GİDİŞAT NEREYE?

0
218

Eylül ayının başında 1 Eylül 2021 tarihinde dolar kuru 8,28 seviyesindeydi, sadece üç buçuk ay sonra Kasım ayının 17’sinde ise 17 liranın üstüne çıktı, sonra hafifçe gevşeyerek 16,50 seviyelerinde durdu. Bu dolar sadece ve sadece üç buçuk ayda yüzde yüz değer kazandı Türk Lirası ise yarı yarıya ucuzladı demektir. Aynı dönemde euro ise 9,82 seviyesinden 18,48 seviyesine kadar çıktı yüzde yüzlük artış euroda da görüldü.

Özellikle son dönemde Merkez Bankası döviz kurlarını sakinleştirebilmek için doğrudan müdahale kapsamında 6 milyar dolardan fazla döviz sattı ama bu müdahale herhangi bir fayda sağlanamadı. Üstelik Merkez Bankası rezervleri ekside olduğu için satacak kendi dövizi yok, kendisine emanete bırakılmış dövizleri satıyor daha da kötüsü bu durumu cümle âlem biliyor.

- Reklam -

Borsada ise geçtiğimiz haftanın son işlem gününde sert kayıplar yaşandı. Sert kayıp sonrası iki kez devre kesici uygulandı. İlk devre kesici 16:24’te geldi ve 16:54’te işlemlerin başlamasının ardından düşüşün devam etmesi ikinci kez devre kesicilerin aktifleşmesine neden oldu. İkinci devre kesicinin ardından işlemlerin yeniden başlamasıyla düşüş yüzde 9’a ulaştı. BİST 100’de ikinci devre kesicinin ardından işlem gören 100 hisse senedinin 94’ü eksiye döndü sadece 1 hisse artıda 5 hisse ise bir gün önceki kapanış düzeyinden işlem gördü.

Bu sert satış dalgasının ana nedeni bazı bankaların sermaye yeterlilik rasyolarının risk altında olduğu Reuters haberine konu olup da BDDK’nın bir çalışma yapmakta olduğu açıklanınca sistematik kriz korkusu Borsa’da tam bir çöküş etkisi yarattı.  Dolar bazında endeksi yakalamaya çalışan spekülatif yatırımcılar ve TL’de kalarak yaşadığı kaybı Borsa’da çıkarmaya çalışan küçük yatırımcı da ağır bir darbe yedi.

Peki, bu işin sonu nereye gidiyor

Erdoğan ve saraydaki akıl daneleri ile AKP tarafından Türk milleti üzerinde denenen acayip ekonomik model Türkiye ekonomisinde reel sektöre ani duruş (sudden stop) yaşatarak büyük bir krize sürükleme riskini doğurmuş bulunmaktadır.

AKP’nin olası sermaye ve kambiyo kontrolü önlemleri de korku üzerinden bu sarmalı beslemekte insanlar hem Türk Lirasında ve hem de bankalarda yabancı para ve altın cinsinden mevduat tutmaktan kaçmaktadır.

İstikamet koşar adım IMF kapısı gibi görünüyor! Peki, bu olasılık gerçekleşir Erdoğan IMF’nin kapısını çalarsa ne olur?

Capital Economics’in yorumunda; “IMF Başkanı Kristalina Georgieva, kuruluşun yaklaşık 1 trilyon dolarlık kaynağı bulunduğunu açıklamıştı. Ama pratikte kredi olarak verebileceği tutar, en azından hemen verebileceği tutar bunun çok altında. IMF’nin yeni taahhütler için mevcut kaynağını gösteren İleri Taahhüt Kapasitesi (Forward Commitment Capacity) 270 milyar dolar. Biz, Türkiye ile yapılacak olası bir anlaşmanın IMF’nin toplam ülke kredilerinin dörtte üçünü tüketeceğini düşünüyoruz. Bu durum IMF üyeleri arasında endişeye yol açacaktır. Öte yandan Amerika’nın da Türkiye ile arasındaki çalkantılı siyasi ilişkiler nedeniyle potansiyel bir anlaşmayı veto etmesi olasılıklar arasında” denmektedir.

Capital Economics uzmanı Jason Tuvey Erdoğan’ın daha fazla faiz indirimi için bastırmasının büyük olasılık olduğuna inandığını ifade etti ve bu olasılık, lirayı baskı altında tutmaya devam edecek sonuçta sermaye kontrollerine doğru bir kayış giderek artıyor gibi görünüyor.” şeklinde konuştu.

IMF kapısı ekonomik çöküşten önceki son çıkıştır, Erdoğan IMF’ye başvurur da umduğunu bulamaz, reddedilirse Türkiye çok ciddi bir borç krizi yaşar, moratoryum ilan etmek zorunda bile kalabilir.

İthalat için gerekli döviz bulunamazsa üretim durur, dahası vatandaşlar birçok zorunlu ihtiyaç maddesine bile ulaşamaz olur.

Benim görüşüme göre Türkiye son yüzyılın en büyük ekonomik krizine doğru koşar adım ilerlemektedir. Ülkeyi yönetenlerin bu durumun farkında olup olmadığı ise son derecede tartışmalı bir konudur.

Sonuç olarak işlerin geleceği noktayı öngören damat görevden affını isterken, “Allah sonumuzu hayır etsin” demişti, sanırım o son noktaya hızla yaklaşıyoruz…

- Reklam -