1979 yılında İran’da gerçekleştirilen Humeyni Devrimini çok net anımsıyorum. Aynı tarihte komşusu Afganistan’da da karışıklıklar sürüyordu ve o zaman Komünist Rusya müdahale etmiş, Babrak Karmal Darbesi gerçekleştirilmişti. İran’da ise Şah Rıza Pehlevi rejimine karşı direnişe geçen sosyal, siyasal, dinsel, etnik tüm kesimler, hep birlikte ülkede daha demokratik bir sistem kurulmasını istiyorlardı. Karışıklıklar üzerine Pehlevi ülkeyi terketti, Fransa’da sürgünde bulunan Humeyni ülkesine döndü, coşku ile karşılandı, yönetimi ele geçirdi ve devletin adını da şeriata dayalı İran İslam Cumhuriyeti olarak değiştirdi. Bilindiği gibi aynı tarihlerde, 12 Eylül 1980’de de Türkiye’de askeri müdahale gerçekleştirilmişti.
İran’da Şah Rıza Pehevi döneminden daha çağdaş bir demorasi bekleyen toplumsal kesimler, büyük bir şaşkınlığa uğradılar. Humeyni, çok daha sert ve zorba bir yönetim sistemi kurdu. Devletin mevcut silahlı kuvvetleri dışında Devrim Muhafızları Ordusu’nu kurdu, muhalif kesimleri nefes alamaz hale getirdi.
Bu sıralarda İngiltere’de yaşayan Hint asıllı Müslüman yazar Salman Rüşdü, “Şeytan Ayetleri” adlı bir kitap yazarak İslam Dünyasında yanlış bilinen bazı gerçekleri ortaya koymaya kalkıştı, adını tüm dünyaya duyurdu. İran’ın dini lideri Humeyni, “Salman Rüşdü, görüldüğü yerde öldürülmelidir, katli vaciptir,” şeklinde bir fetva verdi, dünyaya ümmetin lideri olduğunu göstermeye kalkıştı; kısa bir süre sonra İran’ın doğu kesimlerinde meydana gelen bir depremde kırk binin üzerinde can kaybı oldu, o zamanlar bu felaket, Allah’ın, İran’a bir uyarısı olarak yorumlandı.
Devrim Muhafızları, toplum üzerinde terör estiriyordu, sorgusuz sualsiz astığı astık, kestiği kestik bir rejim oluşmuştu. Doksanlı yıllardan unutamadığım haberlerden birisi şöyleydi:
“Tahran’da bir karı-koca, evlerinde konuk ettikleri misafirlerini gece arabaları ile havaalanına götürüyorlar, dönüşte Devrim Muhafızlarının kontrolüne takılıyorlar, evlilik cüzdanları isteniyor, yanlarına almadıklarını farkedince adama, ‘Karın burada kalacak, git evlilik cüzdanını getir,’ diyorlar. Adam evine gidip evlilik cüzdanını alarak dönüyor, geldiğinde o noktada Devrim Muhafızlarının da karısının da bulunmadığını görüyor, en yakın karakola koşuyor, ‘Biz o kadını, bir üst merkeze gönderdik’ diyorlar, üst merkeze koşuyor, eşini soruyor, ‘Gecenin bu vaktinde ele geçirilen o kadının, gayrımeşru olduğu düşünüldü ve öldürüldü’ yanıtını veriyorlar...”
İran’da baskı rejimi, o tarihlerden beri artarak devam ediyor. Bu süreçte iletişim teknolojilerindeki olağanüstü gelişmeler ile dünyayı daha yakından tanımaya ve düzene karşı isyan dugularını yükseltmeye başlayan kesimler, acımasızca katlediliyorlar, eylemci gençler meydanlarda vinçlerin halatlarına asılarak öldürülüyorlar. Bu arada kadın pazarları ve şeriata dayalı Muta Nikahı yaygınlaşıyor, parası olanlar beğendiği kadını bir süreliğine kiralıyorlar, bir din adamına Muta Nikahı kıydırıyorlar, zevklerine göre yaşıyorlar.
İran böyleyken, komşusu Afganistan daha beter durumda, ABD’nin yönetimi teslim ettiği şeriatçı Taleban örgütü, toplumsal kesimleri nefes alamaz hale getirdi. ABD’nin Afganistan’dan çekildiği yıllarda uçakların tekerleklerinin aralarına sıkışarak o bataklıktan kaçmaya çabalayan ve korkunç şekillerde düşerek can veren insanlar unutulabilir mi? Ne var ki, öteden beri canlarını kurtarmak için milyonlarca Afganistanlı, başta İran ve Türkiye olmak üzere Pakistan’a ve diğer ülkelere kaçıyorlar. Zaten son olarak daha bir kaç hafta önce ülkesindeki Afganlı mültecilerden bunalan Pakistan, bitişik komşusu Afganistan’a savaş başlattığını duyurmuştu.
Ortadoğu’da İran, Irak, Suriye, Filistin, Afganistan, Pakistan gibi bir çok Müslüman devlet, bitmeyen savaşların yaşandığı ülkeler... Suudi Arabistan, Katar, Birleşik Arap Emirlikleri, Mısır gibi bir çok devletler ise ABD’nin gölgesine sığınmış durumdalar...
ABD ile İsrail, İran’a savaş başlattı, bölgedeki ülkelerde bulunan ABD üslerinden de İran’a saldırılar yapıldığı haberleri yayıldı. Bir yandan İsrail’e füzelerle karşılık veren İran, diğer yandan ABD üslerinin bulunduğu Katar, Kuveyt, Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri gibi Müslüman ülkelere de katliamcı füzeler fırlatmaya başladı.
Ortadoğu bataklığında bu olağanüstü çatışmalar ve savaşlar yaşanırken, ülkemizde de Cumhur İttifakı’nın siyasal muhalefeti yok etme uygulamaları devam ediyor, CHP’li Bolu Belediye Başkanı Tanju Özcan da gözaltına alınıyor, görevinden uzaklaştırılıyor. Tanju Özcan, öğrencilere burs sağlamak için bir vakıf kurmuş, merkezi İstanbul’da bulunan bir marketler zincirinin Bolu’daki şubesi, yardım için kendilerine baskı yapıldığı şikayetinde bulunmuş, suçu da buymuş.
“Terörsüz Türkiye” sürecinin hareketlendiği, elli bin insanın katili Öcalan için kurtuluş formülleri arandığı şu günlerde muhalefet üzerindeki baskılar artırılarak sürdürülüyor, bir yandan da çevremiz adım adım cehennem ateşine sürükleniyor, iktidardan ise, ‘İç cepheyi güçlendirme’ çağrıları yapılıyor.
Allah, ülkemizi, milletimizi ve devletimizi, iç ve dış mihraklardan korusun.