23 Aralık 2024 Pazartesi günü sabahı, televizyon kanallarında izliyorum.
Daha önce Şam’a kadar giderek Emeviye Camii’nde namaz kılan MİT Başkanı İbrahim Kalın’dan sonra Dışişleri Bakanımız Hakan Fidan da Şam’a gitmiş, Suriye’nin yeni fatihi Golani (Gerçek adı Ahmed Hüseyin eş Şara imiş) tarafından coşkuyla karşılanıyor. HTŞ lideri Golani ile Dışişleri Bakanımız Hakan Fidan, ellerinde demli çay bardakları tutuyorlar, mutlu bir şekilde yüksek bir tepeden Şam’ı izliyorlar. Suriye’nin yeni fatihi Golani, takım elbise giyinmiş, kravat takmış, sakalını kısaltmış, traşlı, gayet şık görünüyor.
“Esad’ın kaçışından yeni detaylar” başlığını kullanmış CNN televizonu.
Sonra, yere serilmiş Beşar Esad resmini çiğneyerek geçen perişan kılıklı insanlar gösteriliyor. Esad döneminin askerleri olduğu belirtilen sivil kıyafetli bu insanlar, HTŞ askerleri arasında Esad’ın resmini çiğneyerek geçiyorlar, habere, “Esad’ın rejim askerleri, Esad fotoğrafına böyle bastılar” başlığını kullanmışlar.
Televizyon ekranında bir ara, “Katil Esad, yaptıklarının hesabını nasıl verecek?” başlığı görülüyor.


Haberleri izlerken, vatanımızın muzaffer komutanı, çağdaş cumhuriyetimizin kurucu lideri Mustafa Kemal Atatürk ile ilgili bilgiler canlanıyor hafızamda. Kurtuluşundan sonra İzmir’e gelen Mustafa Kemal Atatürk, Karşıyaka’da İplikçizade Köşkü’nde konaklayacaktı. Girişte kadınlı, erkekli muazzam bir topluluk birikmişti. ATATÜRK onları selamlayarak köşke yöneldiğinde yüzü asıldı. Kaşlarını çattı. Çünkü, geçeceği yerde boylu boyunca bir Yunan Bayrağı seriliydi. Karşılayıcılara bunun nedenini sordu. Onlar da, “Yunan Kralı Konstantin’in 1921 yılında İzmir’e geldiğinde bu köşkte ağırlandığını; yere serilen Türk Bayrağını çiğneyerek içeri girdiğini” anlattılar. Atatürk’ün yanıtı kısa ve kesindi: “Yunan Kralı hata etmiş. Çünkü, bayrak bir milletin onurudur. Ben bu hatayı tekrarlamam” diyerek, yerdeki bayrağı kaldırttı. Köşkün bembeyaz mermerlerinde ilerleyerek, içeri girdi.”
Atatürk’le ilgili benzer bir olay da Çanakkale savaşına katılan Anzak askerleri ile ilgiliydi:
Çanakkale savaşında İngiliz ordusunda savaşan Avustralya’dan, Yeni Zelanda’dan getirilmiş Anzak askerlerinin yakınları, her yıl Çanakkale’ye gelerek evlatlarının can verdiği toprakları ziyaret ediyorlardı. 1934 yılında Çanakkale’ye gelen Anzak annelerine hitap eden Atatürk, tüm dünyada zihinlere kazınan şu sözleri söylemişti:

“Çocuklarınız, bizim çocuklarımız Mehmetçikler ile yan yana, koyun koyunadırlar. Uzak diyarlardan evlatlarını harbe gönderen analar! Gözyaşlarınızı dindiriniz. Evlatlarınız, bizim bağrımızdadır.”
Televizyonda Suriye ile ilgili bu haberleri izlerken anımsadığım Atatürk ile ilgili bu bilgiler bana, İslam dininin tebliğcisi Hz. Muhammed’in, kendisine “Din nedir.” diye soranlara verdiği şu yanıtı anımsattı:
“Din güzel ahlaktır.”
Son Peygamber Hz. Muhammed’den, bin dört yüz yıllık dinimizden bugüne kadar öğrendiğimiz “Güzel ahlak” bu mudur?
Savaşanlar hep Müslümanlar. Ortadoğu’da bitmek bilmeyen Alevi, Sünni, Şii, Nusayri, çatışmaları... Diktatörler, krallar, emirler, sultanlar, terör örgütleri... Birbirlerini boğazlıyorlar, birilerinin saltanat kavgalarında öldükçe ağlıyorlar, öldürdükçe zafer çığlıkları atıyorlar...

Bu arada sosyal medyada Şam’daki ünlü Emeviye Camii hakkında tarihi bilgiler paylaşılıyor... Öncesinde bir kilise olduğu, İslamiyetin ilk yıllarında (634) camiye dönüştürüldüğü, bir ara hem kilise hem de cami olarak kullanıldığı belirtiliyor. Cami, bugün hala korunan Vaftizci Yahya kafası gibi kutsal emanetleri muhafaza ediyor. Ayrıca cami içerisinde Şiilik için önemli nirengi noktaları var. Bunlar arasında I. Yezid tarafından gösterilmek üzere saklanılan Muhammed’in torunu (Hz. Ali’nin oğlu) Hüseyin’in, Kerbela savaşında kesilen kafası yer almaktadır. Caminin kuzey duvarına eklenmiş küçük bir bahçede de Selahaddin Eyyubi’nin türbesi bulunmaktadır.

Bugün Suriye’de devlet yönetimini ele geçirenlerin, on küsür yıldan beri bölgede devam eden iç savaş sırasında örgütlenen El Kaide, El Nusra, IŞİD, ÖSO gibi terör örgütlerinin uzantıları olduğu belirtiliyor. Bu terör örgütlerinin, savaşın ilk yıllarında önlerine gelen tarihi eserleri yakıp yıktıkları, ele geçirdikleri Türk askerlerini, üzerlerine benzin dökerek diri diri yaktıkları ve bunları, zafer çığlıkları arasında sosyal medyada yayınlayarak düyaya duyurdukları görüntüler canlanıyor insanın hafızasında.
Kutsal kitaplarımızda, “Adaletten önce merhamet gelir, merhameti olmayanın adaleti olmaz” denmiyor mu?
Ne merhamet, ne adalet, ne de insanlığımız kaldı!.. Gücü yeten gücü yetene...

Afganistan, Pakistan, İran, Irak, Suriye, Mısır, Filistin, tüm Arap devletleri tarih boyunca hep fokur fokur kaynadı ve daha uzun yıllar ateşler içerisinde kavrulacağa benziyor.
Dünyadaki 57 Müslüman devlet arasında elle tutulur, gözle görülür bir tek Türkiyemiz var, onu da bu bataklığa sürüklemek isteyen dış güçler, sürekli zorluyorlar.
Küçük siyasal hesaplar uğruna, bu oyunlara gelmemeliyiz diye düşünüyorum.