Hani hep sorar ya cenaze namazında hoca: “Hakkınızı helal ediyor musunuz?” Biz etsek acaba göçüp giden edecek mi? Oysa kimse sormaz ona “sen hakkını helal ediyor musun” diye. Konya’nın gülü Sultan abla, Sultan Özcan, kırmızılı kadın, bir melek… Göçüp gitti ya bu diyardan, sanki tanıdığım, sevdiğim, yakınımdaki birini kaybetmenin verdiği hüzünle donakaldım. Yüreğimde nasıl bir sızı hissettim ifade etmek zor. Onu etten kemikten hiç görmedim ama, görmeye de ihtiyacım yoktu zaten. Ben ona bakar bakmaz görmüştüm, ruhunu tanımış, kalbini anlamıştım. Yıllardır tanıyormuşçasına. Onun bir melek gibi hep gülen o yüzüne baktığımda gördüğüm şey safi temizlik hissi. Tertemiz. Çocuk gülüşündeki o masum ruh. Bambaşka bir ruh. İşte o yüzden öylesine üzdü onu hayat. Goethe dememiş miydi: “Dünya, hassas kalpler için cehennemdir.” Öyle ya, Sultan abla için de bir cehennem olmuştu. Ama o gülmeyi seçti, kötülüğü değil iyiliği seçti, şeytanlığı değil masumiyeti. Öyle güzel bir ruh. Esnafın kalbine kazınmış bir çocuk melek. Canım kırmızılı kadın. Özel ruh.

Biliyorum ki onu ancak onun gibi seçilmiş ruhlar anlayabilecek. Niyeti temiz olan ondaki güzelliği görecek. Diğerleri, sıradan olanlar, naylonsu, herkese benzeyen, imitasyon ruhlar, kötücül olanlar ise ona baktığında bir çift kırmızı yanak ve çok daha kötüsünü görecek. Mevlana şöyle söyler: “Testiden ne varsa dışına da o sızar.” Yani sen ne isen, gördüğün de yine sensin. Onu yaftalamaya çalışanlar varsa demek isterim ki, gördükleri ne ise aslında kendileridir. “Ayna birdir, sırda sensin camda. Bende gördüğün ne varsa o sensin” der Mevlana.

Sultan abla baraka gibi bir evde yaşadı. Yapmacık, türbinlere oynayan, kimi şov peşinde olanlar onunla konuştukları videoları çekip sosyal medyalarda paylaştılar. O sakil, ucuz cümle canımı çok sıktı: “Bir şeye ihtiyacın var mı Sultan Abla?” Var diyemedi! Demezdi çünkü o. Namuslu, gururlu, dürüst yaşayan, tertemiz bir insandı o. Var diyemedi. “Evet evimin koşulları çok zor, zorlanıyorum diyemedi” konuşmalarında. Onca röportajdan yalnızca bir tanesinde rastladım, zor bela ufacık bir sesle “evimi değiştirsem ne güzel olurdu” diyebildi sadece. Onun dışında o yavan soruları cevaplarken “evet istiyorum” diyemedi bazıları gibi! Zaten onun en çok canını yakmışlar için de hayatı boyunca kötü bir söz bile söylememişti. Kimse hakkında kötü konuşmazdı. İşte öyle özel bir ruhu vardı. Açın bakın nasıl bir yerde yaşadı, nasıl bir yerde vefat etti. Öyle çok üzgünüm ki… Sosyal medya için her türlü şeyi yapan, ama bir insan için yapamayan o zihniyetleri görünce insanlığımdan utandım. Sultan abla bir melekti ve melekler diyarına göçtü gitti. Tertemiz. Şimdi dilerim o insanlar vicdanları ile baş başa kalırlar. Ona sağlığında yardım eli uzatmayanlar, ona halis niyet göstermeyenler… Kimse bilmese de onlar vicdanlarında kendilerini çok iyi biliyorlar. Dilerim onları vicdanları yargılar.

Sultan Abla göçüp gittikten sonra “Konya’nın Gülü” oldu. Tüm yayınlarda “Konya’nın Gülü” denildi. Peki sahiden öyle miydi? Sahiden o sağ iken Konya’nın Gülü müydü? Şayet öyle ise neden o barakada yaşamını sürdürdü? “Sen hakkını helal ediyor musun Sultan Abla?”

Bu soruların cevaplarını arıyorum.