Bir ülkede demokrasinin kurulabilmesinin olmazsa olmaz koşulu o ülkede halk egemenliğinin tesis edilmesini sağlamaktır.

Bir ülkede demokrasi var diyebilmemiz için:

1. Halkın egemenlik hak ve özgürlüklerini kazanmış olması.

2. Halkın yasama, yürütme ve yargı erklerinin tek ve mutlak sahibi olması.

3. Halkın sahibi olduğu bu erkleri seçilmiş ya da seçilmişlerin atadığı temsilcileri eli ile özgürce kullanması.

4. Halkın bütün bu hak ve özgürlüklerinin yazılı bir anayasa ile korunması.

Olmazsa olmaz koşullardır.

Bir çok kişi demokrasi dendiği zaman sadece iyi, adaletli ve özgürlükçü bir yönetimin kastedildiğini düşünür, bunlar elbette demokratik yönetimlerin bir çıktısıdır ama hukuki ana omurgası değildir. Demokrasi en temelde bir egemenlik meselesidir ve halk egemenliğinin olmadığı bir yerde demokrasi de olmaz.

Peki, halk egemenliği nasıl tesis edilir?

Halk egemenliğini tesis etmek asla kolay değildir!

Kolay değildir çünkü herhangi bir egemenin bulunmadığı boş bir toprak parçası bulup orada bir demokrasi kurmak mümkün değildir.

Demokrasi kurmak istediğiniz topraklarda daha önce egemen olan krallar, imparatorlar, sultanlar, feodal beyler, askeri şefler, din adamları ya da diktatörler bulunacaktır. Halk egemenliğini tesis edebilmek için öncelikle bunların halihazırda o toprak parçasında bulunan egemenliğine son vermek gerekir.

Krallar, sultanlar, din adamları ya da diktatörler egemenliklerini isteyerek, seve seve bırakmaya yanaşmayacakları için de demokrasiyi güç kullanmadan tesis edebilmek hiçbir şekilde mümkün olmayacaktır.

Şunu açıkça söylemem gerekir ki; hadi sandık kuralım, seçim yapalım, anayasa yazalım demokrasiyi tesis edelim diyerek egemenleri ikna edebilmek tamamen içi boş bir ham hayaldir.

Bu egemen güçlerin askeri, polisi, ajanları, mahkemeleri, cellatları yani her türlü şiddet uygulama, zor kullanma aygıtları olacağı da kesindir.

Silahsız sivil halkın demokratik hak ve özgürlüklerini bu egemen güçlere kabul ettirebilmesi, onları iktidardan gönül rızası ile indirip halkın iktidarını barışçıl yollar ile tesis edebilmesi hayatın olağan akışına aykırıdır.

Bunu yapabilmenin iki temel koşulu vardır:

1- Mevcut egemenin o ya da bu yüzden güç kaybetmesi.

2- Halkın demokrasi kurabilmesi için egemen güçlerin silahlı adamları ile mücadele edebilecek yeterli güç kullanım olanaklarına kavuşabilmesi.

Tarihe baktığımızda genellikle her iki koşulun bir arada ortaya çıktığı iklimlerde halkın egemenlik hak ve özgürlüklerini kazanıp bir demokrasinin kurulabildiği görülmektedir.

Bu arada halkın egemen güçlerin silahlı adamları ile mücadele edebilecek yeterli güç kullanım olanaklarına kavuşabilmesi de söylenildiği kadar kolay değildir!

Bir ülkede meşru güç kullanımı her daim devlete hakim olanların elindedir, bu hükümran güçler tehlikeyi bildikleri için halkın silahlanmasına, hak ve özgürlüklerini kazanmak için organize bir mücadele verebilecek imkanlara kavuşmasına asla müsaade etmez.

Bir diktatörün ya da sultanın egemen olduğu bir ülkede iktidar çoğunlukla gücü ele geçirmeyi başaran içerideki başka bir gücün eline geçer, kişiler değişir ama çoğunlukla düzen aynen devam eder.

İşte dış müdahale bu noktada büyük önem kazanır dışarıdan bir müdahale olduğu zaman güç içerideki başka bir gücün eline geçmeyip halkın eline geçebilir ve bu durumda da düzen değişip, demokratikleşebilir.

Bunun modern çağlardaki en önemli örneği Amerikan demokrasisinin kuruluşudur. Bir tarafta güç kaybeden İngiliz monarşisi, diğer tarafta içeride direnen, egemenlik hak ve özgürlüklerini kazanmak için mücadele eden Amerikan halkı savaşırken İngiliz düşmanlığı ile Amerikan Bağımsızlık hareketine askeri destek veren Fransız monarşisi bir araya gelince düzen değiştiren, mevcut egemenlik biçimini yıkıp demokratik bir düzen kuran siyasi bir yapı ortaya çıkmıştır.

Fransa’da ise başta diğer Avrupa monarşileri olmak üzere dış güçlerin müdahalesi monarşiyi destekleyen yönde olmuştur. Bu yüzden de demokrasi kurulamamış, terör dönemi sonrasında Napolyon diktatörlüğü ortaya çıkmış daha sonra ise yeniden monarşiye dönülmüştür. Fransa da demokrasinin tam manası ile kurulması çok ama çok uzun bir zaman almıştır.