Son günlerde yatırım dünyasında yaşananlar bize, yıllardır söylediğimiz çok basit bir gerçeği yeniden hatırlattı:
Paranızı nereye yatırdığınız kadar, paranızın karşılığında elinizde ne kaldığı da önemlidir.
Bugün Türkiye’de bazı yatırım fonlarında yaşanan likidite problemi nedeniyle yüz binlerce yatırımcı oldukça belirsiz bir sürecin içerisinde.
Reuters’ın aktardığı verilere göre yaklaşık 353 bin yatırımcıyı ilgilendiren, 891 milyar TL büyüklüğünde fon varlığından söz ediyoruz. Burada altını özellikle çizelim: 891 milyar TL kayıp değildir. Ancak söz konusu rakamın büyüklüğü, yaşanan problemin kaç kişinin birikimini ilgilendirdiğini göstermesi açısından son derece çarpıcıdır. (Reuters)
Kaba bir hesap yaptığınızda, etkilenen varlık büyüklüğü yatırımcı başına ortalama 2,5 milyon TL civarına geliyor.
Düşünsenize…
Belki 10 yıl, belki 20 yıl çalıştınız.
Harcamadınız, biriktirdiniz.
Çocuğunuzun geleceğinden, tatilinizden, arabanızdan, hayat standardınızdan fedakârlık ettiniz.
Sonra paranızı bir yatırım fonuna koydunuz. Ekranda kazandığınızı gördünüz. Rakam yükseldi. Kendinizi daha zengin hissettiniz.
Peki bugün?
O ekrandaki paranın ne zaman cebinize gireceği bile tartışılıyor.
SPK, tasfiye kapsamındaki fonlarla ilgili daha önce üç ay olarak belirlenen bazı süreleri altı aya çıkardı. Kurum ayrıca bu sürenin mutlaka altı ay süreceği anlamına gelmediğini, piyasa koşullarına göre daha erken tamamlanabileceğini açıkladı. (https://spk.gov.tr)
Yani bugün yatırımcının önündeki en büyük problem yalnızca “Ne kadar kazandım, ne kadar kaybettim?” sorusu değil.
Bir başka soru daha var:
“Paramı ne zaman alacağım?”
Hatta yaşanan süreç nedeniyle birçok insanın zihninde doğal olarak daha ağır bir soru oluşuyor:
“Ekranda gördüğüm değerin ne kadarını gerçekten nakde çevirebileceğim?”
İşte tam bu noktada benim yıllardır savunduğum yatırım anlayışı devreye giriyor:
Toprak.
Yanlış anlaşılmasın.
Ben “Her arsa her yıl çok kazandırır” demiyorum.
Bazen altın arsadan fazla kazandırır.
Bazen dolar.
Bazen gümüş.
Bazen borsa veya doğru seçilmiş bir yatırım fonu birkaç yıl içerisinde arsanın sağlayamayacağı getiriyi sağlayabilir.
Ama orta ve uzun vadeye baktığımda ben hâlâ şuna inanıyorum:
Toprağın en büyük gücü yalnızca kazandırması değil, elinizde gerçek bir varlık bırakmasıdır.
Bugün aldığınız bir arsa yarın hâlâ oradadır.
Şehrin dışında olabilir.
İmarsız olabilir.
Beş yıl sizi bekletebilir.
Hatta birkaç yıl boyunca altın veya döviz karşısında daha az kazandırmış da olabilir.
Ama siz hâlâ dönüp baktığınızda:
“Benim burada bir toprağım var.”
diyebilirsiniz.
Elbette burada da doğru seçim son derece önemlidir. Tapusu, imar durumu, ulaşımı, bölgenin gelişim yönü, altyapısı ve alış fiyatı araştırılmadan alınan her gayrimenkul doğru yatırım değildir.
Fakat özellikle orta ve uzun vadede, doğru bölgeden ve doğru fiyatla alınmış arsanın bana göre başka bir psikolojik avantajı daha vardır:
İnsanı her sabah telefon ekranına bakmaya mecbur bırakmaz.
Bugün yüzde kaç düştü?
Yarın ne olacak?
Fon kapanacak mı?
Paramı çekebilecek miyim?
Bunları düşünmek yerine yıllarca biriktirdiğiniz paranın karşılığında gerçek, dokunulabilir ve sınırlı bir varlığa sahip olursunuz.
Belki kısa vadede sizi zengin etmez.
Belki altı ay sonra iki katına çıkmaz.
Zaten arsa yatırımı bu değildir.
Arsa biraz sabırdır.
Bir şehrin büyümesini beklemektir.
Yeni yolları, yeni konutları, yeni yatırımları, yeni yaşam alanlarını takip etmektir.
Bugün boş gördüğünüz bölgenin yıllar sonra nasıl değişebileceğini okuyabilmektir.
Bu nedenle özellikle orta ve uzun vadeli yatırımcıya yıllardır söylediğim şeyi bugün bir kez daha söylüyorum:
Kazanç oranları değişir. Fonlar değişir. Para birimleri değişir. Piyasalar yükselir, düşer.
Ama toprak yerinde kalır.
Ve bazen yatırımda en büyük kazanç, en yüksek yüzdeyi elde etmek değil;
gece başınızı yastığa koyduğunuzda paranızın karşılığında neye sahip olduğunuzu bilmektir.
Fon mu, Fön mü?
Yılmaz Ercan Saatçi
Yorumlar