Bir yandan muhalefete uygulanan operasyonlar artarak sürdürülüyor, belediye başkanları, yardımcıları, çalışan kadroları şafak operasyonları ile üçer-beşer gözaltına alınıp tutuklanıyorlar, televizyon ekranları karartılıyor, basın mensupları susturuluyor; diğer yandan da iktidar, “Terörsüz Türkiye”ye doğru emin adımlarla ilerliyor. Muhalefete uygulanan operasyonlara tepki olarak CHP’nin değişik kentlerde düzenlediği mitinglere toplumsal kesimlerden akın akın katılımlar oluyor; “Hak, hukuk, adalet” sloganları yeri göğü inletiyor...

DEM Parti sözcüleri sosyal medyada önemli açıklamalar yapıyorlar, “PKK terör örgütünün ileri gelenlerinin dağlardan inerek Türkiye’de siyasete başlayacaklarını, artık silahlı mücadelenin tamamlandığını, hedeflerine siyasal alanda yürüyeceklerini” ifade ediyorlar; taraftarlarına, “Kırk yıllık silahlı mücadelemizi başarı ile noktalıyoruz,” şeklinde müjdeler veriyorlar.

DEM Parti ile iktidar arasında yürütülen görüşmelerde nelerin pazarlığının yapıldığı merak ediliyor, Kayyum atanmış DEM partili belediyelere, tutuklu bulunan PKK’li ve DEM Partililere af getirilip getirilmeyeceği tartışılıyor. Gerçekleşebilecek böyle bir af kapsamında, CHP’li veya diğer muhalefet partilerinden belediyelerin, belediye başkan ve kadrolarının, siyasilerin, gazetecilerin yer alıp almayacağı sorgulanıyor.
Bir mağara operasyonu sırasında metan gazına kurban gittiği öne sürülen 12 şehidimizin haberlerini aldığımız gün DEM Parti’den ilginç açıklamalar yapılıyor; “Barış sürecinin ne kadar önemli olduğunu biz bu tür durumlarda anlayabiliyoruz. Bundan sonra hiç bir insanımızın yaşamını yitirmemesi için barışın ilerlemesi gerekiyor,” diyorlar, şehitlerimize rahmet diliyorlar.

İçerisinde, “PKK ile anlaşma sağlayamazsanız, bu tür acılar devam eder” şeklinde ince bir tehdit içeren bu açıklamalar, ister istemez, Ak Parti iktidarının 2009’larda başlattığı ilk Kürt, Alevi, Ermeni, Roman açılımlarını aklımıza getiriyor. O zamanlar da “Analar ağlamasın, Barış Süreci başlatıyoruz” diyorlardı, toplumsal kesimlerden yoğun destekler alarak, siyasal güçlerine güç katıyorlardı ama, 7 Haziran 2015 seçimlerinde etnik, dinsel kesimlerden devşirilmiş oyların büyük ölçüde muhalefetteki partilere kayması üzerine açılımlar, barış süreçleri rafa kaldırılıyor, Hendek operasyonlarına ve 15 Temmuz kahbe Fetöcü darbe girişimine kadar, hatta 2017 yılında demokratik rejimimizin, Partili Cumhurbaşkanlığı Sistemi ile tek adam rejimine dönüştürülmesine kadar uzanıyordu.

Bugün 11 Temmuz 2025 Cuma; sabah saatlerinden itibaren televizyon ekranlarında Kuzey Irak’ın Süleymaniye kentinde gerçekleştirilecek olan PKK’nin ilk silah bırakma törenleri ile ilgili haberleri izliyoruz; hafızalarımız, 2010’lu yıllara gidiyor, bir grup PKK militanının Habur sınır kapısından Türkiye’ye girişi, sonrasında yaşanan olaylar, tartışmalar sanki aynen tekrarlanıyor gibi... Diyarbakır meydanlarında yüz binlerin katıldığı kutlama törenlerinde Şıvan Perver ve İbrahim Tatlıses’in de katılımı ile söylenen “Megri megri” türkülerini, çekilen halayları unutamıyoruz...

Ortadoğu coğrafyamız, adeta kaynayan kazan... İsrail’in Gazze ve Filistin’deki katliamları devam ediyor. Arkasına ABD ve Müslüman Arap dünyasını alan İsrail, daha bir kaç gün önce İran ile başlattığı füze savaşında bölgede yürekleri ağızlara getirmişti. İran’a destek olmaya çabalayan tek örgüt Yemen’deki Husiler, denizde İsrail’e ait olduğu belirtilen devasa ticaret gemilerine saldırıp bombalıyor, batırıyor. Rusya ile Ukrayna arasındaki savaştan zaman zaman çatışma haberleri duyuluyor.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, NATO Devlet ve Hükümet Başkanları Zirvesi için bulunduğu Lahey’de ABD Başkanı Trump ile görüşüyor, çok samimi görüntüler veriyorlar; görüşmede Türkiye ile ABD ikili ilişkileri, bölgesel ve küresel konular ele alındığı belirtiliyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan, ABD Başkanı Trump’ın gayretleri ile İsrail ile İran arasında sağlanan ateşkesi memnuniyletle karşıladığını, bunun kalıcı olmasını temenni ettiğini; Gazze’deki insani trajedinin de bir an önce sonlandırılması ve Rusya-Ukrayna arasındaki savaşın barışçıl çözümünde yakın diyaloğun önemli olduğunu vurguluyor.

Bu arada ABD Savunma Bakanlığı Pentagon, “Suriye’deki Kürt gruplara hafif ölçekli silah yardımını sürdüreceğini” açıklıyor. Ahmet El Şara yönetimindeki yeni Suriye Hükümeti ise bir yandan İsrail ile yakın ilişkiler geliştirirken, ülkesindeki silahlı gruplarla da anlaşmalar sağlıyor.
Coğrafyamızdaki tüm gelişmeler karşısında, 2002 yılında ABD Dışişleri Bakanı Kondoleza Rays’ın dünyaya duyurduğu Büyük Ortadoğu Projesi (BOP)’un adım adım gerçekleşmekte olduğu iddiasını ileri sürenler var. BOP ne demişti; “Ortadoğu’da aralarında Türkiye’nin de bulunduğu 22 devletin sınırları yeniden çizilecek...”

Bu kapsamda BOP’un temel amacının, ABD’yi ve tüm batılı ülkelerle Müslüman Arap dünyasını yanına almayı başaran 10 milyon nüfuslu Yahudi Devleti İsrail’in, Arz-ı Mevud (Vadedilmiş Topraklar) kabul ettiği Ortadoğu’nun en büyük devletini kurma yolunda önemli yol katettiğini ileri sürenler var.

Umarız ve dileriz ki, BOP kapsamında bölgemizdeki gelişmeler, 85 milyonluk laik, demokratik, hukuk devletimiz Türkiye Cumhuriyeti’ne zararlar vermesin...

Biz, içerideki sorunlarımızı, değişen ve gelişen dünyamızda demokratik yollarla çözebiliriz; tüm etnik ve dinsel kesimlere hak, hukuk ve adaletin eşit dağıtıldığı çağdaş bir sistemle birlik, beraberlik, kardeşlik, barış ve huzur içerisinde yaşayabiliriz.