Nicolás Maduro’nun devlet başkanlığına uzanan yolu, Latin Amerika siyasetinde nadir görülen, tabandan tepeye bir yükseliş hikâyesidir. Maduro, lise yıllarından itibaren siyasete ilgi duydu ancak kariyerine “şoförlük yaparken” başladı.
Maduro, 1962’de Karakas’ta, işçi sınıfı bir ailede doğdu. Babası Nicolás Maduro García da tanınmış bir sendika lideriydi.
Karakas’ta okuduğu lisede öğrenci birliği başkanlığı yaparak siyasete ilk adımını attı. Ancak liseden mezun olmadı.
1980’lerde bir şirkette otobüs şoförü olarak çalışmaya başladı. O dönemde sendikalar yasak olmasına rağmen, şirket bünyesinde gizli bir işçi sendikası kurdu. Kısa sürede metro işçilerinin en önemli işçi temsilcisi ve lideri haline geldi.
24 yaşındayken ideolojik eğitim almak üzere Küba’ya gitti. Burada siyasi formasyon dersleri aldı.
1992’deki başarısız darbe girişimi yapan ve daha sonra hapse atılan Hugo Chávez’in en sadık destekçilerinden birisiydi. Chávez’in o dönemdeki avukatı ve gelecekteki eşi Cilia Flores ile birlikte Chávez’in serbest bırakılması için kampanyalar yürüttü. Chávez 1994’te hapisten çıkıp yaptığı siyasi mücadele sonucunda 1998’de devlet başkanı seçilince Maduro ‘nunda siyasette yükselme yolu hızla açıldı.
Maduro, 2000 yılında milletvekili oldu, yıllar geçtikçe meclis başkanı, dışişleri bakanı ve nihayetinde 2012 yılında başkan yardımcısı oldu. 2012 yılı sonunda kanser tedavisi için Küba’ya giden Hugo Chávez, televizyonda halka yaptığı bir konuşmada hastalığından dolayı başına bir iş gelmesi halinde Maduro’nun desteklenmesini isteyerek onu resmen “halefi” ilan etti. Chávez’in 2013’te ölmesi üzerine Maduro, vasiyet üzerine önce geçici başkan, ardından yapılan seçimle devlet başkanı oldu.
Hugo Chávez’in halefi olarak iktidara gelen Maduro, ülkeyi derin bir ekonomik kriz, uluslararası yaptırımlar ve toplumsal kutuplaşma sarmalında yönetmeye devam etti.
Maduro döneminin en belirgin özelliği, dünyanın en büyük petrol rezervlerine sahip ülkesinin yaşadığı ekonomik dramdı. Chávez dönemindeki yüksek petrol fiyatları, sosyal programların finanse edilmesini sağladı. Ancak Maduro’nun göreve gelmesiyle birlikte petrol fiyatlarındaki küresel düşüş, Venezuela ekonomisinin yapısal zayıflıklarını gün yüzüne çıkardı. Para birimi Bolivar’ın değer kaybı, kamulaştırmalar fiyat kontrolleri, Temel gıda ve ilaç eksikliği, yaklaşık yedi milyon Venezuelalının ülkeyi terk ederek komşu ülkelere göç etmesine neden oldu.
2015 genel seçimlerinde muhalefetin Ulusal Meclis’te çoğunluğu ele geçirmesi üzerine Maduro, meclisin yetkilerini bypass etti. 2019 yılında Juan Guaidó’nun kendisini “geçici başkan” ilan etmesiyle kriz zirveye ulaştı.
ABD’nin uyguladığı ağır ekonomik yaptırımlar, Maduro yönetimini köşeye sıkıştırmayı hedeflese de, Maduro iktidarını korumayı başardı. Ordunun generallerini, üst düzey komuta kademesini stratejik ekonomik sektörlerin başına getirdi. Sadakati sağladı.
Maduro’nun iktidarını koruma çabası, özellikle seçim dönemlerinde büyük uluslararası krizlere neden oldu. Bir seçimde Maduro, oyların %51’ini aldığını ilan ederek zaferini duyurdu. Ancak muhalefet lideleri ellerindeki ıslak imzalı tutanakların tam tersini gösterdiğini iddia ederek sonuçları reddetti.
Seçim sonrası patlak veren protestolarda binlerce kişi gözaltına alındı. Bu durum “Maduro’nun demokratik yollarla gitmeyeceği” yönündeki eleştirileri güçlendirdi.
Petrol üretimi yaptırımlar ve bakımsızlık nedeniyle çökünce, Maduro hükümeti rotayı Amazon bölgesindeki altın ve maden yataklarına kırdı. Çıkarılan altın, devletin nakit akışını sağlayan en önemli damar haline geldi.
Maduro, düzenli orduya güvenin sarsıldığı noktada doğrudan kendisine bağlı, yaklaşık 4 milyon üyeye ulaştığı iddia edilen “Ulusal Milis Gücü”nü kurdu. Bu yapı, hem sokaktaki caydırıcılığı artırmakta hem de olası bir askeri kalkışmaya karşı bir “halk kalkanı” görevi görmekteydi. Karanlık bir yönetimdi.
3 Ocak 2026 sabahı, ABD Silahlı Kuvvetleri Venezuela’ya karşı “Güney Mızrağı” kod adlı kapsamlı bir askeri operasyon düzenledi. Bu operasyon sonucunda:
Nicolás Maduro ve eşi Cilia Flores, Caracas’taki güvenli bir konutta veya askeri bir üste yakalanarak gözaltına alındı.
Operasyon, ABD Başkanı Donald Trump tarafından duyuruldu. Trump, Maduro’nun “adalet önüne çıkarılacağını” ve ABD’nin Venezuela’yı “güvenli bir geçiş süreci tamamlanana kadar” yöneteceğini açıkladı.
ABD Başsavcılığı, Maduro’yu şu suçlarla yargılamaya hazırlanıyor:
ABD’ye tonlarca kokain sokulmasına aracılık etmek, Yolsuzluk ve Kara Para Aklama: Devlet fonlarını kişisel servete dönüştürmek, kendi halkına karşı sistematik baskı ve saldırganlık ile suç işlemek.
Maduro’nun uyuşturucu sevkiyatlarını bizzat onayladığına dair “Güneş Karteli” üyeleri tarafından sızdırılan ses kayıtları.
İddianamede, Maduro ve Flores’in sadece uyuşturucu ticareti değil, bu ticareti korumak için rakiplerine yönelik suikast emirleri, cinayet emirleri verdikleri de yer alıyor.
ABD makamları, operasyon sırasında ele geçirilen belgelerle Maduro ailesinin dünya genelindeki gizli banka hesaplarına el koyma sürecini başlattı.
Maduro’nun bir federal hapishanede çekilen fotoğrafı, sadece Venezuela için değil, dünyadaki tüm otoriter liderler için “dokunulmazlık” devrinin kapandığının bir sembolü oldu. Operasyonun meşruiyeti uluslararası hukukçular tarafından yıllarca tartışılacak olsa da, sahadaki gerçeklik şu: Maduro devri kapandı ve Venezuela için artık “Dönüşü Olmayan Yol” başladı.