Yeryüzünde sürekli uygarlıklar, batmayan güneş gibi devletler yoktur. İnsanoğlu  “sonsuz” dediğini görmeyebilir: Roma İmparatorluğu ya da Osmanlı İmparatorluğu gibi birçok devlet gelip geçmiştir.

Kuşkusuz rejimler ve kavramlar da sonsuz değildir. Yeri ve zamanı gelince elbet yıkılır. Portekizli büyük edebiyatçı ve aynı zamanda Nobel ödüllü  Jose Saramago’nun sosyal medyada geçenlerde bir konuşmasını vardı. Saramago: “Her şeyin tartışılabildiği bir dünyada yaşıyoruz. Ama demokrasiyi hiç tartışmıyoruz. Demokrasi tahtında öylece oturuyor. Esasında kimse ondan artık mucize de beklemiyor. Başkaları elimizden alırken bunun farkına varamıyoruz. 

Çünkü güç, kısıtlanıyor. Hoşlanılmayan bir hükümetin işine son vermek ve yerine de hoşlanacağın bir hükümeti getirme şekli de vardır. Ancak, önemli kararlar ise bir başka alanda alınır. Hepimizde nerelerde alındığını biliyoruz. Finans şirketlerinde IMF’de, WTO’da, Dünya Bankası’nda, OECD’de, bu kurumların hiçbiri demokratik değil. Peki, öyleyse nasıl demokrasi hakkında konuşabiliriz? Demokratik yollarla mı seçildiler? Bu kuruluşlar için temsilcileri kim seçiyor; her ülkeden insanlar mı? Hayır. Öyleyse demokrasi nerede?”

Öte yandan Yunanistan efsanevi Maliye Bakanı Yanis Varoufakis İngiltere seçimleriyle ilgili geçen günlerde yazdı: “Demos yani halk, egemen muktedir anlamındaki kratesten kovuldu! Demokrasilerde halkın egemenliği yoktur. Hâlâ büyük kitleler kandırılmaya çalışılıyor.“Halkın yönetimi” gibi kavramlara pek kimse inanmıyor... 

Sivil özgürlükler, insan hakları, gelir dağılımın adaletli paylaşımı filan çoktan unutulmuş gitmiştir. 

Artık toplumlarda ve devletlerde Platon’un “ideal devlet” için belirlediği “halkın halk için halk tarafından yönetimi” sözü  hatırlanmıyor.

Neden mi? Gayet açık söylüyorum.

Yani dünün ideal yönetimi demokrasi bugün sakıncalı rejime dönüştü...

Emperyalist devlet ABD’den örnekler vermek gerekirse, Donald Trump’a karşı kaybedeceğini anlayan Joe Biden her ne kadar “demokrasimiz için çekildim” dese de, Amerikan siyasetinde yurttaş egemenliğinin uygulanabilirliği çok zaman önce sona erdi. Kararları halkın iradesi filan almıyor. 

Küresel tiranlar bir yandan diğer yandan zorbalar kazandı... Demokrasi yerini, parası ya da gücü olanın yönetimde olduğu “kokakrasiye”  ve oligarşiye bıraktı. 

Yeryüzünde dünya halklarının “eşitlik” isteyenlerin aşağılandığı bir ortaçağ sürecinden geçiyoruz...

Yeryüzünde fiyatlar uçtu. Üreten değil, aracılar ve tefeciler kazanıyor. Fiyat artışlarında Türkiye 197 devlet içinde 12. Sırada yer alıyor. RTE’nin TÜİK’i 2024 yılının Temmuz ayı fiyat artışlarını açıkladı. Zeytinin kilosu 136, zeytinyağının kilosu 116, kuzu etinin kilosu 509, dana kıyma 438, ortalama ev kirası 6.256, uzman doktor muayenesi ise 35 lira imiş… RTE ve ekibi bu yolla toplumu kandırdığını sanıyor.

Bu neyi gösteriyor? 

RTE ve ekibinin 23 yıllık iktidarının geçmişi olan liberal demokrasini gösteriyor. Yani gerçek demokrasi öldü! Yerini “kokakrasi” aldı.

Türkiye’de ne sürüyor? İngiliz yurttaşı Mehmet Şimşek manifestosu sürüyor.

Sırasıyla sayalım… Rahatsız İktisatçılar Manifestosu...

Dehşete Düşmüş Ekonomistler Manifestosu...

Geriye dönüp bakarsak isminden de anlaşılacağı üzere bir grup ekonomist, 2010 yılında neoliberalizm krizi üzerine Fransız ve Avrupa ekonomi politikaları üzerine tartışma çağrısı yapan bildiri yayınladı. 

600’den fazla imzanın olduğu “dehşete düşmüş iktisatçılar”, mevcut ekonomik mantığın neo-liberal iktisat diktasına karşı çıktı. 

İlk, “Ekonomiyi Değiştir” manifestolarını Liberation gazetesinde yayınladılar.  Arkası geldi: “Geleceği Değiştir”, “Gerçekte Neye İhtiyacımız Var”, “Avrupa Kötü Muamele Gördü”, “Avrupa’yı Değiştir”... Yeryüzünde ezilen halkı görmeyenler AKP iktidarı gibi “kokakrasi” oyunu oymayı sürdürüyorlar.