Filelerin Zamanı, Tanelerin Çağı
Dünya genelinde bir ekonomik kriz var, evet. Ama bazı ülkeler bu krizi rakamlarla anlatır, bazıları grafiklerle… Bizdeyse kriz, pazarda yaşanır. Filelerin yerini poşet değil, tereddüt alır.
Bir zamanlar semt pazarları vardı. Mahalle aralarında kurulan, daha girişinde insanı yaz mevsimine buyur eden pazarlar… Pazara adımınızı atmadan önce maydanoz kokusu çarpardı burnunuza. Tere, roka, kıvırcık, yeşil soğan… Hepsi sanki “Hoş geldin” derdi. O kokular pazarlık kadar gerçek, bereket kadar samimiydi.
İnsanlar fileyle gezerdi. Bildiğiniz balık ağına benzeyen fileler… Ne marka derdi vardı ne gösteriş. File demek alışveriş demekti; doluysa yüz güler, boşsa “yarın alırız” denirdi. Poşet yoktu, zaten gerek de yoktu. Torba vardı, pazar torbası vardı. En önemlisi: alım gücü vardı.
Bazı müşteriler alışveriş için yanında küfesiyle gezen insanlar tutardı. Kocaman küfeler… Siz alışveriş yapar, o taşırdı. Parayla tutardınız. Bugün kulağa masal gibi geliyor değil mi? Şimdi kendi poşetimizi bile yarı dolu taşırken omzumuz düşüyor.
Bir de tornetler vardı. Biz tornet derdik. Dört tekerlekli, ilkel ama iş gören taşıyıcılar…
Bugünkü AVM arabalarının dedeleri. İnsanlar çok alışveriş yaptığı için vardı onlar. İhtiyaçtan doğmuştu; yokluktan değil, bolluktan.
Bugün ne var?
Bugün pazarda tane hesabı var.
Bir elma…
“Şu büyüklerden bir tane alayım.”
Bir portakal…
“İki tane yeter.”
Avrupa bunu yıllar önce başka bir kültürle yaptı. Bizse zorunluluktan yapıyoruz. Aradaki fark tam da burada. Biz tasarrufu seçmedik, tasarruf bizi seçti.
Meyve-sebze artık sofraya değil, hesap makinesine bakarak alınıyor. Bakliyat, yağ, peynir… Hepsi rakamlarla konuşuyor. Filelerin içi değil, insanların içi boşalıyor.
Bu yazı bir “ah nerede” yazısı değil. Bu yazı bir hatırlatma. Bir zamanlar pazar girişinde maydanoz kokusu vardı. Şimdi çıkışta hesap fişi var. Belki bir gün yine filelerle dolaşırız.
Ama bu kez nostalji olsun diye değil,yeniden insanca yaşayabildiğimiz için