Rusya ile Ukrayna arasındaki savaşta iki yıl geride kaldı. ABD ve Avrupa Birliği (AB) ağırlıklı 30’dan fazla ülke iki yıldır Rusya’ya yönelik yaptırım uyguluyor. Yani Rusya’ya güvenmiyorlar. Güvenseler yaptırım uyğulamazlar.


Türkiye’ye gelince Rusya, Türkiye’nin ekonomik bağları derinleşmiş bir kuzey komşudur. ABD ise NATO müttefikidir.
Ama RTE’nin Rusya için 23 yıldır uyguladığı dış politikası sahili büyütmek için denize taş doldurmaya benziyor. Bu nedenle iki yıldır uygulanan RTE politikaları, “Ne ABD’den vazgeçerim ne de Rusya’dan” diye yorumlamak olanaklıdır.


Çünkü savaşın ilk dönemlerinde Türkiye ile Rusya arasındaki ilişkiler ambargolara rağmen ciddi bir ivme kazanmıştı. Rusya’nın ekonomik anlamda nefes alması sağlanırken iki ülke arasındaki ticarette hızlı bir artış yaşanmıştı.


RTE’yi; Putin Moskova’da kapıda bekletse de o dönemde hayalleri büyüktü. Daimler, Toyota, Ford Nike, Adidas, McDonald’s, KFC, Starbucks, CocaCola, PepsiCo, Airbnb, Netflix, Visa, Mastercard ve American Express, Apple, Levi’s, Walt Disney, Sony gibi 5 bine yakın uluslararası şirket Rusya’daki faaliyetlerini askıya alırken bu şirketlerin merkezlerini Türkiye’ye taşıyabileceği öne sürülüyordu.


Savaşın ilk aylarında bu hayaller gerçekleşmese de Türkiye’nin Rusya’ya ihracatı 2023’te yüzde 23,2 artarak 9 milyar dolara kadar yükseldi.


Ama Rusya ile Türkiye arasındaki dış ticaret ilişkiler, savunma sistemi için S-400 alımı ABD tarafında rahatsızlıkla karşılanıyordu. Türk iş dünyasında esen bu bahar rüzgârları bugünlerde artık tersine dönmüş durumda bulunuyor.


“Bu süreç ne zaman başladı?” derseniz. Bu süreç ABD Dışişleri Bakanı Antony J. Blinken’ın 6 Ocak 2024 tarihindeki son Ankara ziyaretiyle başladı. Türkiye’nin İsveç’in NATO’ya üye olması için vetoyu kaldırmasıyla birlikte artık rota tekrar Batı’ya döndü.
Buna dış politika da güvensizlik denir. Şimdi ne ABD ne de Rusya, Türkiye’ye güvenmiyor. Ama güveniyormuş izlenimi yaratıyorlar.
Bu nedenle 2 Şubat 2024 tarihinde Türkiye’ye gelmesi beklenen Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, 17 Mart’ta yapılacak seçimi bahane ederek ziyaretini erteledi.


Yeri gelmişken şu somut gerçeği de söylemek isterim. Türkiye’nin Rusya’ya ihracatında son iki ayda yüzde 37 düşüş yaşanıyor.
Diğer taraftan sıkıntıların en büyüğü, ambargodan çekinen Türk bankalarının Rus firmalara karşı ek önlemler almaya başlamasıydı. Birçok banka Rusya’dan gelen transferleri geri gönderiyor. Rusya baharında öyle noktaya gelindi ki ithalat ve ihracatla uğrayan iş insanları durumun vahim hale geldiğini söylüyorlar. Para transferlerinin durma noktasına geldiğini anlatan kimi ithalatçı, malını gönderen şirketin parasını alamadığını söylüyor.


Sadece ticaret değil son günlerde Antalya’da da ilginç gelişmeler yaşandığı söyleniyor. Hatırlarsınız savaşın ilk günlerinde aileleriyle birlikte akın akın Antalya’ya yerleşen Ruslar vardı. Bu nedenle hem kiralar hem de ev fiyatları patlamıştı.
Son dönemde Rus vatandaşları hayat pahalılığının yanı sıra oturma izni ve vatandaşlık konusunda yaşadıkları zorluklar nedeniyle Türkiye’yi terk etmeye başladı.


Antalya’yı terk eden yabancı sayısının 40 bini bulduğu belirtiliyor. Rusların tercihinin Dubai, Vietnam, Tayland gibi daha ucuz bölgeler ve ülkeler olduğu da söyleniyor.


Bütün bu Rus baharının sonlanması ve Rus kışına girilmesine karşın Türkiye’de AKP’li Cumhurbaşkanı RTE’nin kurduğu hükümeti yine bir sorun yokmuş gibi davranıyor. Ancak Putin’in ziyaretini tarihi çok önceden bilinen seçimi bahane ederek ertelemesi ve yeni bir tarih açıklamaması bile krizin giderek derinleştiğini gösteriyor.


Türkiye ile Rusya arasında çok önemli iki konu var. Birinci konu Türkiye Rus doğal gazına muhtaçtır. Rusya gazı kesse Türkiye’de halk kışı battaniye altında geçirmek zorunda kalır. Türkiye’nin Rusya’ya milyarlarca dolar gaz parası borcu bulunuyor.


İkinci konu ise Mersin’de yapılan nükleer enerji santralidir. Türkiye ve Rusya arasında bu sorun patlak verirse işlerin şekli değişir. Rusya’nın Kommersant gazetesi bir haberinde “Türkiye paralel ihracat için temel olmaya devam edecek mi” sorusuna yanıt arıyor... Ortaya çıkan yanıt ise “Hayır!” Ama Türkiye’nin ip üstündeki diplomasisi Rusya cephesinde kritik biçimde sallanıyor...