Fidanını al, gel. Yaşama yeniden merhaba de.

Bazen yalnızca ağaçlar yanmaz…
Bazen bir orman küle döndüğünde, onunla birlikte kuşun yuvası, kaplumbağanın toprağı, yılanın oyukları, tavşanın gölgesi, bozayının izleri, ceylanın ürkek adımları da yok olur. Hüzünlü, kederli, çaresizce ağlamaklı sessiz bir çığlık yükselir gökyüzüne. Ve doğa, en derin suskunluğuna gömülür.

Ama toprak bilir. Bir milletin umudu küllenmez.
Bir avuç külün içinden yeniden filiz, bir damla yağmurla merhaba hayata der.

Toprak yanabilir ama küsmez.
Yeter ki biz, yeniden başlamayı bilelim.
Yeter ki biz, gölgelerinde serinlemeyeceğimiz ağaçları dikmeyi bir iyilik değil, bir borç bilelim.

Orman yalnızca ağaç değildir. Yaşamın ta kendisidir. Orman; börtü böceğin evidir, rüzgarın melodisidir, toprağın neşesidir. Gök mavisine uzanan o yapraklar, bizim nefesimizdir.

Bugün bir fidanla, sadece bir ağaç dikmeyeceksin. Bir yaşam alanı, bir gelecek, bir nefes, bir çocuğun “burada bir zamanlar yangın vardı” diyerek baktığı yere “ama şimdi hayat var” demesini sağlayacaksın.

Gelin, sadece bir fidan değil; bir umut, bir söz, bir gelecek dikelim.

Fidanını al gel.
Çünkü biz yeniden doğabiliriz.
Çünkü kül olan yerden, umut filizlenir.
Ve birlikte dikilen fidan, asla yalnız büyümez.

SONSÖZ
Bu topraklar, acıyı da umudu da birlikte taşır.
Yangınların küle çevirdiği yerlerde biz, yeniden filizlenmeyi biliriz.
Çünkü biz, toprağa sadece fidan değil; inancımızı, sevgimizi, geleceğimizi ekeriz.

Ve bir gün…
Bugün dikilen o küçücük fidan, büyür…
Bir çocuğun alnına gölge olur,
Bir kuşun yuvası, bir sincabın sırrı, bir insanın umudu olur.

İşte o zaman anlarız:
Bir fidanla değişir dünya.
Çünkü umut, en çok da küllerin arasından yeşerir.