Herkesin hayatı bir koşturmacanın içinde geçiyor. Adeta kimse kimseyi görmüyor, kimse kimseye yeterince zaman ayıramıyor. Evde çalış, işte çalış, bir yerlere yetiş, sorumluluklarını yerine getir…
Kazanmak, geçimimizi sağlamak, hayatı sürdürebilmek derken hepimiz bir döngü içerisindeyiz.

Elbette olmalı da… Sorumluluk sahibi olmak, hayatın içinde üretmek ve kendi ayaklarımız üzerinde durmak çok kıymetli. Ancak bütün bu koşuşturmanın içinde, bazen hayatın asıl önemli tarafını gözden kaçırıyoruz.

Oysa gerçekten duyarak, hissederek ve yaşayarak hayatın içinde olmak bambaşka bir duygu. Bunun için yalnızca sorumluluklarımızı yerine getirmek yetmiyor; hayatımızı anlamlandıran insanlara da yer açmamız gerekiyor.

Ne kadar yoğun olursak olalım, sevdiklerimize ayıracağımız zamanı unutmamalıyız. Çünkü hayatımızı anlamlandıran insanlar, sahip olduğumuz en kıymetli değerlerden biridir.

Onlara karşı anlayışlı, nazik ve özenli olmalıyız. Sürekli “Vaktim yok.” diyorsak, belki de dönüp kendimize bakmamız gerekiyor. Çünkü bazen sorun gerçekten zamanın olmaması değil, zamanı nereye ve kime ayırdığımızdır.

Bir insana verdiğimiz değer, yalnızca söylediklerimizle değil, ona ayırdığımız zamanla da anlaşılır.

“Seni seviyorum.” deriz ama ona ayıracak zamanımız yoktur.

“Sen benim için çok değerlisin.” deriz ama hayatımızda ona bir yer açmayız.

Peki, söylediklerimizle yaptıklarımız arasındaki bu çelişkiyi hiç düşünüyor muyuz?

Belki de hayatın gerçek zenginliği; daha çok çalışmak, daha çok kazanmak ya da sürekli bir yerlere yetişmek değildir.

Bazen gerçek zenginlik, sevdiğimiz insanın yanında olabilmektir.

Onu dinleyebilmek, hâlini hatırını sorabilmek, bir çayını içebilmek, elini tutabilmek ve sadece,

“Ben buradayım.”

diyebilmektir.

Çünkü hayat telaşı hiç bitmeyecek.

Her zaman yetişmemiz gereken bir iş, tamamlamamız gereken bir sorumluluk, kazanmak zorunda olduğumuz bir para olacaktır. Hayatın koşturmacası bir şekilde devam edecek.

Ama sevdiklerimizle geçirebileceğimiz zamanın bir sonu var.

İşte bunu unutmamalıyız.

Bu yüzden bazen durup kendimize bakmalıyız. Hayatımızı neyin peşinde tükettiğimizi, kimlere ve nelere zaman ayırdığımızı düşünmeliyiz.

Sevdiğimiz insanlara zaman ayıracak vaktimiz yoksa, önce sevgimizi değil, hayatımızdaki öncelikleri sorgulamalıyız.

“Neleri hak etmediği hâlde hayatımda önemli bir yere koydum?”

“Nelere olduğundan fazla değer verdim?”

“Kimleri sorgulamadan hayatıma aldım?”

“Kimleri ise hayatımda olması gerektiği hâlde ihmal ettim?”

Belki de bütün bu soruların cevabı, dönüp dolaşıp aynı yere çıkıyor:

Her şey biraz da benden ötürü.

Öyleyse bir an dur.

Hayatın telaşına yeniden bak.

Kimleri, neleri ve hangi değerleri kaybetme pahasına koştuğunu düşün.

Çünkü bazen insan, hayatı kazanmak için koşarken hayatının kendisini kaçırabilir.

Belki de asıl mesele, hayatın içinde ne kadar çok şey başardığımız değil; bütün bunları yaparken kimleri yanımızda tutabildiğimizdir.

Çünkü hayat, yalnızca yaşamak değil; yaşadığını hissedebilmek ve hayatına anlam katan insanlarla o hayatı paylaşabilmektir.