Tüm annelerin ve anne adaylarının anneler günü kutlu olsun.Evimize yakın ilkokulun tam dağılma zili çaldığında ben...
Tüm annelerin ve anne adaylarının anneler günü kutlu olsun.
Evimize yakın ilkokulun tam dağılma zili çaldığında ben de yoldan geçiyordum. Okul zilinin çalmasıyla bir anda sırtlarında kendilerinden büyük sırt çantalı ilkokul çocukları okul bahçesinin dışına yarışırcasına koşmaya başladılar.
Bizim çocukluğumuzdaki gibi siyah beyaz önlüklerin yerini markalı okul giysileri almış artık. Güle oynaya koşuşan çocukları görünce yine çok eski çocukluk günlerime bende gittim.
Ben de okuldan çıkıp eve doğru arkadaşlarımla güle oynaya geliyordum. İlkokul üçüncü sınıftayım. Siyah önlüğümün kolunda beyaz, üzerinde kırmızı iplik ile örülmüş kitaplık kolu arması. Çok havalıyım. Kitap okumayı çok seviyorum. Öğretmenimin verdiği dersleri ve kitapları çok çabuk okuyup geri verdiğim için öğretmenim beni kitaplık kolu sorumlusu seçti.
Annem çok hasta fazla göremiyorum. Hep yatakta yatıyor. Komşularımız akşamları bize çorba yapıp getiriyor. Annem sürekli hastanede. Küçük olduğumdan dolayı mikrop kaparım diye hastaneye de almıyorlar. Hep hastane önünde bekliyorum. Annem bazen pencereden bakıp bana el sallıyor, kendisini sadece o kadar görüyorum. Bir gün mahallemizden bir teyze pardösüsünün içine saklayıp beni anneme götürmek istedi. Kapıdaki görevli beni fark etti, kadına demediğini bırakmadı. Annemi o gün yine göremedim.
Annemi daha sonraki günlerde hastahaneden çıkardılar eve getirdiler. Akşam çok kısa süre yüzünü gördüm. Beni meyve suyu almam için bakkala gönderdiler. Bakkal çok uzak bir yerdeydi ne kadar saatte gittim döndüm bilmiyorum. İlk kez kâğıt kutu içinde meyve suyu gördüm. Annem sadece bunları içebiliyormuş. Bu meyve sularının yanına yapışık bir de ince borusu var. Öğrendiğim kadarıyla o boruyu meyve suyunun üstünde bir kısım var oraya batırıp içindeki meyve suyunu içiyormuşsun. Annem o gece meyve suyunun hepsini içmemiş birazını bırakmış ben o kalanını içtim tadı çok güzeldi.
Annem ekmek olarak da hep tuzsuz ekmek yiyordu. Acayip, çok kötü tadı vardı. İyileşmesi için bunları yemesi gerekiyormuş. Doktor öyle söylemiş.
Okula öğleden sonra okula gittiğim için akşama doğru arkadaşlarımla okuldan eve yaklaşmıştım. Kapımızın önü çok kalabalıktı. Hemen komşularımızdan biri beni görüp yanıma geldi. Elimden tutup evlerine götürdü. Ben arkama dönüp dönüp evimize baktım ama bir şey anlamadım. Komşumuz hemen bana yiyecek bir şeyler hazırladı. Komşumuzun oğlu ile aynı yaştaydık. Doğuştan elleri ayakları hiç gelişmemişti. Konuşmasını da sadece çok yakınında zaman geçirenler kendisini anlıyordu. Arkadaşıma yemeğini evden muhakkak birisi yediriyor içiriyordu. Tuvalet ihtiyacını da yanında kim varsa o ilgileniyordu.
Yemekte köfte, patates kızartması var. Bizim evde ayda bir pişiyordu bu yemek. Nasıl acıkmışım, nefes almadan yemeğimi yedim. Yemekten sonra arkadaşımı, annesi ve benim yardımım ile kapılarının önüne çıkardık. Kendisine okuldaki arkadaşlarımı ve oynadığımız oyunları, derslerimi anlattım. Zaman nasıl çabuk geçti anlamadık. Hava kararmaya başlamıştı.
