CHP’nin 38. Olağan Kurultayı’na ilişkin verilen “mutlak butlan” kararı, ardından yaşanan siyasi gelişmeler ve parti yönetiminde ortaya çıkan değişimler, Türkiye siyasetinde yeni bir tartışma başlattı.
Kararın ardından CHP Genel Merkezi’nde yaşanan olaylar, seçilmiş CHP Genel Başkan Özgür Özel yönetimin görevden uzaklaştırılması ve eski Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu’nun yeniden göreve gelmesi, yalnızca CHP’nin değil, Türk demokrasisinin de geleceğine ilişkin önemli soruları gündeme taşıdı.
Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde günlerdir aynı konu konuşuluyor. Muhalefet partileri yaşananları “siyasetin yargı eliyle yeniden şekillendirilmesi” ve “demokratik iradeye müdahale” olarak değerlendirirken, iktidar kanadı ise sürecin tamamen CHP’nin kendi iç meselelerinden kaynaklandığını savunuyor. Tartışmanın merkezinde ise demokrasi, hukuk ve milli iradenin sınırları yer alıyor.
Bu tartışmalar sürerken görüştüğüm Gelecek Partisi Muğla Milletvekili ve Yeniyol Grup Başkanvekili Selçuk Özdağ’ın kullandığı ilginç benzetme dikkat çekiciydi.

Selçuk Özdağ, demokrasiyi bir don lastiğine benzetiyor.
İlk bakışta sıradan gibi görünen bu benzetme aslında demokrasiye ilişkin önemli bir gerçeği anlatıyor.
Selçuk Özdağ “Don lastiğini çekersiniz, uzar. Biraz daha çekersiniz, biraz daha uzar. Esnekliği vardır. Dayanıklıdır. Ancak sonsuza kadar gerilemez. Bir noktadan sonra ya kopar ya da bıraktığınızda yeniden eski haline dönmeye çalışır. Demokrasi de böyledir.” diyor.
Demokratik sistemler zaman zaman baskılarla, krizlerle, ekonomik sorunlarla ve siyasi müdahalelerle karşı karşıya kalabilir. İktidarlar güçlerini artırmak isteyebilir, muhalefetler daha fazla özgürlük talep edebilir, yargı ile siyaset arasındaki sınırlar tartışılabilir.
Ancak demokrasinin temelinde bazı vazgeçilmez ilkeler vardır. Hukukun üstünlüğü, kuvvetler ayrılığı, seçimle gelenin seçimle gitmesi, ifade özgürlüğü, örgütlenme hakkı ve halkın yönetime katılması bu ilkelerin başında gelir.
Bu değerler korunduğu sürece demokrasi esnekliğini sürdürür.
Fakat mesele tam da burada başlıyor.
Demokrasiyi sürekli zorlayan, onu kendi doğal sınırlarının ötesine taşımaya çalışan anlayışlar, sistemin dayanıklılığını da test eder. Bir ülkede siyasi rekabet eşit şartlarda yapılmıyorsa, yargı kararları sürekli siyasi tartışmaların merkezine yerleşiyorsa, seçmen iradesinin ne ölçüde korunabildiği sorgulanıyorsa, toplumun demokrasiye olan güveni de zedelenmeye başlar.
Aslında demokrasi sadece seçimden ibaret değildir. Sandık demokrasinin başlangıcıdır ama sonu değildir.
Seçimle gelen yöneticilerin hukuk içinde hareket etmeleri, muhalefetin varlığını sürdürebilmesi, basının özgür çalışabilmesi ve vatandaşların korkmadan düşüncelerini ifade edebilmesi gerekir. Bunlardan biri eksildiğinde demokrasinin esnekliği azalır.
Selçuk Özdağ’ın benzetmesindeki asıl mesaj da burada yatıyor. Demokrasi uzatılabilir, zorlanabilir, çeşitli baskılarla karşılaşabilir. Ancak eninde sonunda kendi doğal dengesine dönmek ister. Çünkü demokrasinin gerçek sahibi siyasi partiler değil, yargı kurumları değil, iktidarlar değil; millettir.
Milletin iradesi zaman zaman gecikebilir ama tamamen ortadan kaldırılamaz. Tarih bunun sayısız örneğiyle doludur. Dünyanın birçok ülkesinde demokratik süreçler kesintiye uğramış, özgürlükler sınırlandırılmış, siyasi krizler yaşanmıştır. Ancak toplumlar er ya da geç yeniden demokratik standartları talep etmişlerdir.
Türkiye de bugün benzer bir sorgulamanın içindedir.
CHP’de yaşanan kriz yalnızca bir parti içi tartışma olarak görülemez. Çünkü mesele, siyasi partilerin nasıl yönetileceği, yargının siyaset üzerindeki etkisi ve seçmen iradesinin nasıl korunacağı gibi daha geniş bir çerçeveye uzanmaktadır. Bu nedenle yaşananlar yalnızca CHP seçmenini değil, demokrasiye inanan herkesi ilgilendiriyor.
Asıl soru şudur:
Türkiye, demokrasinin temel ilkelerinin tartışma konusu olmadığı, hukukun üstünlüğünün herkes için eşit uygulandığı, siyasi rekabetin adil şartlarda gerçekleştiği modern demokratik standartlara ne zaman ulaşacak?
Belki de cevap, don lastiği benzetmesinin içinde gizlidir.
Demokrasiyi sürekli germek yerine onu güçlendirmeyi tercih ettiğimiz gün, hukuk ile siyasetin sınırlarını net biçimde çizdiğimiz gün ve millet iradesini her türlü tartışmanın üzerinde tuttuğumuz gün, o modern demokratik seviyeye biraz daha yaklaşmış olacağız.
Çünkü güçlü demokrasiler, lastiği sürekli çekenlerin değil, onu sağlam tutmayı başaranların eseridir.