Hayatın içinden geçerken çoğu zaman fark etmeyiz…
Yanımızdan geçen insanların, aslında içimizde ne kadar derin izler bırakabileceğini.
Bazıları vardır; kalabalıkların içinde kaybolur gider.
Bazıları ise sessizce gelir, kimseyi rahatsız etmeden yaşar… ama gittiğinde koca bir boşluk
bırakır.
Bahar Taşkın işte o insanlardan biriydi.
Onu anlatmak, aslında bir insanı değil; bir yaşam biçimini anlatmaktır.
Çünkü o, hayatı sadece yaşayan değil, güzelleştirenlerdendi.
Doğayı severdi. Ama bu sevgi, sadece yürüyüşlere katılmak değildi onun için.
Bir kır çiçeğini başına taç yapacak kadar içselleştirmekti doğayı…
Bir ağacın gölgesinde sadece dinlenmek değil, onunla konuşabilmekti belki de.
Ama asıl mesele doğa değildi.
Asıl mesele, insanı sevebilmekti.
Bugün dönüp baktığımızda, hayatın en değerli anlarının büyük olaylar değil; küçük
dokunuşlar olduğunu görüyoruz.
Birine zaman ayırmak…
Birinin işini kolaylaştırmak…
Birinin hayatına yetişmesine yardımcı olmak…
Bunlar, çoğu zaman unutulan ama insanı insan yapan ayrıntılar.
Huriye(Bahar), bu ayrıntıları hiç unutmayanlardandı.
Bir dostunun telaşını kendi telaşı gibi sahiplenmek…
Bir sofrayı paylaşırken aslında gönlünü açmak…
Bir kalabalığın içinde bile samimiyetini kaybetmemek…
Bunlar, anlatması kolay ama yaşaması zor şeylerdir.
Ve belki de bu yüzden kıymetlidir.
Hayat, herkese eşit davranmıyor.
Bazı insanlara daha ağır sınavlar veriyor.
Kanser de bu sınavlardan biri…
Ama mesele sadece hastalıkla mücadele etmek değildir.
Mesele, o mücadele sırasında da insan kalabilmektir.
Gülümsemeyi unutmamak…
Umudu kaybetmemek…
Ve en önemlisi, sevdiklerine sevgiyle bakmaya devam edebilmek…
İşte gerçek güç, belki de tam burada başlar.
Bir hastane odasında, hayatın en sade gerçeğiyle yüzleştiğinizde…
İnsan anlıyor:
Ne unvanların bir anlamı kalıyor,
Ne kalabalıkların…
Geriye sadece şu kalıyor:
Bir insanın başka bir insana dokunuşu.
“Bir el tutmak…
”
Belki de hayatın özeti bu kadar basit.
Bugün, bu satırları okuyan herkese küçük bir hatırlatma yapmak istiyorum:
Sevdiklerinize zaman ayırın.
Onlara “sonra” demeyin.
Bir telefon, bir ziyaret, bir gülümseme…Bunlar küçük şeyler gibi görünür, ama aslında hayatın kendisidir.
Çünkü bir gün gelir…
Söylenecek sözler kalır, ama söyleyecek zaman kalmaz.
Ve bazı insanlar, gittikten sonra bize şunu öğretir:
İyi bir insan olmak, büyük işler başarmak değildir.
İyi bir insan olmak, küçük anlarda büyük bir kalp taşıyabilmektir.
… …
Bir iz bıraktın rüzgâra,
Adın sessizce dolaşır…
Bir gülüş koydun zamana,
İçimizde hâlâ yaşar…
Bir el uzandı hayata,
Bir el vedaya değdi…
Sen gittin belki aramızdan,
Ama sevgin bizde kaldı, hiç gitmedi…
Bazı insanlar unutulmaz.
Çünkü onlar, hatırlanmak için değil…
İnsana insan kalmayı hatırlatmak için yaşarlar.