Bu hafta Kurban Bayramı’nı karşılıyoruz. Yarın arife, ardından bayramın ilk günü… Normal şartlarda bayramlar; huzurun, dayanışmanın, paylaşmanın ve biraz olsun nefes alabilmenin zamanı olur. İnsanlar sofralarda buluşur, çocuklar sevinir, büyükler ziyaret edilir.

Ama uzun zamandır bu ülkede bayramların tadı eksik.

Çünkü toplumun önemli bir bölümü artık bayramı değil, ay sonunu nasıl getireceğini düşünüyor. Bayram tatili planı yapanlardan çok, kredi kartının asgari ödemesini hesaplayan insanlar var. Eskiden bayram alışverişi telaşı yaşanırdı, bugün vatandaş market poşetini yarım doldurmanın hesabını yapıyor.

Türkiye’de artık sadece ekonomik bir daralma değil, ciddi bir sosyal gerilim yaşanıyor. Üstelik bu durum artık günlük hayatın ötesine geçmiş durumda. Rakamlar da alarm veriyor.

Ekonominin temel göstergelerinde ortaya çıkan tablo iç açıcı değil. Tarım can çekişiyor. Sanayi üretiminde sorunlar büyüyor. Küçük esnaf ayakta kalmaya çalışıyor. İşsizlik ve hayat pahalılığı ise toplumun bütün dengelerini bozuyor.
Milyonlarca insan borçla yaşamaya çalışıyor.

Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu’nun (BDDK) yayımladığı veriler de bunu açıkça gösteriyor. Krediler büyüyor ama aynı hızla batık borçlar da büyüyor. Yani insanlar artık borçla dönmeye çalışan bir hayatın içinde sıkışıp kalıyor.

BDDK verilerine göre bankacılık sektörünün toplam kredi hacmi son bir yılda yaklaşık 18,4 trilyon liradan 25,5 trilyon liraya yükselmiş. Artış oranı yüzde 39’u aşıyor.

İlk bakışta bu büyüme gibi görünebilir.

Ama işin karanlık tarafı başka yerde.

Aynı dönemde takipteki alacaklar, yani ödenemeyen borçlar, yaklaşık 388 milyar liradan 703 milyar liraya çıkmış. Artış oranı yüzde 80’in üzerinde.

Bu şu anlama geliyor:

Borç artıyor ama ödeme gücü aynı hızda artmıyor. Tam tersine, vatandaş giderek daha fazla yoksullaşıyor, borç yükü altında eziliyor.

Özellikle bireysel kredi kartları ve ihtiyaç kredilerindeki tablo dikkat çekici. Tüketici kredileri ile bireysel kredi kartlarının toplamı 6,3 trilyon lirayı geçiyor. İnsanlar artık sadece yatırım ya da ihtiyaç için değil, gündelik yaşamını sürdürebilmek için de kredi kullanıyor.

Gıda kredi kartıyla alınıyor.

Fatura kredi kartıyla ödeniyor.

Bayram alışverişi bile borçla yapılıyor.

Daha da çarpıcı olan ise takipteki bireysel kredi kartı borçlarındaki yükseliş. Ödenemeyen kredi kartı borçlarında yüzde 80’i aşan artış yaşanıyor. Bu tablo, vatandaşın gelirinin harcamalarına yetmediğini açık biçimde ortaya koyuyor.
İhtiyaç kredilerinde de durum farklı değil. İnsanlar artık ev ya da yatırım için değil, temel yaşamını sürdürebilmek için bankaya gidiyor.

İşte meselenin en acı tarafı burada başlıyor.

Borç artık geçici bir çözüm olmaktan çıkarak, hayatın normal parçası haline geliyor.

Üstelik bütün bunlar yaşanırken toplumdan sürekli “sabır” isteniyor. Ancak vatandaşın sabredecek gücü de giderek tükeniyor. Çünkü mutfaktaki yangın istatistiklerle söndürülmüyor.

Özetle;

Rakamlar yalan söylemez…ve bugün rakamlar bize toplumun ciddi bir ekonomik baskı altında olduğunu söylüyor. Elbette bu ülke daha zor dönemleri de gördü. Bu günler de geçecektir. Ancak, bunun için yeterli bir çabayı göremiyoruz. Vatandaşlardan beklenen özveri ve fedakârlığı ne yazık ki, ülkede söz sahibi olanlarda, ülkeyi yönetenlerde göremiyoruz.
Türkçemizde çok anlamlı bir söz vardır, yeri gelmişken buraya da alalım:

“Dereye su gelene kadar kurbağanın gözü patlar” demiş büyüklerimiz. İşte bugün tam da o noktadayız. Ekonomide kalıcı çözümler geciktikçe, gözü patlayanların sayısı artıyor. İnsanlar artık günü kurtaran açıklamalar değil, hayatlarını gerçekten rahatlatacak adımlar görmek istiyor.

Evet; Bayramlar umut demektir. Dileğimiz odur ki bu ülke yeniden huzuru, üretimi, adaleti ve refahı konuşan günlere kavuşsun.

Kurban Bayramı’nın ülkemize sağlık, huzur ve ferahlık getirmesini diliyorum. Ailenizle ve sevdiklerinizle birlikte nice bayramlara…