Sevgili okurlarım; bu haftaki “Burçin Gülbenk’le Hayata Dair” köşemde sizlere çok önemli olduğuna inandığım bir konuyu ele aldım. Yazın ve tatilin tadını oyunla, sporla ve arkadaşlarıyla geçirmek isteyen çocuklarımızın önüne geçen ekonomik sebepleri ve bunun beraberinde getirdiği birçok olumsuzluğu kaleme aldım.
Yaz tatili denildiğinde hepimizin aklına çocuk kahkahaları gelir. Sabahın erken saatlerinde mahalleye yayılan top sesleri, bisiklet peşinde koşturan çocuklar, parkta kurulan arkadaşlıklar ve akşam olana kadar bitmeyen oyunlar… Çocukluk biraz da budur aslında. Hareket etmek, keşfetmek, paylaşmak ve doyasıya yaşamak.
Ne yazık ki artık bu tabloyu eskisi kadar sık göremiyoruz.
Bugünün çocukları sokaktan çok ekranlarla büyüyor. Tablet, telefon ve bilgisayar, birçok evde oyuncakların yerini aldı. Teknolojinin hayatımızdaki yeri elbette inkâr edilemez. Eğitimden iletişime kadar pek çok alanda büyük kolaylık sağlıyor. Ancak çocukluk yılları yalnızca ekran karşısında geçirilince, gelişimin en değerli parçalarından biri eksik kalıyor.
İşte tam bu noktada sporun değeri ortaya çıkıyor.
Spor, yalnızca fiziksel bir aktivite değildir. Spor, karakter eğitiminin sessiz ama en etkili öğretmenidir. Bir çocuk sahaya çıktığında sadece koşmayı öğrenmez. Beklemeyi öğrenir. Kurallara uymayı öğrenir. Arkadaşına güvenmeyi, gerektiğinde fedakârlık yapmayı, paylaşmayı ve birlikte başarmanın mutluluğunu keşfeder.
Kazandığında sevinmeyi, kaybettiğinde ise pes etmeden yeniden ayağa kalkmayı öğrenir.
Hayatın kendisi de zaten bundan ibaret değil midir?
Her gün kazanamayız. Her istediğimiz gerçekleşmez. Bazen düşeriz, bazen yeniden ayağa kalkarız. Spor, çocuklara bunu daha küçük yaşlarda öğreten en güçlü okullardan biridir.
Üstelik spor yapan çocukların kendilerine olan güvenleri de belirgin şekilde artar. Kendini ifade etmeyi öğrenir, arkadaş çevresi genişler, sosyal iletişimi kuvvetlenir. İçine kapanık birçok çocuğun birkaç ay içinde bambaşka bir karaktere büründüğüne defalarca şahit oldum.
En önemlisi ise çocuk, yalnız olmadığını hisseder.
Bir takımın parçası olmak, aynı hedef için mücadele etmek ve birlikte sevinmek çocukların ruh dünyasında tarif edilmesi zor izler bırakır. Bugün yıllar sonra bile okul takımındaki arkadaşlarını unutmayan insanların sayısı hiç de az değildir.
Sporun aileye katkısı da en az çocuk kadar büyüktür.
Hafta sonu birlikte gidilen bir antrenman, tribünden edilen küçük bir alkış, maç sonrası yenilen mütevazı bir yemek... Bunların hiçbiri pahalı anılar değildir ama yıllarca unutulmaz. Çocuk, anne ve babasının desteğini hissettikçe kendisini daha güçlü hisseder. Aile içinde ortak heyecanlar oluşur. Sohbetler çoğalır. Birlikte geçirilen zamanın değeri artar.
Bir başka önemli gerçek ise sağlıktır.
Çağımızın en büyük sorunlarından biri hareketsizliktir. Çocuk yaşta başlayan kilo problemleri, duruş bozuklukları, dikkat eksikliği ve ekran bağımlılığı her geçen yıl daha fazla aileyi endişelendiriyor. Oysa düzenli spor yapan çocuk hem bedenini hem de zihnini güçlendiriyor. Daha kaliteli uyuyor, daha sağlıklı besleniyor ve enerjisini doğru alanlarda kullanmayı öğreniyor.
