Partiler bölündü, liderler tasfiye edildi, darbeler yaşandı, siyasi yasaklar uygulandı.

Ama herhalde ilk kez, kendi partisini polis kalkanları, biber gazları, coplar ve plastik mermiler eşliğinde teslim alan bir genel başkan gördük.

Daha da ilginci, bütün bunlar yaşanırken bunun bir zafermiş gibi sunulmasıydı.

Bayramın son günü CHP'de iki ayrı miting vardı. Bir tarafta CHP Genel Merkezi'nde Kemal Kılıçdaroğlu, diğer tarafta Güvenpark'ta Özgür Özel...

Aslında o gün yapılan iki ayrı toplantı değil, CHP'nin geleceğine ilişkin iki ayrı referandumdu.

CHP Genel Merkezi'ndeki toplantıyı yerinde izledim.

TAŞIMALI KALABALIKLA BÜYÜK LİDER OLUNMUYOR

Usta gazeteci Emin Varol ile birlikte kalabalığın arasına karıştık, gelen insanları gözlemledik, insanlarla konuştuk.

Karşımıza çıkan manzara şuydu: Kalabalığın önemli bölümü otobüslerle taşınmıştı. Üstelik birçok kişinin CHP ile organik bağı olmadığı ilk bakışta anlaşılıyordu.

Partinin yıllardır kullanılan sloganlarını bilmiyorlar, birbirlerine soruyorlardı.

Öyle ki sunucu Barış Bozkurt bile sloganların nasıl atılacağını birkaç kez tekrar etmek zorunda kaldı.

Bir siyasi partinin en temel sloganlarını bilmeyen bir kalabalığın oluşturduğu görüntü, doğal bir halk hareketinden çok organizasyonla oluşturulmuş bir topluluğu andırıyordu.

Bunca hazırlığa, bunca taşımaya ve bunca propagandaya rağmen CHP Genel Merkezi'nin bahçesi bile tam anlamıyla doldurulamadı.

Bu bile başlı başına bir mesajdı. Mahkeme kararı bile CHP’nin merkezini dolduramadı.

KILIÇDAROĞLU'NUN YÜZÜNDEKİ MAHCUBİYET

Kemal Kılıçdaroğlu, yaklaşık iki buçuk yıl sonra yeniden CHP Genel Merkezi'ne geldi.

Aracının üzerine çiçekler atıldı. "Halkın Umudu Kılıçdaroğlu" sloganları yükseldi.

Ancak bütün bu gösterişli karşılama törenine rağmen Kılıçdaroğlu'nun yüzündeki ifade başka bir şey anlatıyordu.

Kürsüye yürürken de konuşurken de rahat değildi. Sanki kazandığı bir zaferi kutlamaya değil, tartışmalı bir geri dönüşü meşrulaştırmaya çalışıyordu.

Kısık sesi, düşük enerjisi ve hazırladığı metne sıkı sıkıya bağlı kalması dikkat çekiyordu.

Çünkü kendisi de biliyordu ki mahkeme kararlarıyla alınan koltuklar ile halkın gönlünde kazanılan koltuklar aynı şey değildir.

"BİLİNMEYENLERİ AÇIKLAYACAĞIM" DEDİ, HİÇBİR ŞEY AÇIKLAMADI

Günlerdir kamuoyuna verilen mesaj netti:

"Bilinmeyenleri açıklayacağım."

Peki ne açıklandı?

Hiçbir şey.

Ortaya ne bir belge konuldu ne bir isim verildi ne de kamuoyunu sarsacak herhangi bir bilgi paylaşıldı.

Sadece ima edildi.

Sadece suçlandı.

Sadece hedef gösterildi.

Siyasi liderlik dedikodu üretmek değil, iddia ortaya koyuyorsanız bunu belgelemek demektir. Konuşma bittiğinde insanların aklında kalan tek şey açıklanmayan açıklamalar oldu.

GÜVERCİNLER BİLE UÇMAK İSTEMEDİ

Programın sonunda beyaz güvercinler getirildi. Barışın ve umudun sembolü olarak gökyüzüne bırakılacaklardı.

Ama ortaya ilginç bir görüntü çıktı. Kemal Kılıçdaroğlu'na verilen güvercinler uçmak istemedi.

Defalarca bırakılmalarına rağmen direnç gösterdiler.

Belki sadece bir tesadüftü.

Ama siyasette bazen tesadüfler, gerçeklerden daha güçlü sembollere dönüşür.

O gün birçok kişi o görüntüde CHP'nin içine düştüğü siyasi çıkmazı gördü.

ASIL MESAJ GÜVENPARK'TAN GELDİ

Aynı saatlerde Özgür Özel ise Güvenpark'taydı.

Meydan doluydu.

Coşku yüksekti.

Enerji hissediliyordu.

Ardından binlerce kişiyle birlikte Anıtkabir'e yürüdü.

Atatürk'ün huzuruna çıktı.

İsmet İnönü'nün mezarını ziyaret etti.

Bir tarafta mahkeme kararlarıyla geri dönen ve “konforlu muhalefet koltuğuna” oturan Kemal Kılıçdaroğlu. Diğer tarafta halkın arasına karışan ve binlerce kişiyle yürüyen seçilmiş bir genel başkan...

Bayram gününün ortaya çıkardığı fotoğraf buydu.

CHP TABANI KARARINI ÇOKTAN VERMİŞ GÖRÜNÜYOR

Siyasette meşruiyet yalnızca mahkeme kararlarıyla sağlanmaz. Asıl meşruiyet halkın desteğinden gelir.

Bayram günü ortaya çıkan tablo, CHP tabanının büyük bölümünün tercihini hangi yönde kullandığını gösterdi.

Kemal Kılıçdaroğlu genel merkezde yeniden kavuştuğu koltuğun keyfini yaşarken, Özgür Özel meydanlarda binlerce insanla yürüyordu.

Birisi binaya sahip olmuş olabilir. Ama siyaset yalnızca binalarda yapılmaz.

Asıl soru şudur:

CHP'nin sahibi genel merkez binası mı, yoksa o meydanları dolduran insanlar mı?

İşte önümüzdeki günlerde cevabı aranacak soru budur.