Sevgi, dostluk ve barış içinde yaşanabilecek bir Dünya’dayız. Ancak, evim, ana yurdum Türkiye dahil, her alanda, şu veya bu düzeyde yalan, iftira, sahtecilik, kumpas, hakaret, tehdit, baskı başlıkları ile tanımlayabileceğimiz bir şiddet topuna dönüşmek için daha hızlı dönüyor Dünya.

Aslında, Dünya’yı şiddet topuna çevirmek için çok hızlı döndürmeye çalışanlar; ellerine verilmiş yetkileri, vahşi insan gücünü ve silahları kullanan vahşi kişilikliler. Görüntüler, giyim şekilleri, gülümsemeler ve çevrelerindeki azınlık kalabalıklar kimseyi yanıltmamalı. Beni asla yanıltamıyorlar. Çünkü onlara baktıkça, uzak denizlerde ve uzak topraklarda, döktükleri kan ve gözyaşlarını görüyorum.

Kan ve gözyaşının dökülmesine neden olan ve utanmazlığın doruklarında yaşayan bu “kötülükten beslenen azınlık kalabalıklara karşın, sevgi, dostluk ve barışı savunan, iyilikten beslenen azınlık kalabalıklar da yaşıyor, şiddet topuna doğru hızla döndürülen Dünya’da.

Şu soru önem kazanıyor bu yaklaşımdan sonra. Kötülükten beslenen azınlık kalabalıklar ve iyilikten beslenen azınlık kalabalıkların dışında kalan, silahtan ve şiddetten uzak olan çoğunluk kalabalıklar kimler, nelerden besleniyorlar ve neredeler?

Çok şey söylenebilir, yazılabilir, hatta kitaplar hazırlanabilir. Şimdilik şöyle diyebilirim bu konuda. Çoğunluktalar, ancak örgütlü ve iletişim içinde değiller, “Biz ne yapabiliriz” diyerek birlikte ve dayanışma içinde olacaklarına, çözümü başkalarından bekliyorlar, genelde “Yapılacak bir şey yok, ben ne yapabilirim” anlayışındaki suskunlar.

Ancak, susmayan, tepkilerini haklara ve yasalara uygun olarak dile getirenlerin üye olduğu Şiddetsiz Toplum Derneği, 8 Mart 2026 Pazar Günü, Ankara’da, Sakarya Caddesinde, çok anlamlı 8’li eylem düzenledi.

8 kadın ve 8 erkeğin katıldığı eyleme gönüllü kuruluşların temsilcileri de destek verdi.

8 cümlelik ortak açıklama 8 kadın ve 8 erkek üye tarafından paylaşılarak seslendirildi.

Kamuoyuna yapılan yazılı açıklama sırasında erkekler, kadına yönelik şiddete karşı tepki ve utanma anlamında başlarını öne eğerek, kadınlar ise başlarını dik tutarak 8 dakikalık duruş sergilediler.

Annelerden, Kadınlar Özür

Şiddetsiz Toplum Derneği Yönetim Kurulu Başkanı olarak o gün yaptığım konuşmayı paylaşmak istiyorum.

“Öncelikle, bugün birer anne olan iki kızım ile çok saygı ve sevgi değer anneleri başta olmak üzere, Türkiye’nin ve Dünya’nın tüm kadınlarından, tüm annelerinden, tüm gönül annelerinden, erkek olarak doğmuş bir insan olarak, insanın tarihi boyunca erkeklerin kadınlara yaptığı, uyguladığı şiddet çeşitlerinden dolayı, yaşamayanların anıları ve yaşayanların varlıkları önünde saygı ile eğilerek bir kez daha özür diliyorum.

Bir kez daha dememin nedeni, kadınlardan annelerden ilk kez 8 Mart 2020 tarihinde, yine Ankara’da Kuğulu Park’ta özür dilediğimdendir.

Bu şekilde özür dileyen, insanlık tarihinin değil, insanın tarihinin yaşadığını dile getiren ilk erkek olduğum, bugünkü gibi 8’li eylem düzenleyen ilk demokratik kitle örgütünün de Şiddetsiz Toplum Derneği’nin olduğu kanısındayım.

Gerçek insanlık tarihinin başlamadığı, insana, hayvana ve doğaya yönelik insan şiddetinin Dünya’nın her yerinde sonlandığı gün yeniden başlayacağı görüşündeyim. Bu görüşü birkaç yıl önce ilk dillendiren ve her fırsatta açıklamayı sürdüren bir insan olarak asla af dilemiyorum. Çünkü, şiddet suçlarında af olmamalı, herhangi bir ceza indirimi yapılmamalı, tüm şiddet suçlarının hukukta mutlaka bir karşılığı bulunmalıdır. Bu karşılık, insanın en ağır suçu diye nitelediğim idam asla olmamalıdır.

Tekrar üzülerek ve utanarak söylüyorum, hiçbir kadın, ben dahil hiçbir erkeğe yüzde yüz güvenmemelidir. Çünkü, çok iyi bir insan olsa da bir erkeğin hata yapma olasılığı sıfır değildir.

