O “inlerine gireceğiz!” dedi ya…
Oysa “Haşhaşiler’in” atı alıp Üsküdar’ı geçmesi için o “Marmaray’ı” yaptırmıştı.
Sonra bir gün koltuğunda doğruldu.
Altına bir baktı ki…
Dozer getirip oymuşlar…
Bereket önündeki masa yerinde duruyor.
Oyuğa düşmemiş…
Bir sağa baktı.
İki bakan masanın iki uçunda, diğer iki bakan masanın öbür iki uçunda tutmuşlar… Masa düşer mi?
O masa neydi?
Sandıktan çıkan masa…
İktidar masası…
2002’de koltukla birlikte kendine emanet edildiğinde gıcır gıcırdı…
Merak ettiği önemli konuların başında “masanın altı oyulurken çıkan toprağın” nere gittiğiydi.
“Her istediklerini yapmaları için” yandaşlarına, etrafındakilere talimat verdiğini biliyordu.
Ama o masanın altındaki çukuru bu kadar geniş ve derin kazacaklarını bilmiyordu. Aklı başında değildi.
5 yaşındaki çocukları hep birlikte “eğitim ve öğretim maskesi altında” şifrelemişlerdi. “Pek ala pek güzel!” diyordu.
Neydi o şifre?
“4-4-4”
Kimse anlamasın diye adını “4-4-4” koymuşlardı.
Zorla okula başlatılan çocuklarından biri sırada ağlıyordu.
Lakabı “F” ile başlayan öğretmen ağlayan çocuğun yanına yaklaştı.
“Oğlum, neden ağlıyorsun?” diye sordu…

Öğrenciden çıt çıkmıyordu.
Öğretmen sıranın altına baktı.
Rengi sarıya kaçan bir su yürümüştü.
“Oğlum, sen ne yaptın?” dedi.
Çocuk, “Ç… yaptım, öğretmenim!” deyi verdi.

Birden öğretmenin aklına Pansilvanya geldi.
İçinde kimin yanlış yaptığını düşündü.
Okul zili çaldı.
Çocuk hademeye emanet edildi.
Koridorda yürürken öğretmenin gözü Atatürk posterine takıldı.
Eğitimin Birliği Yasası’nı “Tevhidi Tetrisat Yasası’nı” anımsadı.
“Böyle eğitim olur mu? Güzel bir oyun bu!” diye mırıldandı.
Seçimli iktidar ile seçimsiz iktidar bir olup Atatürk İlke ve Devrimlerini yerle bir edeceğine inandıkları “ilginç bir tiyatroyu sahnelediler…” diye söylendi.
Öğretmenler odasın girdi.
Merkezdeki adam koltuğunda kalmıştı.
Koltuktan düşmeden odasını değiştirmişti.
Öğretmen TV’ye baktı. Kameraların karşısında “Dershaneleri kapatacağız” diyordu.
Ne olmuştu? (Sürecek) &&&
“İNLERİNE GİRECEĞİZ!”… (2)