Evimiz, Yurdumuz Türkiye’de, haksızlığa, ayırımcılığa uğrayan, yoksulluğu utanç duvarlarına dayanan, çocuklarını, kardeşlerini, eşlerini, annelerini, babalarını, kara ve demir yolu trafik kazalarında (!), yangınlarda (!), madenlerde (!), inşaatlarda (!), örgütlü ve silahlı ve şiddet olaylarında yitirenlerin, direnilmesi çok zor acılar çektikleri bu süreç mutlaka sonlandırılmalıdır. Yoksa, hepimiz tehlikedeyiz, zanlılar, suçlular ve masumlar dahil.

Başlangıcı tam bilinmeyen ve sonuçlanması ile ilgili varsayımda bulunulmasının olanaksız olduğu bir süreç. Bilinen bir acı gerçek var ki nedeni insan, hem de az sayıda. Ancak oldukça örgütlü, silahlı, paralı, sevgiden, vicdandan yoksun, iletişim ve dayanışma içindeler. Bilinen başka umut verici bir gerçek daha var ki çözümü de insan, hem de çok sayıda. Silahsız, parasız veya az paralı, akıllı, vicdanlı, sevgi dolu, ne yazık ki yeterince örgütlü değil. “İyi” nitelikleri bulunmayan az sayıdaki insanın ürettiği şiddete karşın bu topraklarda yaşamaya çalışan çok sayıdaki “iyi” nitelikli insanlar evet, örgütlü değiller, aralarındaki iletişim ve dayanışma çok zayıf. Az sayıda insandan oluşmalarına karşın örgütlü kötülük, çok sayıdaki örgütsüz iyiliğe her türlü şiddeti yapmaya çalışıyor, yapıyor, sanırım fırsat buldukça da yapacak.

Yazımın başlığındaki üç kavrama her zaman haksızlık yapıldığı kanısındayım. Girişte, ünlem işareti koyduklarıma, aslında özensizliğin, sorumsuzluğun, sağlıksızlığın, eğitimsizliğin, adaletsizliğin sonuçları denebilir. Ancak, tümü tasarlanmasa da sonuçları bakımından cinayet nitelemesi yapılabilen ağır şiddet türleri.

Böylesine ağır ve ölümcül şiddet olaylarında yargı organlarından adalet beklemek, öncelikle yargı organlarına ve adalet kavramına haksızlık. Yargı organları sadece adil, yansız ve eksiksiz yargılama sonunda, suçlulara, hukuktaki karşılıklarını verebilir. Acının tam ortasında olan aileler, yakınları ve acının yakıcılığını daha uzaktan hissedenler, adliye koridorlarında, açık alanlarda, gazetelerde, televizyonlarda ve sosyal basında “Adalet bekliyoruz” diye haykırmaları bir yönden haklılığa dayanıyor. Ancak adalet kavramına ve hukuka istemeden haksızlık yapılıyor. Çünkü, dökülen gözyaşlarından vazgeçtik, yitirilen canları, bedenlerdeki organları ve şehitleri hiçbir hukuksal düzenleme ve yargı kararı geri getiremez. Hatta yitirilen zamanı da.

Adalet, toplumun her alanında sağlanmalıdır. Şiddet olaylarında hukuk mücadelesi verilirken, adalet gibi yaşamanın temel ögesine ve hukuka haksızlık yapılmamasını öneriyorum.

Türkiye kamuoyu, algıma göre çoğunlukla, Cumhuriyet Halk Partili İstanbul, Adana, Antalya, Adıyaman belediye başkanlarına, bazı ilçelerin belediye başkanlarına, çok sayıda çalışma arkadaşlarına, bazı gazetecilere, siyasetçilere, avukatlara ve iş insanlarına yönelik soruşturma, gözaltı ve tutuklama kararlarının “siyasal” olduğu kanısında. Adalet kavramına olduğu gibi, siyaset bilimine ve anlamına da büyük haksızlık.

Kamu kuruluşlarındaki atanmış bazı kişilerin, seçilmişlerin ve bazı yargı organlarının yaptıklarının, aldıkları kararların siyaset diye yorumlanmasına katılmıyorum. Siyaset böyle olamaz. Siyaset; içinde şiddet olmayan farklı görüş ve inançların kucaklandığı, herkesin güvende olduğu, kimsenin yoksulluk ve yoksunluk çekmediği, gözaltı ve tutuklama süreçlerinin kanıt olmamasına karşın cezaya dönüştürülmediği, gizli tanık ve itiraf yöntemlerinin belgelere dayanmadan gerçekmiş gibi algılanmadığı, hukukun, iletişimin, adaletin ve masumiyet karinesinin çiğnenmediği, kin, nefret, düşmanlık, yalan, iftira, hakaret, tehdit, sahtecilik, kumpas gibi insana yakışmayan durumların yaşanmadığı, yaşanırsa gerçekten tam bağımsız ve tarafsız yargı organları tarafından engellendiği, cezalandırıldığı, bu suçlara af, denetimli serbestlik, iyi hal indirimlerinin getirilmediği eksiksiz demokrasinin üst kimliğidir.

Siyaset, politika; insan, hayvan, doğa ve çevre haklarına uyulduğu, kimsenin huzursuz olmadığı, ağlamadığı, kan ve gözyaşının dökülmediği, adaletin sağlandığı bir iletişim, paylaşım ve bilim alanıdır. Siyaset, hukuk ve adalet sadece insan soyu için değil, tüm varlıklar için mutlu, sevgi, dostluk, barış ve demokrasi içinde, silahsız ve şiddetsiz yaşamayı sağlayacak, asla vazgeçilmeyecek, birbirlerinden ayrılamayacak üst başlıklardır.

Bu nedenle, güvenlikle ilgili olanlar başta, kamu kurum ve kuruluşları ile savcılıkların ve mahkemelerin bazı işlemlerine ve bazı kararlarına, “siyasi” denilerek siyasete haksızlık yapılmaktadır.

Herkes, kendi bilgisine, kültürüne, anlayışına, duygularına, aklına, vicdanına göre yorum yapmalıdır.

“Hukuka, gerçeklere, kanıtlara, akıllara ve vicdanlara uygun, kanıtlar ve tanıklar güvenli, zanlılar, savunma avukatları, aileler ve gazeteciler özgürce süreçte yer aldılar, herkese saygılı davranıldı, insana yakışır bir şekilde çağırıldılar, ifade verdiler, tutukluluk cezaya dönüştürülmedi. Hiçbir siyasal partinin genel başkanı, hiçbir siyasetçi, iddianame hazırlanmadan, daha ifadeleri bile alınmadan zanlıları “yolsuzluk… suç örgütü veya başka bir şekilde suçlamadı, anneler, babalar, çocuklar korkmadı, ağlamadı, gözyaşı dökmedi” diyebilirsiniz.

İşlemlerin ve davranışların, yukarıda dile getirdiğim şekilde yapıldığına inanmıyorsanız “tuzak, iftira, kumpas, haksızlık, adaletsizlik, yazık, yakışmadı” diye algılamak ve tek kelime ile yorumlamak hakkınız var. “Şiddet”.

Hukuka, adalete ve siyasete haksızlığın yapılmadığı, şiddetin değil sevginin, dostluğun ve barışın yaşandığı Türkiye ve Dünya için, her yerde ve her zaman kadın-erkek birlikte, dayanışma içinde, haydi…