Uzak veya yakın geçmişte, son olarak da Suriye, Filistin ve İran topraklarında insanların ve hayvanların kanlarını döken, doğaya ağır zararlar veren, farklı ülkelerde demokrasiye, adalete ve insanlık anlayışına aykırı davranan, inançlarına ve görüşlerine göre baskı yapan, şiddet uygulayan, böylece annelerin, kadınların, çocukların ağır acılar çekmelerine, dizlerini dövmelerine ve ağlamalarına neden olan vahşi insanların “iyi”leşmelerini veya “iyi”leştirilmelerini diliyorum.”

Derneğin Kurumsal Açıklaması

Şiddetsiz Toplum Derneği’nin açıklamasında, Birleşmiş Miller Örgütü, Avrupa Birliği, Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı makamı, ilgili kamu kuruluşları, gönüllü kuruluşlar, basın ve toplum kesimlerine birlikte hareket edilmesi çağrısını yinelendi.

Derneğin, aşağıdaki kurumsal açıklamasının tarihe düşülen önemli notlardan biri olarak algılanmasını diliyorum.

“8 Mart’ın bir kutlama değil, anma günü olduğu gerçeğini bilen bizler, “Ben ne yapabilirim değil, biz ne yapabiliriz” denilerek, insana, hayvana ve doğaya yönelik insan şiddetine karşı kadın-erkek birlikte ve dayanışma içinde, şiddetsiz yöntemlerle karşı çıkılması, mücadele edilmesi gerektiğini savunuyoruz.

Türkiye, çok hızlı bir şekilde bireysel silahsızlanmayı sağlamalı, Dünya, nükleer ve diğer ağır silahların ve bağımlılık yapan maddelerin üretimini, ticaretini ve kaçakçılığını önlemelidir.

Okul, üniversite, hastane, diğer kamu kuruluşları ve özel iş yerlerine kesici ve ateşleyici hiçbir silahla girilmemeli, bu yerlerde şiddetin engellenmesi, sevgi, dostluk ve güvenin gelişmesine katkıda bulunulması için çalışanlardan, gönüllülüğe dayalı “Şiddetsiz İletişim Kurulları” oluşturulmalıdır.

Kadına yönelik şiddetin utanılacak düzeyde bir ayıp olduğu ve önlenmesi için herkesin örgütlü, iletişim ve dayanışma içinde hareket etmesi gerektiği toplumun her kesiminde eğitim programlarında örneklenerek dile getirilmelidir.

Şiddetin her türü, özellikle kadına ve çocuğa yönelik olanları, cinayetler, Cumhurbaşkanlığı makamı başta olmak üzere, İçişleri, Milli Eğitim, Adalet, Kültür ve Turizm Gençlik ve Spor Bakanlıkları ile Diyanet İşleri Başkanlığınca eleştirilmeli, kınanmalı, ayıplanmalı, gönüllü kuruluşlar tarafından ülke düzeyine yaygınlaştırılması beklenen “Şiddete Karşı Şiddetsiz Tepki ve Çözüm Yöntemleri, Sevgi, Dostluk ve Barış Hareketleri” desteklenmelidir.

Cumhurbaşkanlığı’nca, ilgili bakanlıklar, yerel yönetimler, oda, baro, sendika, birlik gibi meslek örgütleri, dernek, federasyon ve konfederasyon gibi demokratik kitle örgütleri sürece katılarak, kadınlara ve ailelere yönelik olarak şiddetsiz iletişim, öfke kontrolü, şiddetten korunma ve koruma programları başlatılmalı, önce iller, sonrasında Türkiye düzeyinde kurultaylar düzenlenmeli, elektronik kelepçe ve uzaklaştırma kararları çok daha fazla özenle uygulanmalı, koruma önlemleri geliştirilmeli, sorunlu insanlar ve eşler, zorunlu durumlarda polisin mesafeli gözetiminde görüşmeli, öncesinde üst ve çevre araması yapılmalıdır.

Ekonomik şiddetin engellenmesi için hiçbir kadın işsiz ve sosyal güvenlikten yoksun kalmamalı, ülkede yoksul, fakir bulunmamalı, kırsal alanlarda yaşayan kadınlar, üretim ve pazarlamaya dayalı olarak kooperatiflerde veya eşit sermayeli şirketlerde birlikte hareket etmeli, aile içi iletişim ve demokrasinin güçlendirilmesi sağlanmalıdır.

Bileşmiş Milletler Örgütünün, Avrupa Birliği’nin ve uluslararası inanç örgütlerinin iletişim ve dayanışmasında, Dünya halklarını da sürece katarak, insanlara, hayvanlara ve doğaya ağır zararlar veren savaşları, silahlı saldırıları ve başkaldırıları sonlandıracak yöntemler mutlaka bulunmalı, yeryüzünün, hatta uzayın cehenneme doğru gidişi durdurulmalıdır.”

İşitme Engelli olan Mete Denli, metni işaret dili ile okudu. Gürbüz Mutlu da, günün anlamına uygun olan ve kendisinin yazdığı bir şiiri seslendirdi.

Fotoğraf; soldan, Ortaokul öğrencisi Berin Küçükkaya, Filiz Ardanuç Küçükkaya, Süleyman Köroğu, Şeniz Kurtuluş, Hamit Sert, Kemal Tatar, Zeynep Çakır, Gürsel Aşan, Şükran Sarıkaya, Rıza Sümer, Mete Denli, Gülten Karadoğan Hatipoğlu, Erdoğan Güven, Üniversite öğrencisi Eda Hanım Yıldırım, Gürbüz Mutlu, Azime Arıkan ve Durusu Küpeli.