Bizim eve gitmek istedim ama komşumuz: “Bu gece burada yatarsın. Sizin eve dışardan akrabalarınız anneni görmeye gelmişler, ev çok kalabalık. Yarın eve gidersin.” dedi.
Daha sonra kapı önüne başka arkadaşlarımız da geldi. Onlarla da gece geç saatlere kadar oynadık daha sonra oturduk konuştuk. Ama herkes sanki bana acıyarak bakıyor gibiydi. Sürekli benimle ilgileniyorlar. O akşam ne oldu hiçbir şey anlamadım. Arkadaşlarım teker teker evlerine gittiler, ben de yatmak için odaya geçtim. Önlüğüm hâlâ üstümdeydi. Kolumdan kitaplık kolu bandımı çıkarıp katladım çantama koydum. Önlüğümü çıkardım, benim için hazırlanan yer yatağına girdim. Kafama yorganı çektim öylece dalıp gitmişim.
Sabah çok erkenden ev halkıyla uyandım.
Güzel bir kahvaltı masası beni bekliyordu. Bizim evde genelde ekmek, peynir, gül reçeli ve çay olurdu. Komşumuzda yumurta, kaşar peyniri, bal, kızarmış ekmek ve patates, çay daha ne olsun. İçimden “keşke beni her gün çağırsalar.” diye düşündüm.
Kahvaltıdan sonra dışarı çıktık, komşumuz elimden tutup beni eve doğru götürdü. Evimizin önü hâlâ çok kalabalıktı. Yine ne olduğunu anlamadım. Evden içeri girdim evimizin salonunda kadınlar oturmuş ağlıyorlardı. Yerde beyaz bir örtü. Herkes o örtüye bakıp bakıp ağlamayı sürdürdü. Ben çantamı ve önlüğümü arka odaya götürdüm. Kapıda ablamla karşılaştım. Ablam bana sıkıca sarıldı. “Canım kardeşim artık annemiz yok, o melek olup uçtu gitti.” dedi.
Ablama “Ne oldu?“ dedim. Ablam tekrarladı: ”Annemiz melek oldu uçtu gitti.” Tekrar bana sarılıp ağladı.
Ben kapıdan, kalabalık insanların arasından dışarı çıktım. Herkesin gözü üstümde, benimle beraber geziyordu sanki. Bana bakıp bakıp iç çekenler, ağlayanlar gördüm.
Yerde beyaz örtünün altında hareketsiz yatan anneme baktım. Kınalı saçlarından bir tutam, örtünün altından dışarı çıkmıştı. Bu kınalı saçları görünce. Hayal meyal hatırlıyorum annem saçlarına hep kına yakardı.
“Kına baş ağrısına iyi geliyormuş.“ derdi. Bir de yine başı ağrıdığında patatesleri dilim dilim keser bir bezin üstüne dizer onları başına bağlardı. Ben anneme hiç doya doya sarılamadım. Beni yatağına alırdı, babam kızardı anneme.
“Bu oğlanın ne işi var aramızda gitsin kendi yatağında yatsın.” derdi.
Annem sessizce beni kaldırır, odaya yolardı. Gizli gizli gözyaşı döktüğünü görürdüm. ”Niye ağlıyorsun?” dediğimde, “Gözüme bir şey kaçtı.“ derdi.
Annem kardeşini çok severdi. Dayım çok sık olmasa da annemi görmeye gelirdi. Genelde babam evde olmadığı zamanları denk getirir, babamla karşılaşmazdı. “Tünel işinde çalışıyorum.” derdi. Bize geldiği günlerde annemin gözleri ışıl ışıl olur, sevinçten dört dönerdi dayımın etrafında. Dayım çok kalmaz, hemen işine dönerdi. Benim de nedendir bilmiyorum dayıma karşı sevgim çok az görsem de acayip bir şeydi. Dayımı çok seviyordum.