Keşke her çocuk bu imkânlara kolayca ulaşabilse...
Ne yazık ki işin en acı tarafı tam da burada başlıyor.
Bugün bir çocuğu düzenli olarak spor okuluna göndermenin maliyeti birçok aile için ciddi bir yük hâline gelmiş durumda. Kayıt ücretleri, aylık ödemeler, forma, ayakkabı, lisans, servis ve ekipman derken ortaya çıkan rakamlar, dar gelirli ailelerin bütçesini zorluyor.
Bunun sonucunda ise en ağır bedeli çocuklar ödüyor.
Belki çok yetenekli bir futbolcu olacak çocuk evde tablet başında vakit geçiriyor.
Belki geleceğin milli yüzücüsü hiç havuza gidemiyor.
Belki atletizm pistlerinde ülkemizi temsil edecek bir çocuk, yalnızca maddi imkânsızlık yüzünden hayal kurmaktan vazgeçiyor.
İşte insanın canını yakan da tam olarak budur.
Yetenek, hiçbir zaman banka hesabına bakmaz.
Azim, maaş bordrosunu sorgulamaz.
Hayaller ise hiçbir çocuğun ailesinin gelir durumuna göre şekillenmemelidir.
Oysa bugün spor ile çocuk arasına para girmiş durumda.
Bu durum yalnızca bir kursun kaçırılması anlamına gelmiyor. Aynı zamanda sosyalleşemeyen, özgüveni gelişmeyen, arkadaş ortamından uzak kalan ve ekranlara biraz daha yaklaşan çocuklar anlamına geliyor.
Anne babaların yaşadığı çaresizliği tahmin etmek zor değil. Çocuğunun gözlerindeki heyecanı görüp “Bu yıl mümkün değil.” demek zorunda kalmak her anne babanın yüreğini sızlatır.
İşte bu yüzden spor, yalnızca ailelerin omuzlarına bırakılacak bir konu değildir.
Yerel yönetimler, federasyonlar, belediyeler, kulüpler ve özel sektör daha fazla ücretsiz ya da düşük maliyetli spor projeleri üretmelidir. Mahalle sahaları çoğalmalı, okul sporları desteklenmeli ve yetenekli çocuklara daha fazla burs imkânı sunulmalıdır.
Çünkü spor salonlarına yapılan yatırım, aslında geleceğe yapılan yatırımdır.
Unutmayalım; çocuklarımızı ekranlardan uzaklaştırmanın yolu sadece “Telefonu bırak.” demek değildir. Onlara daha güzel bir dünya sunabilmektir. Koşabilecekleri bir saha, paylaşabilecekleri arkadaşlar ve hayallerini büyütecek fırsatlar verebildiğimizde kazanan yalnızca çocuklarımız olmayacaktır. Daha sağlıklı ailelerimiz, daha güçlü bir toplumumuz ve geleceğe umutla bakan nesillerimiz olacaktır.
Çocuklarımızın hayallerinin önüne ekonomik engeller değil, fırsatlar çıksın. Çünkü bir çocuğun gülümsemesi, atacağı ilk gol, kazanacağı ilk madalya ya da arkadaşına uzatacağı ilk yardım eli hiçbir ücretle ölçülemez. Gerçek zenginlik, çocuklarımızın sağlıklı, mutlu ve umut dolu büyümesidir.
Bir Çocuğun Hayali Paraya Takılmamalı
Burçin Gülbenk
Yorumlar
Trend Haberler
Bakan Güler: Savunma sanayi ihracatı 10 milyar doları aştı
Yeni Maaş Tabloları Netleşti: Memur ve Emekliye Yüzde 13,52 Zam!
Ankaralılar yaz aylarında ATA Çiftliği’nde doğayla buluşuyor
Erdoğan, Trump ile Kol Kola!
Kartal'da kayıp olarak aranan Gülay Polat cinayete kurban gitti
Bursa'da orman ürünleri fabrikasında yangın paniği