Annemin en mutlu olduğu anlar sanki dayım ile buluşmasıydı.
Dayımın bir şapkası vardı zannedersen çekmece. İçinde ayna, tarak, kalem, kaya tuzu. Bunların hepsi şapkasının içine yaptırdığı bir gözün içindeydi. Şapkasından tavşan çıkaran sihirbaz gibiydi. Keyfi yerindeyse çantasının bir köşesinde her yere taşıdığı kemençesini çıkarır. Çok güzel kemençe çalardı.
Dönüp dönüp yerde beyaz örtü altında yüzünü göremediğim anneme baktım. Dışarıda insanlar duvar diplerinde sandalyede sohbet halindeydiler. Birden dikkatimi çekti, bizim evde henüz elektrik yoktu. Kablolarla evimize yeni elektrik çekilmişti.
Daha sonra ablam yanıma geldi. “Bugün okula gitmeyeceksin tamam mı?” dedi ve yanımdan ayrıldı. Okulumuz da sabahçı ve öğlenci diye ikili eğitim yapılıyordu. Ben öğlenciydim. Öğleden sonra okula gidiyordum.
Ablamın bu uyarısından sonra evimizin arkasına gittim. Arkadaşlarımla oyunlar oynamaya başladım. Oradan oraya koşuyorum. Arkadaşlarım bana çok iyi davranıyorlar. Yanımdan hiç ayrılmıyorlardı.
Evimizin kapısı önüne kocaman bir kazan koymuşlar, içi su dolu. Kazan fokur fokur kaynıyor. Ben arkadaşlarımla oynamaya devam ederken. Komşumuzun bahçesine büyükçe bir masa getirdiler.
Bizim evimizin kapısındaki bekleşen herkes komşumuzun bahçesine getirilen masanın etrafına toplandılar. Ortada duran büyük masanın üstüne bizim evde beyaz örtünün altında yatan anemi getirip o masanın üstüne koydular. Annem hala uyuyordu. Erkekler bahçeden ayrıldı, masanın etrafında sadece kadınlar kaldılar. Kaynayan kazandan başka bir kaba su aldılar. Kadınların arasında masanın üstünde yatan annemi gördüm. Üstündeki beyaz örtüyü kaldırmışlardı. Yüzünde gülümseme vardı sanki. Annemi yıkamaya başladılar. Sular annemin üstünden kayıp toprakla buluştu. Sanki toprak suya hasret kalmış gibi tüm suları bir anda yuttu.
Kadınlardan birisi elimden tutup annemim yattığı masanın yanına getirdi. Annemin çenesini iple bağlamışlardı. Elime bir su tası verdiler, kim ne zaman verdi anlamadım. Zaten boyum masaya zor yetişiyor. İçlerinden birisi: “Çocuğu kaldırın annesine son görevini yapsın bir tas su döksün.” dedi.
Bir kişi beni kaldırdı, annemi tepeden gördüm. Karşımda mışıl mışıl yatıyordu. Kınalı saçlarına dökülen su yüzünden saçları sağa sola dağılmıştı. Gözleri sanki yarı açık bana bakıyordu o an bir korku sardı içimi. Ağlamaya başladım. Hemen beni yere indirdiler. Kadınların arasından ağlayarak arkadaşlarımın yanına koştum.
Anneme yine sarılamadım. Aylarca yıllarca bu görüntü gözümün önünden hiç gitmedi. İçimde hep buruk bir özlem. Kış günleri sabahın köründe babamı işe gönderirken, sobayı yakışı kahvaltı hazırlayışı siyah beyaz fotoğraf gibiydi.
Annem aklımın bir köşesinde çenesi bağlanmış, gözleri yarı açık sanki bana bakıyormuş gibiydi. Annem aklımda hep böylece kaldı. Hâlâ da özlemle dolu yüreğim. Ben yaşayamadım annemi çok fazla. Bu nedenledir ki ne zaman bir anne ve evladını sarmaş dolaş görsem yüreğim sızlar.
Tüm annelerin ve anne adaylarının anneler günü kutlu olsun.